..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
İnsan kendini bilmeli. Gerçeği keşfetmeye yaramasa da, yaşamayı öğretiyor. Ve bundan daha güzel birşey yok. -Pascal
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Gerilim > Talha Yaman




7 Mart 2020
Çırpıcı  
Talha Yaman
Patikadan gitmeye karar verdim. Daha uzundu ama taşa takılıp ayağımı kırsam hiç varamazdım. Koşar adımlarla yola girdim. Ay bulutların arkasındaydı. Elimdeki titrek fenerin ışığıysa beni yolda tutmaya anca yetiyordu. Daha yolun başındaydım. Ayakkabılarım sırılsıklam olmuştu. Ufacık ışığım rüzgarda sallanan çalıları kocaman gölgelere çeviriyordu. Bu durum içimi zaptedilemez bir geriye bakma hissi dolduruyordu.


:AFB:
İtiraf etmeliyim ki bu yazıyı yazıp yazmamak konusunda çok kararsızım. Sakin bir yer bulabilmek için ranzamın üst katına çıktım ve yemek saatinin gelmesini bekledim. Bu korkunç olay başımdan geçeli neredeyse 1 ay oldu. Ancak hala dayanılmaz bir kabusun içinde gibiyim. Geceleri baş gösteren uykusuzluk tüm günümü mekanik bir zombi geçirmeme sebep olurken arkadaşlarımın bakışları daha tahammülsüz ve çekingen hale gelmeye başladı. Sanki herkes sırf karşıma çıkmamak yolunu değiştiriyor. Malum olay sonrası çıkılan arkalar ve verilen destek mesajları artık bir çeşit bıkkınlık halini aldı. En kötüsü ise geceleri gördüğüm düzensiz kabuslar.Çektiğim uykusuzluk illeti yüzünden uyuduğum birkaç saatte bile en az 1 kez tüm yatakhaneyi çığlıklara boğuyorum. Neler gördüğümü hatırlayamasam da uyandığımda büyük bir dehşet duygusu tüm vücudumu sarmış, kalbimse göğsümü delip fırlayacakmışçasına atıyor oluyor. Kimsenin de bu halden memnun olmadığının farkındayım. Yaşadığım olay sonrası hala biraz tahammülleri kalsa da artık memnuniyetsizliklerini daha açık sezebiliyorum. Yakında yurt yönetimine şikayette bulunabilirler ve bu benim için hiç de iyi olmaz. Çünkü evime bir daha dönmek istemiyorum. Şu an bu satırları yazmamın sebebi ise belki bir umut içimdekileri bu beyaz kağıda dökerek rahatlamak. Evet. Aklımı yitirmekten korkuyorum.

O gün yaklaşık 1 ay kadar önce kış tatili sebebiyle evime gitmiştim. Yurttan yaklaşık 2 haftalık bir iznim vardı. Bense bu 2 haftayı dolu dolu geçirmeye kararlıydım. Arkadaşlarımla beraber geçirdiğim 1 haftadan sonra yavaş yavaş hevesimi almaya başlamıştım. Bugün ise hava gün boyu yağmurluydu. Bu yüzden hiç dışarı çıkmamıştım. Tüm gün evde oyalanacak şeyler buldum. Akşam yemeğinden sonra herkes bir köşeye çekilmişti. Televizyonda ikinci sınıf bir aksiyon filmi oynuyordu. Herkes kendi halinde ilgilenecek bir şeyler bulmuştu. Annem küçük kardeşimle ilgileniyordu. Bense köşede kardeşimin ödevlerine yardım ediyordum. Bir ara odanın soğuduğunu hissettim.

Odun almak için pencereyi açmıştım ki evin kapısı güm güm çalmaya başladı. Evdeki herkesin irkildiğini hissettim.

Annem "Hayırdır İnşallah,bu saatte" dedi. Babam yerinden kalkıp kapıya doğru giderken ben ve kardeşim de meraklı adımlarla babamın peşine takıldık. Babam kapıyı açtı. Karşımızda sırılsıklam bir halde amcam vardı. Suratında belirgin bir kaygı ifadesiyle konuşmaya başladı:

"Abi,sizin kahverengi keçinin doğuracağı tuttu bu gece. Bir türlü beceremedik. Yağmur çamur perişan olduk. Bir türlü çıkaramadık oğlağı",dedi.

Babam daha ağzını açamadan kardeşim arkadan heyecanla bağırdı:
"Amca,Bademçiçeği mi doğuruyor yoksa?"

Bademçiçeği kardeşimin keçisiydi. Dedemin her torununa sürüden bir tane keçi verme gibi bir adeti vardı. Benim de vardı. Doğduğunda küçük kız kardeşime de vermişti dedem. Ama kardeşimin keçisi başkaydı. Benim keçimin adı bile yoktu. Göster deseniz gösteremezdim. Kardeşimse okuldan geldikten sonra günün geri kalanını hep keçisiyle geçiridi. Annem kızsa bile evden meyve sebze aşırır, koca sürünün içinde kendininkini kayırırdı. Daha yeni doğmuş bir oğlakken sahiplenmişti. Adını bademlerin çiçek açma vaktinde doğduğu için Bademçiçeği koymuştu. Bu kadar heyecan duyması normal sayılırdı.

Babam sert bir bakışla kardeşimi susturdu. Amcama dönüp sakin bir edayla:
"Tamam bakarız.Ben üstümü değiştirip geliyorum" diyip evin içine doğru yol aldı.
Kardeşim bu sefer sabırsızlıkla amcama döndü:
"Amca,Bademçiçeği mi doğuruyor?" dedi umutla. Sonra amcam daha ağzını açmadan diğer soruyu yapıştırdı:
"Bademçiçeğinin oğlağı ölecek mi?" dedi.
Amcamın yüzünü anlayışı bir hal aldı.
"Öleceği falan yok. Birini biz yokken doğurmuş. Biz diğerini doğurmaya çalışırken haber aldık. Onu da baban kazasız belasız doğurtuverir. Eski çoban sonuçta. Bizim acemiliğimize denk geldi,"dedi.
Kardeşim kısmen yatışmış gibiydi. Ben de o sırada annemin yanında gidip olan bitenleri anlatıp döndüm. Kardeşimin yerinde duramayan bir hali vardı. Bir şey söyleyecekmiş gibi dudağını ısırıyordu. Ki tahminim doğru çıktı.
"Amca,ben de gelsem olur mu? dedi ansızın.
Amcamın gülümsemesi çabuk silindi. Gözlerinden bir anlık bariz bir korkunun geçtiğine yemin bile edebilirim. Ama kendini çabuk toparladı. Ben de bu duruma bir anlam veremedim. Şaşkın bir halde bir şeyler uydurmak istermiş gibi göründü.
"Olmaz" dedi. "Gecenin bu vakti bu zamanda dışarı çocuk mu çıkar?"
İçimden bu zamanda ne var demek geçti. Amcam da bu sorumu anlamış gibi konuyu değiştirdi.
"Bu gece babanla hallederiz. Yarın sabah da istediğin gibi oğlağını seversin. Hem bu havada ayak bağı olursun bize" dedi.
O sırada babam çıkageldi. Üstünü değiştirmiş yağmurluğunu giyiyordu. Kardeşimden balkondan çizmelerini getirmesini istedi. Kardeşim son bir defa şans istermiş gibi babama yapıştı.
"Baba nolur beni de götür" dedi.
"Hayır olamz" dedi. Bu soruyu beklemiyordu. Amcamınkına benzer bir tedirginliğin onun da gözlerinden geçip gitmesini izledim. Ama yaşadığı şaşkınlığı kardeşimin bu saate dışarı çıkmak istemesine bağladım. İçim anormal bir şeyler olduğunun farkındaydı ancak elimde biraz sonra başımıza gelecek felaketten şüphelenecek hiçbir şey yoktu.
Babam kardeşimi balkona kışkışladıktan sonra bana döndü. Omuzlarımı tutup boy hizama indi:
"Sakın kardeşini dışarı salayım deme.Anladın mı?" diye sordu. Kafa salladım. "Hadi ev sana emanet" dedi. O sırada kardeşim çizmeleri getirmişti. Çıkarken amcamla göz göze geldiklerini gördüm. Sonra gözden kayboldular.

Kardeşim ile odaya annemin yanına geçtik. Ben televizyonun karşısına geçerken kardeşim de ödevinin başına oturdu. Bugün havada bir hinlik vardı ve bunu yalnızca ben hissetmiyordum.

Sert bir sarsılmayla kendime geldiğimde annem beni ölmüşüm de tekrar hayata döndürmek istercesine sallıyordu.
"Uyan" diyordu."Uyan,kalk."
"Noldu"dedim aksi bir şekilde. Yine de annemin bu beklenmedik uyandırışıyla birlikte şaşkındım.
"Kardeşin yok" dedi annem. "Az önce buradaydı.Gitmiş"
O an kafam yerine gelmeye başladı. Babam kardeşimi bana emanet etmişti. Bense uyuya kalmıştım.
"Ne kadar oldu ben uyuyalı" dedim.
"Daha 5 dakika olmadı. Yeni gözümün önündeydi." Sesi çatallaşmaya başlamıştı annemin.
"Koş hemen babana haber ver. Kestirmeden gitme. Doğruca babanın yanına git" diye ekledi.

Üzerimdeki suçluluk duygusuyla birlikte yerimden fırladım. Kapıdan çıkınca sert ama ılık bir rüzgar yüzüme çarpmıştı. Hala biraz yağmur yağıyordu. Belki de yapraklarda kalan son damlalardı. Ayağıma ayakkabılarımı geçirdim ve doğruldum. Ağıl evimizin bulunduğu küçük tepenin tam karşı hizasına denk geliyordu. Etrafından dolandığımız ve herkesin kullandığı bir patika yoluyla gidiliyordu. Bunun yanında birkaç tane de kestirme vardı. Kısmen küçük ağaçlarla dolu olduğu için ilerlemesi zordu. Küçükken küçük karargahlar kurup mersin savaşı yaptığımız yerlerdi. Hala yollar hatırımda olsa da geceydi ve ben de korkuyordum. İçimden kardeşimin o yolların birinden gitmemesi için dua ettim.

Patikadan gitmeye karar verdim. Daha uzundu ama taşa takılıp ayağımı kırsam hiç varamazdım. Koşar adımlarla yola girdim. Ay bulutların arkasındaydı. Elimdeki titrek fenerin ışığıysa beni yolda tutmaya anca yetiyordu. Daha yolun başındaydım. Ayakkabılarım sırılsıklam olmuştu. Ufacık ışığım rüzgarda sallanan çalıları kocaman gölgelere çeviriyordu. Bu durum içimi zaptedilemez bir geriye bakma hissi dolduruyordu. Durmadan arkama bakarak ilerliyordum. Bu durum sonunda yere düşmeme sebep oldu. Yüzüstü düşmem gözüme kadar çamurun girmesine sebep oldu. Bu olay beni daha da panikletti. Koşmaya başladım delicesine. Yoluma ne çıkacağına bakmadan ilerliyordum. Derken olduğum yerde çakılıp kalmama neden olacak bir çığlık duydum. Tüm kanım bir anda buz kesti. Olağan ılık esintinin aksine yukarılardan soğuk bir yel esti. Ardından önceki çığlığı bir çığlık daha takip etti. Ötelerde bir köpek viyakladı. Çığlık demek ne kadar doğru olurdu bilmiyordum. Daha çok yırtıcı bir kuşun ötüşüne benziyordu. Kulakları delmek istercesine. Derken son bir çığlık duydum dizlerimin bağını çözen. Bu çığlık öncekilerden farklıydı. Bu çığlık kardeşimin çığlığıydı.


Başımda keskin bir sızıyla uyandığımda vakit ikindine varmıştı. Neler olduğunu öğrenmek için kalkmaya çabalarken annem geldi. Sorduğum hiçbir soruya cevap vermedi. Getirdiği ilaçları içtim ve tekrar uykuya daldım.

İleriki günlerde de elle tutulur hiçbir cevap alamadım. Kardeşim yoktu. Gitmişti. Tüm bu suskunluk onun içindi. Ve benim yüzümden. Herkesin kızgın olduğunu hissedebiliyordum. Ailem, akrabalarım, komşularım. Hiçbiri bana tek kelime etmedi.

Tekrar yurda dönmeme 1 gün kala Kadir Abiyi gördüm. Hem komşumuzdu hem de uzaktan akrabaydı. Beni görünce yüzünü kaçırdı. Adımları sıklaştırdı. Peşini bırakmadım. Eskiden Kadir Abiye nazım geçerdi. Israr edersem benimle konuşabilirdi.

"Bunu sana anlattığımı kimseye söyleme. Birilerine de anlatmayı düşünme. Bu köyde belli bir yaştan sonraki herkes bilir bu hikayeyi ama duymak istemezler. Kardeşinin konuşulmaması da bundan olsa gerek."

Kadir Abiyi ikna etmiştim.Sessiz bir kuytu köşe ararken kendimizi camide bulmuştuk. Namaza daha vardı. Yine de ikimizde de bariz bir gerginlik hissedilebiliyordu. Anlatmaya başladı:

"Biliyor musun, muhtarın evinin biraz ötesinde bir ev var. Şimdilerde sadece iskeleti kalmış, harabe bir ev. Bundan belki 60-70 sene evvel köyün dışından yeni evli bir çift yerleşmiş oraya. Bizim köylüler de pek misavirperver davranmasa da ses de etmemişler. Yaşayıp gitmişler. Derken 2 yıl sonra oğlanın askerliği çıkmış. Mecburen yeni doğmuş çocuğuyla karısını bırakıp askere gitmiş. Biraz harçlık bırakıp ayrılmış evden. Gel zaman git zaman yaşayıp gitmiş kadınla oğlu. Köylüler de kayıtsız kalmamış bu yalnız kadının haline. Arka çıkmışlar, işlerinde yardımcı olmuşlar. Ama bir ara ufak bir dedikodu yayılmış ortalığa. Köyün erkeklerinden birinin bu kadınla görüştüğü yönünde söylentiler yayılmış. İşin aslı gerçek mi değil mi bilmiyorum ama köyün kadınlarının hepsi inanmışlar. Birlikte toplanıp evine gitmişler .Ağza alınmayacak laflar etmişler kadına. Kocası gelene kadar ortalıkta gözükmemesini, kocası geldikten sonra da köyden taşınıp gitmesini istemişler. Kadın bir başına çocuğuyla beraber de yapayalnız kalmış. Kocasının bıraktığı harçlığı da bitmeye yüz tutmuş. Açlık çekmeye başlamış. Yine de ne yapıp edip çocuğunu aç bırakmamış. Kocası gelince her şeyin düzeleceğini biliyormuş. Evdeki erzak iyice suyunu çekmeye başlayınca dağlardan ot toplamaya başlamış. Mevsimine göre mersin, yaban çileği gibi meyvelerle idare etmeye çalışmış. Dağlardaki meyveleri çırpıp topladığı için de kadına Çırpıcı demeye başlamışlar. Derken terhis vakti gelmiş oğlan köye dönmüş ama daha köyün girişinde kulağına dedikodular çalınmış. Adam da utancından evine bile uğramadan çekmiş gitmiş. Karısına bu haber ulaştığında da kadın dağlardan mersin topluyormuş. Haberi alınca evine koşmuş. Birkaç gün kadar köylüler kadını ortalıkta görmemiş. Evine gidince çocuğuyla birlikte ölü olarak bulmuşlar. Kadın evin ortasında sallanıyormuş. Çocuğu da üstü örtülü olarak bulmuşlar. Muhtemelen kendi evladını boğarak öldürmüş.

"Sonraları çok kişi kadını kucağında ağlayan bir çocukla dağlarda görmüş. Mersin çalılarında saklanırken görenler olmuş. Kimse dağlarda tek başına gezemez olmuş.Türlü hikayeler çıkmış. Ama en inanılanı da kadının geceleri mersin ağaçlarından mersin toplaması olmuş. Kimse de sorgulamaya kalkmamış. Çünkü hepsi de içten içe olanların sorumlusunun kendileri olduğunu biliyormuş.



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Yaban Arısı


Talha Yaman kimdir?

İyi bir hikaye anlatıcısı olmaya çalışıyor

Etkilendiği Yazarlar:
Dante Homeros Anıl Nişancalı


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Talha Yaman, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.