..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Gene gel gel gel. / Ne olursan ol. / ... / Umutsuzluk kapısı değil bu kapı. / Nasılsan öyle gel. -Mevlânâ
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > İnceleme > Pop Kültür > Mehmet Sinan Gür




24 Aralık 2006
Kitap - Martı Jonathan Livingston  
Mehmet Sinan Gür
Bir martıya istediği gibi uçmakta özgür olduğunu anlatmak ne kadar zor…


:EFCD:
Martı isimli bir kitap bir zamanlar elden düşmüyordu. Şimdi bile o kitabı okuyup tutkunu olmuş insanlar var. Bazı okullarda hâlâ öğretmenler öğrencilere ödev olarak veriyor. Nedir bu kitabın, ‘Martı’nın sırrı?

Bir martı, ama sıradan bir martı değil kişilikli, adı bile var: Jonathan Livingston. Başkaları farklı şekilde yorumlayabilir ama benim için bu sır en temel fiilde yatıyor: Olmak.

Olmak. Martı Jonathan Livingston’un gözleri var. Çevresini görüyor. Bulutları, güneşi, üzerinde uçtuğu köpük köpük dalgaları, denizi kayaları görüyor. Bu kadar da değil; martı Jonathan Livingston’un bilinci var. Kendisine sunulan olanaklarla yetinmiyor. Bir martı ne yapabilir ki, düz uçuştan ve yiyecek bulmaya çalışmaktan başka? “Hayır! Uçmak her martının yapabileceği bir şeydir. Eğer ben varsam, bundan daha iyi, daha büyük şeyler başarabilmeliyim. Yalnız karın doyurarak yaşanmaz!” Bir martı en çok ne kadar hızla uçabilir? Bir sayı söyleyebilir misiniz? Saatte şu kadar km hız yapabilir diyebilir misiniz? Martı Jonathan Livingston da en çok ne kadar hızla uçabileceğini merak ediyor ve kendini eğitmeğe başlıyor. Kanatlarını kısıp yükseklerden yere doğru pike yapınca hızının arttığını fark ediyor... “Fark ediyor!”

Kaçımız önümüze konan yemeği yemeği reddediyoruz? Dünyayı algılamak, nefes almak, havayı koklamak, yaşamdan tat almak, sevmek, ağlamak, gülmek, yalnızca bakmak değil, baktığımız yeri görmek… Bunlar yaşamımızın, daha çok bilincimizin bize kazandırdığı şeyler. Bir gün bunlardan vazgeçmek zorunda kalmak ne acı.

‘Olmak’ın karşıtı ‘olmamak’tır. Ama olan bir canlının daha sonra olmaması onun ölmesi anlamına gelir. Günün birinde hepimiz öleceğiz ve bilincimizi kaybedeceğiz. Olmamızdan ya da bilincimizi kazanmamızdan daha önce durum ne ise yine öyle olacak.

Martı Jonathan Livingston yere doğu pike yaparak hız rekorları kırıyor. Öyle hızlı, öyle hızlı oluyor ki günün birinde… kayalara doğru pike yaparken birden her şey değişiveriyor. İçinde başka bir güç çoğalıyor. Gördüğü, algıladığı şeyler aynı olsa da bambaşka bir dünyada buluyor kendini.

Bir martıya istediği gibi uçmakta özgür olduğunu anlatmak ne kadar zor…

Sonra arkadaşı Martı Fletcher ile genç martılara bildiklerini düşündüklerini anlatmak istiyor. Ama martı topluluğu onları dinlemiyor ve saldırıyorlar. Elde ettikleri yeni becerileriyle kolaylıkla saldırıdan kurtuluyorlar. “Bir martıya istediği gibi uçmakta özgür olduğunu anlatmak ne kadar zor” diyor martı.

Martıların olduğu bir kentte yaşadığım için mutluyum. Çalıştığım yerde pencereden baktığım zaman mutlaka birkaç tanesini görüyorum.

Bu kitabın filmi de yapılmış. Amerikalı şarkıcı Neil Diamond müziklerini yapmış. Aşağıya hoşlanacağınızı umarak linkleri koyuyorum.

http://www.youtube.com/watch?v=MgwlvjQ5lHI&mode=related&search=
http://www.youtube.com/watch?v=cpNw4m5rsYc&mode=related&search=
http://www.youtube.com/watch?v=5TGrsvWoxEs&mode=related&search=
http://www.youtube.com/watch?v=gnJVgXL9Qcc&mode=related&search=

24.Aralık.2006 Pazar



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın pop kültür kümesinde bulunan diğer yazıları...
Neanderthal İnsanı
Orhan Gencebay Trt1'de
Film - 2001: Bir Uzay Efsanesi

Yazarın İnceleme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Gizemli Mısır - Tek Tanrılı Firavun Akhenaton
Müzik - Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz
İnsan Neden Sanat Yapar?
Yeni Bir Vatandaş Tanımı 2
Google Earth - Moskova'da Bir Araştırma Öyküsü
Kitap - Suyu Arayan Adam - 1
Antakya’da Bir Çiftlik ve İzlenimler
Milliyetçilik Üzerine
Nuh Tufanı
Zaman Çizgisi

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Nazım Hikmet'ten Çanakkale Şiiri [Şiir]
Ateş ve Ölüm (Bütün Şiirler 16. 07. 2009) [Şiir]
Seni Seviyorum Bunalımı [Şiir]
İncir Ağacı [Şiir]
Bir Dosta E - Mektup [Şiir]
10 Ağustos 1915 Anafarta Ovası [Şiir]
Sevgisizlik [Şiir]
Mor Çiçekler [Şiir]
Eskiden [Şiir]
Bir Ruh Çağırma Operasyonu [Öykü]


Mehmet Sinan Gür kimdir?

Yazmayı seviyorum. Bir tümce, bir satır, bir sözcük yazıp altına tarihi atınca onu zaman içine hapsetmiş gibi oluyorum. Ya da akıp giden zamanı durdurmuş gibi. . . Bir fotoğraf, dondurulmuş bir film karesi gibi. Her okuduğunuzda orada oluyorlar ve neredeyse her zaman aynı tadı veriyorlar. Siz de yazın, zamanı durdurun, göreceksiniz, başaracaksınız. . . . Savaş cinayettir. Savaş olursa pozitif edebiyat olmaz. Yurdumuz insanları ölenlerin ardından ağıt yakmayı edebiyat olarak kabullenmiş. Yazgımız bu olmasın. Biz demiştik demeyelim. Yaşam, her geçen gün, bir daha elde edemeyeceğimiz, dolarla, altınla ölçülemeyecek bir değer. (Ancak başkaları için değeri olmayabilir. ) Nazım Hikmet’in 25 Cent şiiri gerçek olmasın. Yaşamı ıskalamayın ve onun hakkını verin. Başkalarının da sizin yaşamınızı harcamasına izin vermeyin. Çünkü o bir tanedir. Sevgisizlik öldürür. Karşımıza bazen bir kedi yavrusunun ölümüne aldırmamak, bazen savaşa –yani ölüme- asker göndermek biçiminde çıkar. Nasıl oluyor da çoğunlukla siyasi yazılar yazarken bakıyorsunuz bir kedi yavrusu için şiir yazabiliyorum. Kimileri bu davranışımı yadırgıyor. Leonardo da Vinci’nin ‘Connessione’ prensibine göre her şey birbiriyle ilintilidir. Buna göre Çin’de kanatlarını çırpan bir kelebek İtalya’da bir fırtınaya neden olur. Ya da tam tersi. İtalya’daki bir fırtınanın nedeni Çin’de kantlarını çırpan bir kelebek olabilir. Bu düşünceden hareketle biliyorum ki sevgisizlik bir gün döner, dolaşır, kaynağına geri gelir. "Düşünüyorum, peki neden yazmıyorum?" dedim, işte böyle oldu. .

Etkilendiği Yazarlar:
Herşeyden ve herkesten etkilenirim. Ama isim gerekliyse, Ömer Seyfettin, Orhan Veli Kanık, Tolstoy ilk aklıma gelenler.


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Mehmet Sinan Gür, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.