Oysa köleci döneme gelindiğinde totem dönem, ilahi dönem gibi süreçlerin mana anlayışları değişmişti. Dönüşmüş olmakla ortadan kalkmıştı. Her iki yasa sosyal yapı bağrında çakılı ve sosyal yapı bağrında gömülü olmakla hayali bir geri bağlanım hortlamasına dönüşmüştü.
Totem döneme ait ve ilahi döneme ait kardeş olmanın mana anlayışları da ortadan kalkmıştı. Ancak ortadan kalkmış, değişmiş, dönüşmüş eski yasalar kaynaktan kesilmiş suyun ırmak sızıntısı akış olarak köleci dönemle birlikte günümüze dek devam ediyordu.
Böylece köleci döneme tabii olan birinin kardeşlik anlayışı bambaşkaydı. Köleci dönem kardeşliği aile mirasçısı olarak doğuran doğurtan ana babadan kardeş olmaktır. İman kardeşi olmaktır.
Şimdi kolektif miras yerine kişi mirası vardı Köleci kişi mirasından ötürü kardeş kavramı; bir ana ve bir babada doğmanın MANA anlayışına dönüşmeydi.
Ama kardeş kavramı ilk inşa dönemindeki gibi doğada sağlaşma ve üreten ilişki üzerinde sağlasan bir paylaşma olan ortaklaşma anlayışında asla koparılmamıştı.
Ana baba kardeşliği de buydu. Soy kardeşliği de buydu, Dünya kardeşliği de buydu. Din kardeşliği de buydu, Ademden kardeşler olma da buydu. İnsan olmanın kardeşliği de buydu. Evrensel kardeş olmanın anlamı da buydu. vs.
Grup müktesebatı olan miraslara ortak kılınan totem kardeş tanımı ile şimdiki anladığımız kişi-aile mirasına endeksli bir ana doğuranı ve bir baba doğurtanı tanımlı kardeş söylemi de; eski yasaları ve totem kardeş söylemini anlaşılmaz gibi kılmıştır.
Şimdiki ana baba söylemi ile belirtilen kardeş söylemi ile totem kardeş söyleminin gerisinde oluşan somut paydaşlı toplumsal gerçekler ortadan kalkmasa da mazi bilinemez olmuştur.
Köleci koşullara göre tanımlanıp söylenen kardeş tanımı ile eskiye dair hangi toplumsal gerçekler ortadan kalkmıştı? Ve yeni kardeş tanımı ile neler bilinemez olmuştu?
Şimdi içinde kolektif (ortak) akıl, kolektif (ortak) bilinç, kolektif (ortak) muktedir oluş yani (ortaklaşa yapabilirlik) sürüyor olsa da temelde kolektif patenti olanlar bilinmez, anlaşılmaz kılınmakla ruhu değil, dinamiği değil ama vurgulanma bağıntısı ortadan kalkmıştı.
Kısaca kolektif miras ortadan kalkmıştı. Hayatta kalmayı kolay eden yardımlaşmanın ortak bir kolektif çaba olması, ortak bir kolektif gayret olması (emek olması ) gerçeği sürse bile vicdani değer yargısı yapılmayan bir unutturma olayı olmuştu. Şimdi kişi bazlı, takdirli mal varlığına göre oluşan anlayışlar vicdan olmuştu.
Ortaklaşa bir hayatta kalma anlayışı olan söylem ve karşılıklı işbirliği ile yine ortak anlayışlı zemin iletimlerini simge eden alan içinde hiza almanın temel düsturu görmezden gelinmişti.
İnşacı olmayan; bidayette olmayan ve sistem içine nereden geldiği belli olmayan (!) “takdir eden bir mülk sahibi El” anlayışı ortaya konmuştu. Mülk sahibi El etrafında, mülk sahibine muhtaç olucu; mülk sahibinin keyfince kaderlerin belirlendiği iş arama, iş bularak çalışma eksenli tevekkülcü, kaderlerine razı bir hizalanma anlayışı ortaya konmuştu.
Ya da mülke ve mülk sahibine tapımın taat, itaat, biat ve ibadetini vicdanını ortak değer (çevrim ekseni) yapan inanca değin anlayışın vicdani değeri olarak ortaya konmuştu. Bu anlayışın ortaya koyduğu mana etki ile (mana büyülenme ile) mülk sahibi rızk vermezse ne olurdu, deniyordu!
Oysa kolektif güçten önce “rızk veren bir mana anlayışı yoktu. Üstelik de traktör verilmiş bir rızk da değildi. Oysa bidayette ortaya konan ortaklaşmacı kolektif alana başlanış koşulu olan bilinç içinde; mülk sahibi rızk vermezse ne olurdu, denmenin esamesi bile yoktu!
Bidayette bu tür rızk verici bir anlayışın köleci sistem içinde maksadı matuf inanç olmasının dışında kümeleyici ortak değerli çevrim eksenini oluşturması olanaksızdır. Bu anlayış asla inşacı değildir. Bu anlayış ancak tüketilenden fazlasını üretecek ileri düzenli kolektif üretim ilişkisi içinde paydaşlı üreten ilişkiyi enfekte edecek kurnazlık ve asalak olarak var olurdu.







