..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Her şey ancak sevgiyle satın alınabilmelidir. -Andre Gide
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Bilimsel > Felsefe > ali osman yeten




26 Ocak 2008
Thomas Samuel Kuhn'un Bilim Anlayışı  
ali osman yeten
Kuhn bilim felsefesi alanındaki görüşleriyle son elli yıla damgasını vuran bir felsefecidir. Kuhn akademi hayatına bir fizikçi olarak başlayıp; üniversitede bilim tarihi dersleri vererek bu alanda ilerlediğinde bilimin bilindiği gibi kümülatif değil, bilinenin dışında devrimsel bir ilerleme içersinde olduğunu fark etti ve bilim felsefesi alanında uzmanlaşarak bu alandaki görüşlerini ortaya koydu. Kuhn kendi bilim anlayışının çıkış noktasını bilim tarihine dayandırır. ona göre bilim tarihi ne Poper in dediği gibi (yanlışlamacı),ne de pozitivistlerin dediği gibi (doğrulamacı) dir.


:AJBIA:
Kuhn bilim felsefesi alanındaki görüşleriyle son elli yıla damgasını vuran bir felsefecidir. Kuhn akademi hayatına bir fizikçi olarak başlayıp; üniversitede bilim tarihi dersleri vererek bu alanda ilerlediğinde bilimin bilindiği gibi kümülatif değil, bilinenin dışında devrimsel bir ilerleme içersinde olduğunu fark etti ve bilim felsefesi alanında uzmanlaşarak bu alandaki görüşlerini ortaya koydu.
Kuhn kendi bilim anlayışının çıkış noktasını bilim tarihine dayandırır. ona göre bilim tarihi ne Poper in dediği gibi (yanlışlamacı),ne de pozitivistlerin dediği gibi (doğrulamacı) dir.
O bilimin öncelikle iki ana döneme ve bu iki dönem arasındaki geçişlere dayandırıyor. bu iki ana dönemin normal dönem ve anormal dönem(kriz,bunalım dönemi) olarak belirtiyor.Normal dönemdeki bilimsel ilerleme, pozitivistlerin bilim anlayışına uyarken;süreç değişince ortaya çıkan kriz döneminde bilim adamları ortaya çıkan bunalımdan kurtulmak için normal çalışmayı bırakıp,yeni arayışlar içerisinde anormal bilim (felsefe) yaparlar.Bilimsel araştırmayı bir kenara bırakıp bilimsel yöntemi sorgulamaya başlarlar. Tabi bu durum çok kısa bir sürede gerçekleşmez.bu iki dönemin (normal anormal) oluşması için ara dönemler (geçiş dönemleri) gereklidir. Bu dönemleri sırasıyla ele aldığımızda; Paradigma öncesi bilim dönemi, Normal (paradigmal) bilim dönemi, Bunalım dönemi, Devrim… Normal bilim dönemi, Bunalım dönemi…Bu şekilde tekrar eden (periyodik) bir tablo ortaya çıkar. Thomas Kuhn un bilim anlayışını belirtmeye çalıştığım bu yazıda yukarıdaki tabloyu alt başlıklar halinde tanıtmaya gitmeyeceğim fakat bu dönemlerin sıralaması doğrultusunda bütünsel bir açıklama yapmaya çalışacağım.
“Bir paradigma, genel teorik varsayımlar ve yasalarla,bu varsayım ve yasaların uygulamaları için muayyen bir bilimsel topluluğun üyeleri tarafından benimsenen tekniklerden oluşur" bilim adamları bu paradigmaya dayanarak yasaları oluşturur ve ardından bu yasalarla ilgili sorunlar çıkmaya başladığında bir bunalım dönemine geçilir.Bu bunalımın ardından bilim adamları önce sorunun kendilerinde olduğunu düşünüp bu sorunu paradigma üzerinden çözme çalışmalarına devam ediyorlar.Daha sonra bu çalışmalar sonuçsuz kalınca sorunun paradigmadan kaynaklanıyor olabileceğini düşünüp;yeni bir yasa arayışı içerisine giriyorlar.yeni bir yasa anlayışı(paradigma) takdirde:bilim adamları her şeyin bu yeni paradigma çerçevesinde oluşturmaya başlıyorlar.Kuhn a göre bilimsel devrim böyle oluşuyor.
Yukarıdaki kısa (yüzeysel) özetin ardından Kuhn un bilim anlayışını ortaya koymak için bazı kavramları ayrıntılı bir biçimde ele almak gerekir. Bunlardan ilki onun ortaya koymuş olduğu paradigma kavramıdır.
1. Genel olarak, ideal bir durum ya da örnek, bir şeye bakış tarzı; yargılama ölçütü sağlayan her türlü ideal tip ya da model.
2. Daha özel anlamda, bilimde bilim adamının dünyaya bakışını belirleyen model, kavramsal çerçeve ya da ideal teori yönlendirdiği bilim dalında araştırmanın kurallarını ve standartlarını koyan bu alanda çalışan bilim adamlarının problem çözme çabasını koordine eden teorik çerçeve
Margaret MARTEMAN’a göre Kuhn paradigma kavramını bilimsel devrimlerin yapısı kitabında yirmi iki farklı anlamda kullanmıştır. Oysa Kuhn iki anlamda kullandığını söyler;
1-disiplinel matris 2-model – örnek
Disiplinel matris; bir bilim adamları topluluğunun kabul ettiği yasalar, teknikler, metafiziksel kurallar, yöntemler… Bu anlamda düşündüğümüzde paradigmanın merkezinde teori yer alıyor ama paradigma yalnızca teoriden ibaret değildir. Kısaca yasalar merkezde olmak kaydıyla,sorunu ve çözümü bize söyleyen temel kuralların;bilimsel araştırma yapma tekniklerinin bütünüdür.İkinci anlamına baktığımızda(model örnek): her teori(paradigma) bazı sorulara çözüm önerileri sunar anlamındadır. Örneğin Maxwell in elektromanyetik ile ilgili problemlere ürettiği çözüm önerileri bir paradigma oluşturur. Kuhn daha çok birinci anlamında(disiplinel matris) kullanmayı tercih eder.
“Paradigma teriminin iki ayrı anlamda kullanmış olduğum hemen ortaya çıkacaktır. Bir tarafta, terim belirli bir topluluğun üyeleri tarafından paylaşılan inançların, değerlerin, tekniklerin bütününü temsil etmektedir. Diğer tarafta da bütünün içinde bir tek tür unsur söz konusudur: model yahut örnek olarak kullanılan ve gerektiği zaman olağan bilimdeki bütün diğer bulmacaların çözümleme temeli olarak kesin kuralların yerine kullanılabilen somut bulmaca çözümler.”
“Teoriler ya da paradigmalar olgulardan çıkmayıp, olgulara anlam veren bütünlerdir.” “Kuhn a göre ne yaparsak yapalım yinede paradigma kavramını tam anlamıyla açıklayamayız.”
Ne zamanki bilim adamları bir ortak teori üzerinde hem fikir olur; o zaman paradigma oluşur. Paradigma oluştuktan sonra o paradigma içerisinde, o paradigma ile ilgili sorunları çözerler. “paradigma kavramı Kuhn için anahtar bir sözcüktür. Paradigma onun düşüncesinde merkezi bir rol oynar. Kuhn a göre bilim faaliyeti bir paradigmanın ışığında yapılır.” “paradigma geçerliliğini koruduğu sürece bir yanıtı olduğunu bildiğimiz soruları seçmeye yarayan bir ölçüttür.” Bilim adamları açıklık getirilmesi gereken şeyleri o paradigma doğrultusunda açıklarlar. Bilim adamları bazen o paradigma ile bazı şeyleri açıklayamazlar. Bu anomalinin (açıklanamayan durum) ortaya çıkması demektir.
Anomali;”olağan bir durumdan, kuraldan sapma hali ilkeden, kurallaşmış ve alışılmış olandan, genellikten ayrılma durumu.”
Popper anomali ortaya çıktığı zaman teorinin terk edilmesi gerektiğini söylerken,Kuhn daha farklı düşünür. Ona göre bilim adamları önce bunu(anomaliyi) önemsemezler sonra durumu açıklayamaz yahut sorunu çözemezlerse sorunu teoride değil kendinde ararlar. Ama ne zamanki bu anomaliler artıpta durum ciddileşince bilim adamları acaba anomalide mi sorun var derler(Lacatos ile Kuhn bu konuda hem fikirdir). Daha sonra temel yasalar temel yöntemler üzerinde düşünmeye başvururlar yani sorunu paradigmada aramaya başlıyorlar.
Paradigma ile ilgili sorunu yalnızca çözülemeyen problemler oluşturmaz; bir paradigmada hemen hemen her zaman bazı anomaliler bulunabilir.Bu anomaliler paradigmayı olan güveni yıkacak şekilde gelişirse;bu durum çok ciddi bir bunalıma yol açabilir.paradigmaya yönelik ciddi problemlerin sayısının artması bunalımın ortaya çıkmasını etkileyen başka bir faktördür.problemlerin artışıyla birlikte bilim adamaları felsefi ve metafizik tartışmaların içine girerler ve bilim yapmaktan uzaklaşırlar. Bu bunalımların ortaya çıkmasıyla kriz dönemi başlar. Kriz dönemi içerisinde alternatif teoriler oluşur;bu alternatif teorilerden birisi seçilince,devreye artık o (yeni seçilen) teori girer ve bilimsel devrim gerçekleşmiş olur.”bilimsel bilgi düzgün bir doğru boyunca ilerlemez,birikimsel bir süreç izlemez.” Devrimden sonra tekrar normal döneme geçilir ve bilim adamları bilim yapmaya (Kuhn a göre bulmaca çözmeye) yönelirler. Bu değişim aniden ve çabucak gerçekleşmez: çözülemeyen problemler ortaya çıktığında bilim adamlarının problem çözme teşebbüsleri değişir,bu değişim sonucunda paradigma tarafından koyulan kurallarda değişir (gevşer).Bilim adamlarının bir paradigmaya olan güvenleri sarsıldığında devrim zamanı yaklaşmış demektir.daha sonra yeni teoriler içerisinden yeni bir paradigma çıkar ve bu eski paradigmayla karşılaştırılamaz. Çünkü her paradigmanın dünyaya ve kavramlara bakışı farklıdır.”Aristoteles paradigmasında evren tasavvuru ayaltı ve ayüstü olarak ikiye ayrılırken, Newton paradigmasındaki evren tasavvuru çok daha farklıdır.”
Bilim adamının dünya görüşüne onun çalışmakta olduğu paradigma kılavuzluk eder. Kuhn farklı paradigmadakilerin farklı dünyada yaşadıklarını öne sürer.
Kuhn a göre;”turbo motorlu jet uçakları pervanelideki uçakların geliştirilmiş veya devamı değildir, tamamen farklıdır.Dolayısıyla burada bir süreklilikten ziyade yaklaşım tekniği(paradigma) açısından bir farklılık söz konusudur.”
Bir bilim adamının içinde bulunduğu paradigma anlayışını bırakıp başka bir paradigmaya göre çalışması Kuhn a göre din değiştirme gibi bir şeydir. Bana kalırsa bu daha ileri götürülerek;hayat değiştirme,yaşam tarzı değiştirme,kültür değiştirme gibi bir şeydir denilebilir.
Bilimsel devrim: paradigmanın tek bir bilim adamı tarafından değil ilgili bütün bilimsel topluluk tarafından terk edilmesi ve yeni bir paradigmanın kabulü olarak nitelendirilir. Kuhn a göre bir paradigma ortaya çıktıktan sonra ondan öncekiler zamanla yok olurlar.Bu yok oluşun nedeni eski paradigma içerisindeki bilim adamlarının yenisine yönelmesiyle gerçekleşir.
“Herhangi bir buluş benimsendikten sonra, bilim adamları hem daha geniş bir doğal görüngü kapsamına erişiyorlar, hem de önceden bilinen görüngüleri çok daha büyük bir kesinlikle açıklayabiliyorlar.” “yeni kuramların ortaya çıkışı, paradigmada büyük çapta bir yıkım yaptığı ve olağan bilimin temel sorunları ile tekniklerinde büyük değişiklikler gerektirdiği için, genellikle meslekte ciddi belirsizliklerin yaşandığı dönemler sonuncunda mümkün olur.”
Kuhn a göre olağan bilimin ilerleyişinde bir sorun yoktur çünkü olağan bilimin amacı paradigma içindeki problemleri çözmektir. Burada ilerlemenin çözülen problemlerin sayısıyla orantılı olduğunu söyleyebiliriz.esas problem bilimin devrimlerle ilerlemesiyle ortaya çıkar.bu problem bilimsel devrimle gelen yeni paradigmanın eskisinden daha iyi olduğunu söyleyebilmenin objektif mi yoksa relativist mi olduğudur.Kuhn bunu;sonra gelen paradigmanın öncekinden daha iyi problem çözmesinden ötürü bunun objektif olduğunu ve sonra gelenin bir öncekinden daha iyi olduğunu savunur.”yani Einstein paradigması yerini aldığı Newtoncu paradigmadan daha iyi bir problem çözücüdür.”
“Kuhn,her ne kadar bilimin bir anlamda ilerlediğini kabul ediyorsa da,bir son (nihayi) noktaya doğru ilerlediği düşüncesini reddetmeyi düşünür.” oysa Popper bunun tersini düşünür.Popper ile Kuhn arasındaki en önemli fark;Popperin bilgiyi epistemolojik,Kuhn’un ise sosyolojik açıdan ele almasıdır.
Paradigmaların doğa ile uygun olup doğaya açıklamada yeterli olması gerekir. Bu uyumun yetersiz olması durumunda, uyumsuzluk ciddi hale geldiği zaman bunalım eski paradigmanın yerine yenisinin gelmesiyle aşılmış olur bu durum devrimin fonksiyonudur.
“Tümevarımcı yorumuna göre, bilimsel bilgi, yeni kavramların şekillenmesini,eski kavramların rafine edilmesini mümkün kılan daha fazla sayıda ve daha farklı gözlemler yapıldıkça sürekli gelişecektirler.” Kuhn a göre bu yanlıştır. Çünkü pozitivistler paradigmanın oynadığı rolü görmezden gelirler. Bir paradigmanın yerine başka bir paradigmanın geçmesi devrimci bir olaydır. Bu devrim parça parça değişim değil, reform değil;eskiyi bırakıp yeni bir sisteme geçme anlamındadır.Eski sistemin çözümleri yeni sistemde çözüm olmayabilir bu nedenle her paradigmanın bilimsel geçerliliği farklıdır.Kuhn’a göre iki paradigmayı karşılaştıramamanın üç nedeni vardır:
1- Metadolojik eş ölçülmezlik: Paradigmalarda ortak bir yöntem yoktur; neyin bilgi, olgu, gözlem… sayılıp sayılmadığını iki paradigma arasında ortak bir biçimde bilemeyiz. Ortak bir yöntem olmadığı içinde farklı olan paradigmaları birbirleriyle karşılaştırmaya kalkmak abes olur.
2- Gözlemsel eş ölçülmezlik: Gözlem teoriye bağlıdır. Her teorinin gözlemi farklı olacağından gözlem teoriden ayrı yapılamaz. Bu nedenle gözlemler paradigmalarda farklı farklıdır. Gözlem nötr değildir, hipotezlerin keşfedilmesinde ve denetlenmesinde gereklidir. Yani paradigmadan, teoriden bağımsız ortak bir gözlem mümkün değildir.
3-Semantik eş ölçülmezlik: Bilimsel kavramlar anlamlarını kısmen paradigmadan, teoriden alırlar. Kavramların anlamları teoriden bağımsız değildir. Her paradigmanın dili farklıdır birbirleriyle ilişki kuramayız, Newton’daki küle kavramı yalnızca Newton paradigmasında geçerlidir. Einstein’da kütle kavramı farklıdır. Yani iki paradigmanın doğruluk ölçütleri farklıdır.
Pozitivistler gözlem önermeleri ile teorik önermeleri birbirinden ayırıyordurlar, Kuhn böyle bir ayrım yapmıyor. Çünkü gözlem teoriye bağımlı olduğu için gözlem önermeleri de teoriyi içerir.
Kuhn’a göre kavramı paradigmadan ayırırsak kavramın anlamı değişir. Aristoteles’te varlık kategorileri farklıdır. Aristoteles-Ptolemanious(Batlamyus) astronomisindeki kavram ile Kopernik teorisindeki kavram farklıdır. İki paradigmayı birbirine çeviremiyoruz çünkü ikisi arasında ortak bir dil yoktur. Bu durum bizi bilimsel relativizme götürür. İki türlü relativizm var: 1-Bireysel relativizm 2-Toplumsal relativizm
Bireysel relativizm: Doğruluğun, hakikatin kişiden kişiye değiştiği durumlarda söz konusu iken toplumsal relativizmde hakikat bir bilim adamına göre değil, bilim adamları topluluğuna göre değişir. Kuhn’un görüşü bir toplumsal relativizmdir. Kuhn üzerine yüklenen bu relativist tavırdan rahatsız oluyor ve bundan kurtulmak için kitabının ikinci basımının son sözünde görüşünü değiştiriyor. Önceden bilim adamları kendi ölçütlerine göre paradigmayı değiştirirler diyen Kuhn; sonradan bilim adamları bazı değerlere (kapsam, yalınlık, tutarlılık… gibi) dayanarak bu değerler doğrultusunda paradigmayı değiştirirler diyor.
Kuhn’a göre psikoloji ve sosyal bilimlerde henüz paradigma oluşmamıştır. Onlar daha bilim öncesi evrededirler. “Her bilim dalı kendi tarihinde bir bilim öncesi dönem yaşar.” Psikolojide bir sürü teori var ama bunlardan birisi seçilmediği için henüz belirli bir paradigma oluşmaz. Psikolojinin olgun bir bilim olmaması onun bilim olmadığı anlamına gelmemelidir. Yalnızca olgun bilimlerde paradigma oluşur.
Kuhn’a karşı bazı eleştiriler ortaya atılmıştır: “Kuhn, sonraki yazılarında paradigmalar arası kısmi bir iletişimin ve kısmi çevirebilirliğin mümkün olabileceğinden söz etmekle beraber bu argümanları ikna edici olmaktan uzaktır.” Bir başka eleştiride yine sonsözde bilimsel bilgi; bilimsel geleneğe uygun olandır görüşünü ortaya attığı için Lakatos ve Feyerabend Kuhn’u bu görüşünden dolayı eleştirir. Feyerabend’e göre geleneğe uygun olmak yeterli bir sebep olursa (değerlerin oluşması için) bu sebebe uygun başka şeylerde oluşturabiliriz ve onları da bilimsel kabul etmiş oluruz diyerek Kuhn’u eleştirir.
Lakatos,Kuhn ve Popper bilimi üstün kabul ederken Feyerabend böyle bir üstünlüğün olmayacağını düşündüğünden onları eleştirir.
Birde Kuhn’un bilimsel devrimlerin yapısı kitabının sonsözünde yazdıklarının bir ad-hoc hipotezi andırdığı yününde bir eleştiri vardır; buna göre Kuhn sonsözde önceki görüşlerini kurtarmaya yönelik bir çaba içerisindedir. Bana kalırsa Kuhn böyle bir çabadan çok; anlaşılmadığını düşündüğü için paradigma kavramını yeniden yorumlayarak eleştirileri (kendisine yönelen) eleştirileri cevaplandırmaya çalışmıştır. Bu eleştirilerden en önemlisi Kuhn’un görüşlerinin reletivizm ile bağdaşıyor olduğu gerçeği üzerinedir. Bu eleştirinin gerçek olduğu kanaatine bilim felsefesinin yakın tarihini inceleyerek ulaşabiliriz (tıpkı Kuhn’un görüşünü bilim tarihinden hareketle oluşturduğu gibi). Kuhn kendisinden sonra gelenler tarafından, görüşünün relativist olması nedeniyle eleştirilmiştir.
Felsefe ile bilimi karşılaştırmak ne kadar doğru olur bilmiyorum ama bununla ilgili bir örnek vermek istiyorum: ortaçağ hristiyan felsefesinde tek (bir) doğru anlayışı vardı. Bir şey herkes için her zaman değişmez doğruydu. Rönesans ile beraber bu fikir değişti. Antik yunan anlayışında da doğrular değişebiliyordu: örneğin Thales’in doğrusu ile Anaksimenes’in doğrusu aynı değildi. Kuhn’un penceresinden baktığımızda Thales ile Anaksimenes ayrı paradigmalara sahip olduklarını görürüz. Mantıksal pozitivistlere göre ise bu durum aynı paradigmanın gelişmiş halidir diyebiliriz. Ortaçağ hristiyan felsefe anlayışı, Rönesans dönemi ve antik yunan anlayışı için de ayrı paradigmalara sahipler diyebiliriz (her ne kadar Kuhn bilim olmayan bir şeyin paradigması olamayacağını söylese de ).
Kuhn için de; bilim felsefesinin son yıllarına damgasını vurarak kendi bilim anlayışı ile bilimin ilerleyişi hakkında farklı bir görüş ortaya atmıştır ve onun görüşü de bilim açısından ayrı bir paradigma oluşturmuştur diyebiliriz. Kuhn’dan sonra gelen paradigmanın ne olduğunu ya da olacağını bize zaman (bilim tarihi kapsamında) gösterecektir.

KAYNAKÇA



• KUHN, Thomas S., Bilimsel Devrimlerin Yapısı, Çev. Nilüfer Kuyaş, 6. Baskı, İstanbul, Alan Yayıncılık, 2003

• CHALMERS, Alan, Bilim Dedikleri, Çev. Hüsamettin Arslan, Vadi Yayınları


• CEVİZCİ, Ahmet, Paradigma Felsefe Sözlüğü, 6. Baskı, İstanbul, Paradigma Yayınları, 2005

• YILDIRIM, Cemal, Bilim Felsefesi, 11. Baskı, İstanbul, Remzi Kitabevi, 2007


• KÜTÜK, Selçuk, Bilim Felsefesi Üzerine, 1. Baskı, İstanbul, Açılım Kitap, 2005

• KUZU, Çetin, Thomas Kuhn ve Bilim, Basılmamış Bitirme Tezi, Muğla, 2005






Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın felsefe kümesinde bulunan diğer yazıları...
Heidegger ve Zaman: Dasein Analitiği Çerçevesinde Zaman Analizi
Heidegger ve Zaman: Dasein Analitiği Çerçevesinde Zaman Analizi
Entellektüeller Çağımızın "Makine Kırıcıları" mı?
Felsefenin Türkiye Zorunluluğu


ali osman yeten kimdir?

bilmek için mi yaşıyoruz anlamak için mi? henüz bilmiyorum, anlamıyorum.

Etkilendiği Yazarlar:
felsefi etkiler daha fazla olmuştur.


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |


İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2014 | © ali osman yeten, 2014
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.