..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Yalnızca sevgiyi öğret, çünkü sen osun. -Anonim
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Toplum > gürsel çolakoğlu




24 Şubat 2011
Gelincik Çiçeklerini Gözyaşıyla Sulamak...  
gürsel çolakoğlu
Şehitlerimizin ruhlarına saygısızlık olur diye normal ses tonumuzdan daha düşük bir ses tonuyla konuşmaya çalışırken, bir dondurmacının sesiyle irkildim. Sonra kalabalığı gören diğer satıcılar; kartpostal, hediyelik eşya ve su satıcıları bir taraftan, yiyecek satanlar diğer taraftan bağırıp duruyorlardı. Sanki bir mahalle pazarının esnafı gibiydiler.


:AIGB:
Çanakkale’deydik. Şehri bir çok kez ziyaret etmeme rağmen şehitliklere üçüncü ziyaretimi gerçekleştirdim. Her defasında müthiş bir duygu seli yaşanan bir yer. İlk ziyaretim 1978 yada 1979 yılıydı. O dönem beni şaşırtan Anzak ve İngiliz askerlerinin mezarlıkları ve anıtlarının bakımıydı. Şaşırmıştım, çünkü bizim şehitliklerimiz o dönem için Anzakların ki kadar bakımlı değildi. Şimdiki ziyaretimde özellikle Abidenin çevresi, şehitlikler ve Kilitbahir kalesini eski halleriyle karşılaştırdığımda açıkçası sevindirici buldum, ama…
Şehitlerimizin ruhlarına saygısızlık olur diye normal ses tonumuzdan daha düşük bir ses tonuyla konuşmaya çalışırken, bir dondurmacının sesiyle irkildim. Sonra kalabalığı gören diğer satıcılar; kartpostal, hediyelik eşya ve su satıcıları bir taraftan, yiyecek satanlar diğer taraftan bağırıp duruyorlardı. Sanki bir mahalle pazarının esnafı gibiydiler. Bu durumda şehitlerimize olan borcumuzu en azından bir fatiha okuyup anmak isteyen bizleri de bir müşteriymiş gibi görüyorlardı herhalde. Eski halinde şehit kanlarıyla sulanmış bu topraklarda belki fazla anıtımız ve sembolik şehit mezarları da yoktu, ama bu şekilde davranan saygısız satıcılar hiç yoktu. Yada o dönemlerde bu tür davranışlara kalkışan insanlara izin verecek yöneticiler yoktu. Milli parklar genel müdürlüğü, bu milli park için alan kılavuzlarını nasıl yetiştirdiyse burada iş yeri verdiği satıcıları da bir an önce yetiştirmesi gerekiyor. Yada buraları kiralayacağı kişileri seçerken biraz daha dikkatli olması lazım.
Milli Parklar Genel Müdürlüğü şehitlikler için alan kılavuzları yetiştirmiş. Hatta alan kılavuzlarının bir derneği de var. Kafilelere talep etmeleri durumunda yaklaşık altı saat süren bir ziyaret turu içerisinde bilgi aktarıyorlar. Kılavuzlar gezdiğimiz bölgedeki savaşı, tabyaları, sargı merkezlerini, göğüs göğse yapılan süngü savaşlarını dahi ayrıntısına kadar aktarıyorlar. Bunlar dışında yalan yanlış bilgilere sahip sözde kılavuzlar ise nabza göre şerbet veriyorlarmış. Bu nasıl oluyor demeyin her kesimden insan geldiği için giyim biçimine göre bilgi aktarıyorlarmış.
Sertifikalı olan kılavuzumuza insanların ilgisi nasıl diye sordum. Beklediğim cevaplar yanında hiç ummadığım şeyler de duydum. Bir meslektaşının başına gelen olayı aktardı. Bir kafilenin otobüsünde savaşın ayrıntılarını anlatırken Atatürk’ün kahramanlıklarından ve askeri başarısından bahsetmiş ve sonrasında otobüstekiler kılavuza ihtiyacı olmadıklarını söyleyerek otobüsten inmesini istemişler.
Yıllar önce Alçıtepe köyünden Salim Mutlu hayatta iken Gelibolu savaşlarının yapıldığı alanlardan topladıklarıyla müzeye çevirdiği evi de ziyaret etmiştim. Şimdi kapıda rahmetlinin damadı ve kızı var. Bağış vermeden içeri giremiyorsunuz. Karşısında gözlemeciler, yanında bir lokanta açılmış.
Bir kısım insanımız Anzak ve İngiliz askeri mezarlarının bulunduğu yerlere bakışları daha farklı. Halbuki onların çoğu da sembolik mezar. Aynı yerlerde şehitlerimizin de olabileceğini düşünemiyorlar. Otomobillerini park ettikleri, piknik yapmaya çalıştıkları, sigara izmaritini, çöplerini attıkları yerlerde bile… Örnek olarak 12 Temmuz 1992’de açılmış olan ve 628 şehidimiz için yapılan 57. alay şehitliğini gösterebilirim.
Bu şehitliğin yapımı sırasındaki kazılarda, İngiliz Yüzbaşı Woiters ve 57.Alay 6.Bl. Komutanı Erzincanlı Üsteğmen Mustafa Asım Bey'in iskeletleri yan yana ve yanlarında tabancaları, mermileri ve mataraları ile birlikte bulunmuş ve oldukları yere bulundukları gibi gömülmüşler. İngiliz subayın kimliği boynundaki künyesinden, Türk üsteğmenin kimliği de boynundaki bal mumlu muska açıldığında anlaşılmış. Buradaki bu mezar hariç diğerlerinin tamamı sembolik mezar. Bu durumda buraya yapılan otoparkın, büfelerin, lavaboların altında yatan şehitlerimizin olmadığını söyleyebilir miyiz? Bu nedenle o toprağın her yeri bizim için aynı olmalı.
Sonuç olarak; rant konusu olarak düşünülmemesi gereken bu topraklarda herkes bir yanlış içerisinde olduğunu görmek üzücü oldu.
Halbuki yıllar önce subay arkadaşların rehberliğinde gezdiğimde anıtlarımız yoktu, doğru. Ama o günlerdeki ziyaretimde; kuş ve rüzgar sesinin ahenginde, mis gibi kokan toprağın üzerinde göz yaşlarımla suladığım boynu bükük kırmızı gelincik çiçeklerini ve dualarımı kahraman şehitlerimize bırakarak geri dönmüştüm. (GÜRSEL ÇOLAKOĞLU)








Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın toplum kümesinde bulunan diğer yazıları...
Anlamsızlıklarla Kavga Etmiyorum Artık
Emekçi Olmayan Kadın Var mı?
Deve Kuşundan Özür Diliyorum.
Düğün Mevsimi ve Havai Fişekler...

Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Kadınım Yalnızlık Kokuyordu...
Devlet Adamına Öğüt...
Vitrin Gibi Hisseden...
Issızlıkta...
Aynaya Yorgunca Bakan Kadın...
Gardiyan Gölgeler...
Anneler ve Şehitleri...

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Ah... [Şiir]
Solduk Ama Ölmeyeceğiz... [Şiir]
Damla Gibi... [Şiir]
Bir Çınar Altında Mesela... [Şiir]
Feleğin İşbirlikçisine... [Şiir]
Aşure Gibi Biri İşte... [Şiir]
İsyanım Var... [Şiir]
Libya'dan... [Şiir]
Merhaba Arkadaşım... [Şiir]
Anne İşte... [Şiir]


gürsel çolakoğlu kimdir?

gurselc@hotmail. com


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © gürsel çolakoğlu, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.