HATALARDAN DERS ALMAK.
Daha doğrusu adam gibi adam olmak. Bu gün duygularım karmaşık, parmaklarım ısrarla farklı tuşlarda dolaşıyor. Sanki değişik ve farklı bir konunun çekim alanındayım. Genel olarak pek fazla okumayan ama her şeyden anlayan, her konuya vakıf olduğumuzu zannedip, olduğumuz gibi görünmeyi kabullenemeyen bir toplumuz. Mezuniyetimiz nükdedan. Sorarsanız, hayat okulundan. Düşüncelerin açığa vurmadıkça senindir. Duygularına gem vurabilir, onlara hakim olabilirsin. Ama... Söz insanın ağzından çıkana kadar insanın esiridir. Söz ağızdan çıkınca insan sözünün esiridir derler ya; işte öyle bir şey. Hisse alınacak bir kıssa, bir anlık gafletin esareti ve hükmün letafeti. Yıllar geçti aradan ama mahcubiyetimin izleri daha tap taze duruyor yüreğimde; adam gibi adam olmanın özlemiyle. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan etmiş ve Sayın Rauf Denktaş genç cumhuriyetin ilk cumhurbaşkanı olmuştu. KKTC bütün Türk vatandaşlarının katılabileceği bir milli marş yarışması açtığını duyurmuştu. Meftuni mahlası ile şiir yazan cennet mekan Babam Hacı Abdullah Odabaş, her zaman en üst seviyede yaşadığı milli ve manevi duygularını kağıda dökmüş ve bu konu ile ilgili bir şiir yazmıştı. Erzurumdaki ofisimde ben önemli bir dosya üzerinde çalışıyorum, babam da milli marş şiirini KKTC’ye göndermek için, ofis te çalışan delikanlıya daktilo ile yazdırıyordu. Ben önümdeki dosya ya yoğunlaşmış çalışırken, bir taraftan da daktilo ettikleri şiiri zarfa koymadan daktilo hatası yapıp yapmadıklarını kontrol etmek için uyarıda bulunmak gayesiyle yazıyı bitirmelerini bekliyordum. Bir ara kafamı kaldırıp zarfı kapatmak üzere olduklarını gördüm ve ani bir refleksle: “Durun kontrol edeyim de sonra zarfa koyun.” Demiş bulundum. Bu sözün üzerine rahmetli babam, manalı bir gülümseme ile kağıdı bana uzattı ve... Söz maksadı aşmıştı. Hatamı anladım ama, iş işten geçmiş söz ağızdan çıkmıştı. Dedi ki: “Zamanın birinde müftü efendi köy imamını ziyaret maksadı ile bir köye gider. Köyün ileri gelenleri müftü efendiyi karşılar ve köy odasına buyur ederler.İzzet ikramdan sonra müftü efendi köy imamının orada olmadığını fark edince: Hoca efendi nerede? Diye sorar. Onlar da imam efendinin komşu köydeki imam arkadaşını ziyarete gittiğini ve birazdan geleceğini söylerler. Az sonra imam efendi gelir. Müftü efendi: Hocam neredeydiniz? Diye sorar. İmam da: Komşu köydeki imam arkadaşın Kuran-ı Kerim’ini kontrol edip düzelttim de oradan geliyorum. Cevabını verince, müftü efendi : Neresini düzelttin diye sorar. Oda: Efendim Er-rahman suresinde bir sürü “Febieyyüala irabbikü matükezziban” yazıyordu bir tanesini bıraktım diğerlerinin hepsini sildim der. Aslında benim o sözü hangi amaçla söylediğimi o da çok iyi biliyordu ama, bu latif ve zarif dokundurma ile ömrümün geri kalan döneminde kulağıma küpe olacak ve hiç unutamayacağım güzel bir ders vermişti.
Ertesi gün ben ruhuma nakşettiğim hayatımın en nadide hatırası saydığım baba nasihatını manzum hale getirerek yüreğime yazdım.
Evvel zaman içinde bizim köyün birinde, Genç bir imam yaşarmış görevliymiş camide.
Çok güzel bir sesi var kıraati çok âlâ, Hem ilimsiz allame, hem de biraz ukala.
Köylü onu gerçekten ilim ehli sanıyor, Saf temiz Müslümanlar, ne söylese kanıyor.
Bir gün şehirden müftü, köye misafir gelir. Herkes bu misafirin gelişine sevinir.
Kalabalık içinde gözler hocayı arar, Göremeyince müftü;” Nerede” diye sorar.
“Bazen komşu hocanın ziyaretine gider, Çok geç kalmaz az sonra oda gelir” dediler.
Biraz sonra kapıdan içeri girer hoca, Selam verip oturur bir mindere usulca.
“Nerede kaldın?” diye sorar Müftü Efendi. Hoca kekeleyerek ona şunları dedi:
“İmam arkadaşımın ziyaretine gittim. Kuran-ı Kerim’ini inceleyip düzelttim!”
Bu cevap cemaatin göğsünü kabarttı ya, Merak içinde müftü yine sordu hocaya:
Evladım, sen, Kuran’ın neresini düzelttin. Söyle de anlayalım doğrusu merak ettim.
“ERRAHMAN” suresini okuyordum Kur’an’dan; “Febüeyyü ala irabbikümatükezziban”.
Okuyunca sureyi, hatayı hemen sezdim; Bir tanesini koyup diğerlerini çizdim.
Kişi arifse eğer kıssadan hisse alır. Dersini almayanlar her dem sınıfta kalır.
Celal Odabaş 24.05.2008