..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Yaşam ciddi, sanat neşelidir. -Schiller
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Sanat > Jack Araz




5 Mart 2008
Sanatın Kalbine… Bıçak ve Kan…  
Jack Araz
Kalbin derinlerine saplanır bu bıçak...Kanlar damlamaya başlar yavaş yavaş...Yerler kan olur...Zemindeki saf beyazlığın yerini kanın kırmızısı alır...Kan kurudukça çıkması zorlaşır... İşte sanatın kalbine saplanan bıçakta böyle döktü kanı yere ve sanatın beyazı kırmızıya dönüştü...


:ADIJ:
Renkler, sesler, şekiller ve sonsuz hayal gücü… Ancak bir an gelir ki hayal gücünden kanlar damlamaya başlar ve yerler kanın kırmızısına bürünür, ondan kurtulamaz, kan kuruyunca lekesinin çıkması giderek zorlaşır... Kan yerlere hükmeder, yerin beyazı yerini kanın kırmızısı alır… İşte bunlar ki sanatın kalbini bıçakla delik deşik ederek insanların gözlerini boyayan ve gerçek estetiği görmelerini engelleyen… Sanat katilleri, günümüz sanatçıları…


Hepimizin bildiği gibi sanat dediğimiz şey ilk çağlardan beri mağara duvarlarındaki resimler, haberleşmek için çıkarılan sesler, kilden tabaklar, taştan silahlar, çalı çırpıdan evler aklımıza gelebilecek her şeyin içinde var. Bunların günümüzden tek farkı o zamanlar iletişim için yapılmış olmaları. Örnek olarak müziğin ortaya çıkışını ele alalım: Müziğin ortaya çıkışı yaklaşık olarak M.Ö. XII-XIV binli yıllara dayanıyor. İlkel insan etraftan çıkan sesleri kendisinin de çıkarabildiğini keşfedince artık bir şeylere vurmak yerine kendisi ses çıkarmaya başlar aynı zamanda bu ortak dil kavramını ortaya çıkarır. Bu yeteneklerini ilk olarak hayvanları avlamak için kullanırlar ve bu giderek gelişerek av esnasında organize olabilmek için belirli bir şekilde çıkan ses dizisine dönüşmüştür. Bu sesler genel olarak ünlü harflere dayanıyordu (bu sonuca hayvanların çıkardıkları sesler incelenerek varılmıştır). İnsanoğlu bu yeteneğini yavaş yavaş bir yerlere vurmalarıyla birleştirmiştir ve oluşturdukları bu ses dizisini ayinlerinde kullanmışlardır. Buna en somut örnek olarak Kızıl derililerin müziklerini verebiliriz. Bu dönemlerde sanat iletişim ve tapınma aracı olarak kullanılmıştır. Çeşitli Tanrı heykelleri, kutsal olan şeylerin resimleri, ayinlerde kullanılan müzikler… Dil kavramı ortaya çıkınca yani insanlar anlaşmak için birbirlerine böğürmek yerine alternatif bir sistem bulunca müzik artık ağız ve çeşitli aletlerle yapılan ritim olmaktan çıktı ve bu ritme çeşitli sözler yazıldı. Bunlara Türk edebiyatında örneklerini gördüğümüz sagu, koşuk gibi türleri örnek gösterebiliriz gerçi benim söylediğimin yanında onlar fazla çağdaş kalıyor:) Müzik ilk başlarda hep Tanrılara, ölenlere, sevilenlere yazılmıştır. Müzik özelleştikçe ona olan ilgi artmış ve çeşitli enstrüman yapımlarıyla müzik zenginleştirilmiş, sesin kullanımının geliştirilmesiyle güçlenmiştir. Müziğinde gelişiminde gördüğümüz diğer sanat dalları içinde aşağı yukarı aynıdır. Sanat şahsileştikçe gelişmiş ve sanat okumuş insanların ilgi alanları haline geldikçe halkın okumamış kesimini geliştirmek için kullanılmıştır. Bu yüzden sanatçı kişiliğine sahip bireyler toplumun öncüleridir ve örnek alınacak davranışlar sergilemelidirler.


Avrupa’nın sanata olan en büyük atılımı Rönesans’tan sonra oldu. Papalığın “gerçekte” var olmayan baskısından kurtulan sanatçılar sanatta çok büyük ilerlemeler kaydederek bu alanı çok farklı bir noktaya getirdiler. Ancak insanlar her zaman kolay yolu seçtiklerinden sanattaki bu yeni görüş ne bugün nede o zaman çok fazla desteklenmedi. İnsanlar genellikle düşünmekten kaçınırlar ve en kolay anlaşılır olanı benimserler. Din insanların isteğini tam anlamıyla karşıladığı için Papalığı yıkmak çok zor oldu. Şükürler olsun ki aynı zamanda insanlar fazla baskıya da gelemiyorlar.:D İşte bu yüzdendir ki Johann Sebastian Bach, Ludwig Van Beethoven,Wolfgang Amadeus Mozart, Pachelbel, Vivaldi, Szpilman, Nicolea Paganini, Isaac Albeniz, Frederick Chopin gibi sanatçılar ancak bu günlerde tutku derecesinde dinlenme olanağı kazandı. Gerçi hala onlara gereken değeri veremiyoruz klasik müzik deyince sıkıcı diyoruz… Kan kuruyunca lekesinin çıkması giderek zorlaşır...


Günümüzde ortaya muhteşem gruplar çıkıyor ama biz bunların çoğunu bilmiyoruz, çoğu daha bizim öğrenme şansımız olmadan yıkılıyor. Ancak şu da var ki 80’lerden sonra gerçek müzik kavramı neredeyse yok oldu. Sesi güzel olan herkes sanata soyunmaya kalktı ve tabiî ki toplumun düşünmeye karşı olan bu inadı yüzünden onlar yani en anlaşılır olan müzikler listelerin en üstlerinde yer almaya başladı… Kan yerlere hükmeder, yerin beyazı yerini kanın kırmızısı alır…


Sanatın her dalı ne yazık ki bu kanla kirleniyor… Kirlenmekten en çok nasibini alanda bize has olan ve hiçbir şeye değişemeyeceğimiz düşünme sanatımızdır, insanlığın gelmiş geçmiş en büyük buluşu. Ancak bu düşünmeyi düşüncelerimiz kirletir… Yeniyi keşfettikçe eskinin zorluğu unutulur ve yeninin rahatlığına alışılır… Bu yeni bize psikolojik olarak ta etki eder ve rahatlığa alışan zihnimiz neden sorusunu sormaya üşenir… Ve kan yayıldıkça yayılır, belki bir gün kaplayacak her yeri ancak savaşmak zorundayız bu kirli kanın beyazı kırmızıya çevirmesini önlemek için savaşmalıyız. İnsanlığın en önemli savaşıdır işte bu… Kendini kurtarmak… Düşünme sanatını kurtarmak… Kalbin derinlerine giren bu bıçağı çekip çıkarmak… Ya da el bıçaktayken ölmek… Hiçbir şey yapmadan ölmektense çabalayarak ölmek…

“Önemli olan iyi ve büyük görünmek değil, gerçekten iyi ve büyük olabilmektir.” Ludwig Van Beethoven.



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Karanlığın Kıyısında Boğulan Güneş

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Güller ve Zambaklar [Şiir]
Hançer [Şiir]
Çöl Kuyusu [Şiir]
Karanlık ve Aydınlık [Şiir]
Portre [Şiir]
Karanlık [Şiir]
Perdelerin Ardından [Şiir]


Jack Araz kimdir?

"Önemli olan iyi ve büyük görünmek değil, gerçekten iyi ve büyük olabilmektir. " Ludwig Van Beethoven

Etkilendiği Yazarlar:
Hayat...


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Jack Araz, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.