..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Mutlu köle çoktur. -Darwin
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > İnceleme > Pop Kültür > Mehmet Sinan Gür




3 Nisan 2004
Neanderthal İnsanı  
Mehmet Sinan Gür
Altmış bin yıl önce, Kuzey Irak’taki sarp Zağros Dağları’nda yaşlı bir adam ölmüştü; ama sıradan biri değildi bu adam.


:EBFI:
“İnsan nereden geldiğini hep merak ede gelmiştir. Bu nedenle çeşitli kültürlerde ve dinlerde insanın kökenine ilişkin çok çeşitli öykülere rastlarız. Örneğin insan ölen bir tanrının pirelerinden oluşmuştur. Ortadoğu’dan kaynaklanan -tek tanrılı- dinlerde ise insanın kökeni Tanrı tarafından yaratılmış olan Adem ve Havva isimli dünyanın ilk insanlarına dayanır. Birbirinden ne kadar farklı olursa olsun bu öykülerin ve bu inançların ortak yanı, insanı doğadan ayrı bir yerde tutmasıdır.” (Modern İnsanın Kökeni, Roger Lewin, Sunuş, Aykut Kence, Prof. Dr., ODTÜ Biyoloji Bölümü).

“Altmış bin yıl önce, Kuzey Irak’taki sarp Zağros Dağları’nda yaşlı bir adam ölmüştü; ama sıradan biri değildi bu adam. Halkıyla öte dünya, ruhlar dünyası arasında bağ kuran bir Şamandı. Kabilelerinin saygın bir üyesini yitirmenin yasını tutan Şanidar(*) halkı onun için özel bir gömme töreni düzenledi.

Bağlı oldukları dinsel, töresel uygulamaları ve trans yöntemlerini öğrenmeleri durumunda kendileri de birer Şaman olacak genç Şanidarlılar, tören için aralarında civanperçemi, St Barnaby dikeni, kanarya otu, mor sümbül, gül hatmi, peygamber çiçeği, ebegümeci ve at kuyruğu gibi -pek albenili olmayanları da bulunan- renk renk çiçekler toplamak üzere kırlara dağıldılar. İlkyaz sonlarıydı... ...Gençler toplayıp getirdikleri çiçek demetlerini atkuyruğu dallarına bağlayarak Şamanın mağarada sonsuza dek dinleneceği bir yatak yaptılar... ...Cenaze töreninde bir başka Şaman da Şanidar halkının yaratılış öyküsünü, onların yeryüzündeki özel konumunu, eski Şanidar ruhlarınca kurulmuş sonsuz bir döngü olan yaşamla ölümün kaçınılmazlığını gizemli bir biçimde anlatan ağıtlar yaktılar; böylesine önemli birini ruhunu kabul etmeleri için Şanidar atalarının ruhlarını çağırdılar.” (Modern İnsanın Kökeni, Roger Lewin, Giriş, S.2).

1957 Nisanında Kuzey Irak’ta Şanidar Mağarası’nda yapılan kazılarda yaşlı bir adama ait olduğu sanılan bir iskelet bulundu. Cesedin yattığı yerden alınan toprak örneğinde yukarıda sayılan çiçek polenlerine rastlandı ve yukarıdaki kurgu yapıldı. Kazıyı yapan Ralph Solecki kitabında bu olayı anlatırken “birdenbire görüyoruz ki insan ve güzellik sevgisinin evrenselliği bizim kendi türümüzün dışına taşmaktadır. İlk insanlarda insancıl duyguların, deneyimlerin bulunmadığını söyleyemeyiz” demektedir.

“Kendi türümüzün dışına taşmak...” Bu ne demek? Bulunan yaşlı adam iskeleti bildiğimiz anlamda bir insan iskeleti değildi. Şanidarlı yaşlı adam, tıknaz yapısı, güçlü kasları, kendine özgü uzun, basık kafası ve çıkıntılı yüzüyle bir Neanderthal insanıydı! Günümüz insanı bilimsel terminolojide Homo Sapiens olarak isimlendirilir. Bu adam günümüz insanına benzemiyordu.

Farklılık fiziksel anlamda idi. Ancak burada önemli olan nokta, bugün soyu tükenmiş ve bugünkü insanlarla aynı insancıl duygulara sahip olan bir insan türünün geçmişte yaşamış olmasıdır. Bir kez daha vurgulamak gerekirse bir maymundan söz edilmiyor. Sanat anlayışı olan resim yapan, müzikle ritm tutan, ölülerini törenle gömen, insana çok benzeyen ama insan olmayan bir canlı...

Neanderthaller insana göre daha güçlü, soğuk iklime daha dayanıklıydılar. Göz çukurları daha iri idi. Buna göre çevrelerini daha iyi gördükleri düşünülebilir. Neanderthaller bir kısım bilim adamına göre insanın atası idi ama birçoğuna göre değildi. Çünkü bu görüşü destekleyen başka birçok bulgu ile birlikte, insanlarla Neanderthallerin geçmişte en az 2 bin yıl, belki 30-40 bin birlikte yaşadıkları anlaşılmış. Günümüzde bulunan eski çağlara ait iskeletlerin insana mı, Neanderthale mi ait olduğu belirgin farklılıklar nedeniyle hemen anlaşılabiliyor. Geçen zaman içinde insanlar, yani Homo Sapiensler Neanderthalleri yok etmişler.

Bilim adamları insanların Neanderthalleri savaşarak yok ettiklerini düşünmüyorlar. İnsanların Neanderthallere göre belirgin bir üstünlükleri yoktu. Ancak yapılan araştırmalara göre iki tür arasında %1-2 gibi küçük bir farklılığın olması, dengenin kısa bir zaman sonra bu küçük farklılığa sahip olan tarafa döndüğü anlaşılmış. İnsanlar belki biraz daha akıllıydılar, el yapıları aletleri kavramada ve kullanmada belki daha yetenekliydi. Belki kas kuvveti değil fakat sezgileri biraz daha güçlüydü. Bu küçük farklılık bir türün tümüyle yok olmasına, bir türün dünyaya tümüyle hakim olmasına yetti. Başka bir neden olarak bir türün bir hastalığa bağışıklığının olması, diğer türün olmaması söyleniyor. Bu kuramın en belirgin kanıtı Avrupalıların Amerika’yı keşfedip işgal ettikleri sırada görülmüştür. Çiçek hastalığına bağışıklığı olmayan Amerikan yerlileri kitleler halinde ölmüştür. Bu arada Avrupalıların yerlilere karşı insafsızlığını göz ardı etmiyorum, ancak bir bölük İspanyol askerinin koca İnka imparatorluğunu yerle bir etmesinin en büyük nedenlerinden biri budur (Bakını, Tüfek Mikrop ve Çelik, Jarred Diamond, Tübitak Yayınları). Örneğin zamanla kıtanın içine ilerleyen beyazlar yerlilerin bağışıklıklarının olmadığını fak ettikten sonra onlara çiçek hastalığı geçirmiş insanların kullandığı battaniyeleri hediye etmişler. Belki insanlarla Neanderthaller arasında da böyle bir durum vardı.

Neanderthaller öyle ya da böyle, dünyayı insanlara terk ederek yok oldular. İnsanlar neye sebep olduklarının farkına bile varmadılar. Çünkü yok etmek ve –kendilerinden üstün bir canlı çıkana kadar- üstün gelmek onların doğasında vardı. Ne yazık ki bu etkiyi günümüzde de görmeyi sürdürüyoruz.

2.Nisan.2004



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın pop kültür kümesinde bulunan diğer yazıları...
Kitap - Martı Jonathan Livingston
Orhan Gencebay Trt1'de
Film - 2001: Bir Uzay Efsanesi

Yazarın İnceleme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Gizemli Mısır - Tek Tanrılı Firavun Akhenaton
Müzik - Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz
İnsan Neden Sanat Yapar?
Yeni Bir Vatandaş Tanımı 2
Google Earth - Moskova'da Bir Araştırma Öyküsü
Kitap - Suyu Arayan Adam - 1
Antakya’da Bir Çiftlik ve İzlenimler
Milliyetçilik Üzerine
Nuh Tufanı
Zaman Çizgisi

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Nazım Hikmet'ten Çanakkale Şiiri [Şiir]
Ateş ve Ölüm (Bütün Şiirler 16. 07. 2009) [Şiir]
Seni Seviyorum Bunalımı [Şiir]
İncir Ağacı [Şiir]
Bir Dosta E - Mektup [Şiir]
10 Ağustos 1915 Anafarta Ovası [Şiir]
Sevgisizlik [Şiir]
Mor Çiçekler [Şiir]
Eskiden [Şiir]
Bir Ruh Çağırma Operasyonu [Öykü]


Mehmet Sinan Gür kimdir?

Yazmayı seviyorum. Bir tümce, bir satır, bir sözcük yazıp altına tarihi atınca onu zaman içine hapsetmiş gibi oluyorum. Ya da akıp giden zamanı durdurmuş gibi. . . Bir fotoğraf, dondurulmuş bir film karesi gibi. Her okuduğunuzda orada oluyorlar ve neredeyse her zaman aynı tadı veriyorlar. Siz de yazın, zamanı durdurun, göreceksiniz, başaracaksınız. . . . Savaş cinayettir. Savaş olursa pozitif edebiyat olmaz. Yurdumuz insanları ölenlerin ardından ağıt yakmayı edebiyat olarak kabullenmiş. Yazgımız bu olmasın. Biz demiştik demeyelim. Yaşam, her geçen gün, bir daha elde edemeyeceğimiz, dolarla, altınla ölçülemeyecek bir değer. (Ancak başkaları için değeri olmayabilir. ) Nazım Hikmet’in 25 Cent şiiri gerçek olmasın. Yaşamı ıskalamayın ve onun hakkını verin. Başkalarının da sizin yaşamınızı harcamasına izin vermeyin. Çünkü o bir tanedir. Sevgisizlik öldürür. Karşımıza bazen bir kedi yavrusunun ölümüne aldırmamak, bazen savaşa –yani ölüme- asker göndermek biçiminde çıkar. Nasıl oluyor da çoğunlukla siyasi yazılar yazarken bakıyorsunuz bir kedi yavrusu için şiir yazabiliyorum. Kimileri bu davranışımı yadırgıyor. Leonardo da Vinci’nin ‘Connessione’ prensibine göre her şey birbiriyle ilintilidir. Buna göre Çin’de kanatlarını çırpan bir kelebek İtalya’da bir fırtınaya neden olur. Ya da tam tersi. İtalya’daki bir fırtınanın nedeni Çin’de kantlarını çırpan bir kelebek olabilir. Bu düşünceden hareketle biliyorum ki sevgisizlik bir gün döner, dolaşır, kaynağına geri gelir. "Düşünüyorum, peki neden yazmıyorum?" dedim, işte böyle oldu. .

Etkilendiği Yazarlar:
Herşeyden ve herkesten etkilenirim. Ama isim gerekliyse, Ömer Seyfettin, Orhan Veli Kanık, Tolstoy ilk aklıma gelenler.


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Mehmet Sinan Gür, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.