"Gelecek, şimdinin küçümseyen bir bakışıyla geçmişin şikayet ettiği bir aynadır." - Woody Allen (kurgusal)"

Avram 10

Bu metin, antik dönemde Natidumlar adı verilen kadınların toplumsal rollerini inceliyor. Tapınaklara çocuk veren bu kadınlar, kendilerini toplumsal görevlere adamışlardı. Yazı, "el mana" kavramı üzerinden tarihteki ilk özelleştirme hareketlerini sorguluyor ve kolektif yapıdan bireysel mülkiyete geçiş sürecini ele alıyor. Natidumların kutsallığı ve toplumsal geçiş ritüellerindeki yeri, eski uygarlıkların sosyal yapılarına dair ilginç bir pencere açıyor.

yazı resim

Natidumlar sosyal ve toplumsal bir görev için kendisini grubuna, toplumuna feda eden kadınlardı. Natidum kadınlar hiç kimseye ait olmayan güvenli bölgedeki güvenli yer sayılan tapınağa ve tapınak ittifakına çocuk veriyordular.

Natidum kadın üzerindeki sosyal toplumsal görev neydi? Natidum kadının sosyal görevi kardeşi olan bir erkek doğurtandan doğurmaktı. Toplumsal görevi de sosyal mantığa aykırı olan bir toplumsal mantığı, sindirir olmayı geçiş ritüeli üzerinde kurumlaştırmaktı.

Köleci dönemin başında ve köleci dönem içinde Natidum kadını kutsama simgeciliği, pek işlevi kalmasa da anlamı çok kişiler tarafından bilinmese de devam ediyordu.

El mana anlayışı bir özelleştirme hareketidir. El mana anlayışı tarihin ilk özelleştirme hareketini, mana olaraktan kolektif süreç içinde ete kemiğe büründürme sürecidir. El nereden ve neyi özelleştirmiştir?

El, kolektif alan içinde mana olarak kişi mülkiyeti algısını oluşuyordu. Özelleştirmeyi kolektif alandan yapacaktı. Kolektif mülkiyet içinde olan zenginlikleri, kamusal kaynakları, mülkiyet şekline göre üretim ve paylaşım süreçlerini, artı ürünün sömürülmesini özelleştirmişti. Özelleştirilenleri seçilmiş ve kendi temsilcisi olan kişiler yönetimine vermişti. El artı emek üzerine oturan tuzak ile sanal bir meşrulaşma hareketi olmakla, toplumun enfeksiyonudur.

El; nesnel esasa bağlı dayanışma, nesnel yardımlaşma ve birbirinin eksiğini tamamlayıcı karşılıklı emek transferi üzerine hile ile oturmuştu. Kolektif emeği, paylaşma işini; mülk sahibi iradesi yapmıştı. Yöneten mülk sahibi olma iradesini keyfine göre paylaştırma işine dönüştüren hilebazlıktı. Yani El kolektif takdiri, kişi takdiri yapan mana anlayışıydı.

Mülk sahibi iradesi, yönetme, paylaştırma TAKDİRİDİR. Toplumu kendi öncesine yabancılaşma işidir. Kişisi mülk sahibi olma düşüncesinin kendi öncesi kolektif geçmişti. Kişisi mal sahibi olma hilesi; kolektif inşacı ve kolektif geçmişe kolektif emeğe ve kolektif kişiye yabancılaşmaydı.

Yabancılaştıran mantık kolektif geçmişi yok saydı. Kişisi mülki irade kolektif geçmişi kötüledi. Kişisi mülki irade geçmişe sapıklık dedi. Kişisi mülki irade kolektif geçmişi olan anlayışı toplum dışına atarak, yabancılaştırma işine başladı.

Köleci sistem kişileri inşa-i geçmişine yabancılaştırma işinde başarılıydı. Kolektif alan mülke ortaklar tanıyordu. Köleci sistem mülke ve mülk sahibine ortaklar tanımıyordu. Köleci sistem, karşıtı olan kolektif dönemin kendisine ortaklar tanıyan anlayışına şeytana uymak, diyordu. Böylece kolektif süreci şeytanlaştırıyordu. Köleci sistem, geçmişin kolektif anlayışını şirke bulaşma inancına temel yapıyordu.

Kısacası El köleci sistemin içini tuzaklarla doldurdu. El kişisi mülk tescilcisi dir. El, Zengin ve fakiri ortaya koyan mantıktır. El, zengin ve fakir ayrışması üzerinde: iyiliği-kötülüğü bilmedir. El, zengin fakir ayrışması içinde sevabı günahı bilmedir vs.

El, zengin ve fakirliğin zaruretini miras olarak çocuklarına taşıyan kocayı ve kadın eşi bilmektir. El, miras bırakacak ana babanın, kendisine mirasçısı olacak ailesini, evladını bilme düşüncesidir.

El, kolektif alanın herkese tanıdığı yarın güvencesi yerine; aile güvencesi gibi güvencesiz olma gibi yeni kavramları bilme işidir. El, kişileri işsizlikle yarın güvencesinden yoksun bırakan tedirginliği sömüren manadır. İşte Abraham türü El mana anlatımları, geçmişin kolektif ligine karşı şimdinin köleci ve mülk sahibi olucu kulluk ilkelerini zihinlere kazıma işiydi.

Eskinin natidum kadının köleci sistem içindeki değişen yeni anlamı, kocaya çocuk vermeyen kadındı. Abram anlatısındaki tapınağa çocuk verip de mülk sahibi kocaya çocuk vermeyen Saray gibi natidum kadının ittifakı rol geçmişi bilinmiyordu.

Natidum kadın söyleminde olduğu gibi geçmişin mana anlamıyla şimdinin mana anlayışı kavramlarda ikili anlam ortaya koyuyordu. El-ilah kavramı dahi ikili bir dual ite içerikli anlamdı. El-ilah, köleci birleşmeleri simgeleyen temsil yeri içine kondu. El simgesinin konduğu yere panteon denir. Panteon köleci ittifakın kabe merkeziydi. Natidum kadınlar, panteon sergileyicisini simgeleyen tapınak içindeki El ilahlara rahibe olmuşlardı.

Rahibelere neden sister (kız kardeş) denirdi? Bir zamanların aidiyet formu olan kardeş söylemi ya da natidum kadın kardeşliği şimdi rahibe kadın kardeşliğiydi. Artık köleci inşa El İlah veya tanrı adına ya da zıllullahlar (zıl-ilahlar; gölge ilahlar) adına ittifak ediliyordu.

Natidum kadının grubuna çocuk vermeme işi şimdiki köleci sistem içinde kocaya çocuk vermeme işi ile bir süre daha anılır olmuştu. Anlatılar böyleydi. Natidumlar niye kocaya çocuk vermiyordu? Şimdi içinde bunu bilen yoktu.

Rivayetlerdeki bilinmezlik karşısında olup biten anlatımlara mit deme, mitoloji deme, sapıklık deme, gizlici deme, saklı olmanın okültizmi ni doğurmuştu. Rivayet edilen anlatım ve anlaşılmalarla yorum veya içtihad kapısı açılmıştı.

KİTAP İZLERİ

Aşk Hikayesi

İskender Pala

İskender Pala'nın Kaleminden Zamana Meydan Okuyan Bir Aşk Destanı İskender Pala, "Aşk Hikayesi" ile Okurlarını 17. Yüzyıl İstanbul'unda Soluk Soluğa Bir Serüvene Çıkarıyor 10 Haziran
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön