..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Kurguyla gerçek arasındaki ayrım, kurgunun mantıklı olmak zorunda olması. -Tom Clancy
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Varoluşçuluk > Edibe Toğaç




4 Şubat 2016
Görünmeyenler Bölüm 18  
Edibe Toğaç
Her ikimizde buz kesilmiştik, bileklerini bırakmamakta kararlıydım, acısını içimde hissedebiliyordum, ama onunda acı çekmesi gerekiyordu.


:AABD:
Kalp çarpıntılarıma engel olamıyordum. Anna'nın bana son sözleri aklımı kurcalamaya yetmişti bile. Dizlerimin bağı çözülüyordu ve bense kendimi toparlayamıyordum.Dev olarak gördüğüm ağaca yasladım sırtımı.
Başımı kaldırıp uzun uzun büyüklüğüne ve yapraklarına göz gezdirdim. Hiç bir şey Anna'nın bana imalı bir şekilde söylediği şeyleri unutturmaya yetmiyordu. Uyumalıyım, uyumalıyım, ve tekrar uyanmalıyım, bu ancak bir rüya olabilir diyerekten kendime teselli vermeye çalışıyordum. Çoğu zaman kendimi dahi anlamakta zorlanıyordum, içimde kaç kişi vardı, ve ben gerçekte kimdim. Bu utancı üzerimden atamıyordum, kafamı kulubemize yönelttiğimde , Anna'nın beni çağırdığını fark ettim, kahvaltı hazır hemen gel Carol diyordu. Sonuç itibariyle hiç bir şey hatırlamıyordum, öyleyse bundan da utanç duymamalıydım. Kendime teselli vermeye kulubeye doğru gider iken içten içe devam ediyordum. Çünkü bir tek kendime inanabilirsem yüzümdeki kızarıklığı ve utancı silebilirdim. Masa hazırdı ve şuana kadar en güzel kahvaltıyı hazırlamıştı Anna bize. Birde küçük bir mum yanmış duruyordu masanın en ucunda. Bir süre ayakta onun mutfaktan gelmesini bekledim, köpeğimiz tex koltukta uyumaktaydı, ona vurduğum için çok üzgündüm, oysaki şuan ona sarılmayı ve o hayvancıktan af dilemeyi ne çok isterdim. Ama bu Anna için alay konusu olabilirdi belkide, hayır yapamazdım . Bir kaç saniye sonra Anna elindeki meyve sularıyla içeri geldi, gözlerimin içine muzip bir gülümsemeyle bakarak , hadi otur Carol dedi. Ondan korkuyormuydum, nedendi bunca telaşım. Bir anda ''sanırım çok açım'' diye gereksiz bir laf atmıştım ortaya, ağzımdan nasıl
çıktığını hatırlamıyorum bile, aramızdaki enteresan sessizliği bozmak için saçmalamaya sığınmıştım belkide. Öyleyse yiyelim Carol dedi gözlerime bakarak. Ekmekler kızartılmıştı, ama benim yüzüm o ekmekten çok daha kızarıktı şimdi. Ne içersin dedi, portakal suyu dedim, ona bardağı uzattım, Anna bardağıma portakal suyu kattığında her ikimizde ellerimin şiddetli bir biçimde tittrediğini görmüştük.
Rahat ol Carol dedi, bu heyecan, bu telaş neden. Karşımda içten içe gülümsüyor olması beni sinirlendirmeye başlamıştı, yediğim ekmeği dahi yutamadığımı boğazıma çakıldığını fark ettiğimde, çıldırmadan bir an önce Anna'nın gece ne yaptığımı ve ondan ne istediğimi söylemesi gerekiyordu. Bunu sormalıydım bir an evvel. Yumruklarımı sıkıyordum, kahvaltıyı edemiyordum. Anna sıkıldığımı fark etmeye
başlamıştı ki, bir anda ani bir hamleyle kapıya dışarı attım kendimi. Anna telaşla yanıma gelmişti, bense ona sırtım dönük duvara yaslanmış bir vaziyette avını bekleyen bır avcı misali beklemekteydim onu, neyin var Carol dedi ve ellerini omuzuma attı, ben ise ani bir manevrayla onun bileklerini kavradım, ne yapıyorsun dedi bana şaşkınlık ve korkuyla, ben ise hiddetli bir biçimde, sen bana ne yapmak istiyorsun Anna,
ne yapmak istiyorsun dedim, beni delirtmeyemi çalışıyorsun, kafanda neler var Tanrı aşkına, neler kurguluyorsun, neden beni saçma sapan oyunlarına alet ediyorsun diye bağırmaktaydım ona, bilekleri morarmıştı ama bırakmamakta ısrarlıydım, canımı yakıyorsun bırak beni Carol dedi, hayır hayır dedim ve onu duvara yapıştırdım, benden ne istiyorsun diye bağırdım yüzüne, kurabileceğimiz en yakın pozisyondaydı suratlarımız . Her ikimizde buz kesilmiştik, bileklerini bırakmamakta kararlıydım, acısını içimde hissedebiliyordum, ama onunda acı çekmesi gerekiyordu,
tıpkı bana çektirdiği gibi. Hiç bir şey dedi, nereden çıkartıyorsun böyle şeyleri dedi, rica ediyorum lütfen bileğimi bırak canımı çok yakıyorsun şuanda dedi, ona acıyordum, o narin bilekleri benim zorbalığımla epeyce bir yara almış gibiydi, bir süre daha sıktım , o kadar çok sıkmıştım ki, tırnaklarımın bileğindeki damarı kanattığımı fark ettim, her ikimizde kanı görmemizle irkilmiştik. Ve şimdi daha çok suçlanmıştım, çünkü bileği kanamaktaydı. Bana ne yaptın, bana nasıl zarar verirsin Carol dedi sinirli bir halde, ne diyeceğimi bilemiyordum, ona zarar vermiştim, ve öylece kalakalmıştım
olduğum yerde, o ise kanayan bileğini tutarak içeri geçmişti. Bir süre ses duymadığımı fark ettim, bileği aşırı kanamaktaydı oysaki, endişelenmiştim ona yardım etmeliydim , bir anda içeri girdim, Anna öylece koltukta uzanmaktaydı, bu durum beni şaşkınlığa sevk etmişti. Bileğinin kanamasını durdurmak için hiç birşey yapmamıştı. Anna iyimisin diye yanına geçmiştim telaşla, bileğini koltuktan yere sarkıtmıştı, kan damlaları
yere damlamaktaydı. yönünü bana çevirdiğinde gözlerinin altının morarmış olduğuna şahitlik ettim, korkuyla ilk yardım dolabına yöneldim, Anna'nın bana bırak öyleyse öleyim Carol demesiyle sarsıldım. Sen neler söylüyorsun Anna dedim ona şaşkınlıkla, Anna ise bana ,eğer benden bu kadar nefret ediyorsan ve beni öldürmek istiyorsan beni kurtarmaya çalışma öyleyse dedi. Gittikçe halsizleşiyordu,
bunu fark edebiliyordum, gözleri kapanmaya yakındı, dolaptan aldığım sargı beziyle kanattığım adeta bileğini parçaladığım yeri sarmaya başladım, gözleri kapanmak üzereydi neredeyse, bu durum beni korkutmuştu. O ölebilirdi. Ve bense paramparça olurdum. Ona daha iyimisin Anna diye telaşla bağırdım, bir ara gözleri tam anlamıyla kapanmıştı. Lütfen ama kendine gel artık diye bağırmaya başlamıştım, ondan ses
çıkmaması beni ürpertiyordu. Güvenliği, tombul adamı çağırmak gelmişti bir anda aklıma, butona acil düğmesine basmak üzereydim ki Anna bana seslendi, daha iyiyim Carol yanıma gel lütfen dedi. Ama hastaneye gitmelisin, gitmeliyiz artık buradan dedim korkuyla, hayır Carol daha iyiyim ve daha iyi olacağım, sadece yanıma gel dedi. Yanına gitmiştim, kendimi çok suçlu ve çaresiz hissediyordum, Anna o halde olmasına rağmen benden katbekat daha güçlü görünüyordu. Elimin ayağımın titremesine engel olamıyordum, ona birşey olacak diye çok korkuyordum, bileğini sarmıştım, kanama durmuş gibiydi ne yapabilirim başka diye düşünmeye dalmıştım ki Anna'nın işaret etmesiyle kulağını bana ver demesine şahitlik ettim, eğil dedi, şaşkınlıkla eğildim , kulağıma birşey söyleyecekti belliki, şimdi heyecanım ve şaşkınlığım dahada çoğalmıştı. Eğildiğimde Anna bana şöyle dedi; Gece hiç yanında değildim, sadece sana yalan söyledim dedi. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm, şaşkınlık, öfke, nefret ve kaybetme
korkusunun arasında kalmıştım. Anna bana yalan söylemişti bu durumda. Neden diye bağırdığımı hatırlıyorum, denemem lazımdı Carol dedi, insan gerçektende en sevdiğini dahi öldürebilecek konuma gelebilirmiydi dedi, bu sözleri karşısında bir kez daha afallamıştım, ne diyeceğimi bilememiştim. Belliki Anna benimle bir kez daha oynamıştı, ve ben ise bu sefer ona gerçekten yenilmiştim .

Yazan-Edibe Toğaç.
-Devam Edecek-

Diğer bölümler Blog sayfamda mevcuttur.
http://sayfamdakalancumleler.blogspot.com.tr/








Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın varoluşçuluk kümesinde bulunan diğer yazıları...
Kaçamak Sonlar
Dışarıda Herşey Aynı...
Görünmeyenler - Bölüm 17

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Mathilda'nın Hikayesi...
Görünmeyenler...
Kan Kaybediyorum...
Seni Beklemek
Sanırım Sizi Deliler Gibi Seviyorum...
Anlaşılması Gereken Şey Çok Basitti Aslında,görmek İsteyene Tanrı Herşeyi Gösterir...
Anna'nın Hikayesi...
Artık İnanmak İstiyorum...
Görünmeyenler...

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Umutsuz Bir Aşk [Şiir]
Her Gün Ölüyorum Aralarında [Şiir]
Bir Amacı Olmalı İnsanın! [Şiir]
O Gün Bugündür İşte [Şiir]
Sen Beni Unutsanda Ben Seni Unutmam! [Şiir]
Biraz Sana Biraz da Ölüme Hasret [Şiir]
Parçalansa Kelimeler [Şiir]
Yüreğinde Yer Yok Bana [Şiir]
Layık Değilsin [Şiir]
Bana Sorarsanız [Şiir]


Edibe Toğaç kimdir?

Naçizane yazan-Minimalist Şair. . . Edibe Toğaç http://sayfamdakalancumleler. blogspot. com. tr/

Etkilendiği Yazarlar:
Susan Sontag, İngeborg Bachmann,Montaigne,Dostoyevski,Henry David Throe, Tolstoy,Gogol,Albert Camus,Paul Auster,Susanna Tamaro,Paulo Coelho,Tezer Özlü vb...


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Edibe Toğaç, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.