..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Dünyada insandan çok aptal var. -Heinrich Heine
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Yaşam > Elena ADYEJ




10 Ocak 2003
Godot’yu Beklerken ölmek  
Elena ADYEJ
Herşeyi olduğu gibi sürdürmenin sizi risklerden koruduğunun ve görece bir güvenlik duygusu verdiğinin farkındayım. Peki ya düşleriniz? Özlemleriniz? Yıllar yıllar önce ya da yıllardır kurduğunuz hayaller? Yapabileceğinizi sezdiğiniz, hatta belki bildiğin


:BDFE:
Hepimiz yaşamımızın şu ya da bu aşamasında yapabileceklerimize, başarabileceklerimize dair düşler kurmuşuzdur. Bunu yaparken çoğu zaman düşlediklerimize benzer işleri gerçekleştiren insanları da aklımıza getirmişizdir. Bizim de bir biçimde yapabileceğimizi hissettiğimiz işleri işte şimdi yapıyor olan bu insanlar ne gibi özelliklere sahiptir acaba?

Zaten zengin bir ailenin üyesi midirler? Güçlü ve etkili dostları mı vardır? Bizim sahip olmadığımız birtakım beceri ya da yeteneklerle mi donatılmışlardır? Ya da, hadi günümüzün şaşılası yeni “trend”ine işaret edelim, çok iyi bir falcı mı keşfetmişlerdir?

Gerek profesyonel yaşamımda, gerekse de aile ve dost çevremde konuştuğum insanların nedense hemen her zaman yukarıda saydıklarıma benzer işaretler aradıklarını görüyorum. İşin garibi, çoğu zaman bunlardan birini bulmakta zorlanmıyorlar. Dahası, bu buluşu da düşlerinden vazgeçme vesilesi olarak kullanıyorlar.

Yukarıda değindiğim yaklaşımın ekonomik, toplumbilimsel, hatta ruhbilimsel nedenlerinin elbette farkındayım.: Başarılı kişileri suyun bu yakasında bekleyenlerden farklı kılan şey, çoğu zaman yola çıkmış olmalarıdır. Daha yalın bir ifadeyle, harekete geçme yürekliliğini göstermeleridir.

Samuel Backett’in "Godot’yu Beklerken"/"Waiting for Godot" adlı oyununu çok kişi bilir. Oyun boyunca bizlere, “Bir şeyler olacak ama bunun için Godot’nun gelmesi gerekiyor,” duygusunu yaşatan iki kişi vardır sahnede. Neler olacağını merak ettiğimizden biz de Godot’nun gelmesini bekler dururuz. Ama Godot gelmez. Oyunun en sonunda, “Peki, gidelim mi?” diye sorar karakterlerden biri. Diğeri, “Evet, gidelim,” diye karşılık verir. Ama yerlerinden kımıldamazlar!
Yerinizden kımıldamadığınızda olabilecek tek şey vardır: sürdüğünüz yaşamın güçlü bir dış etki olmazsa, değişmeden kalması!

Herşeyi olduğu gibi sürdürmenin sizi risklerden koruduğunun ve görece bir güvenlik duygusu verdiğinin farkındayım. Peki ya düşleriniz? Özlemleriniz? Yıllar yıllar önce ya da yıllardır kurduğunuz hayaller? Yapabileceğinizi sezdiğiniz, hatta belki bildiğiniz o şeyler? Tüm bunlardan gerçekten vazgeçmek istiyor musunuz?

Düşlerinizi gerçekleştirmek için yola çıktığınızda kendiniz, sevdikleriniz ve sorumluluğunu üstlendiğiniz insanlar için “daha iyi” ile başlayan ne çok şey başarabileceğinizi biliyorsunuz değil mi? Başarılı insanlarla kendinizi gizli gizli karşılaştırdığınızı; aranızda bilgi, beceri, yetenek açısından hemen hiç fark bulunmadığını şaşırarak keşfettiğinizi; gene de bu insanları sizden farklı kılan bir şeyin varlığını sezdiğinizi de ben biliyorum. Biliyorum çünkü işim sezdiklerinizi somut ve görünür kılıp sizi bunun gerçekliğine inandırmak ve içinizde bir yerlerde durup bekleyen harekete geçme gücünü açığa çıkarmak.

Godot’yu beklemeyin. Gelmeyecek! Yaşamınızda bir şeyler değişecekse, bunu başlatacak kişi sadece ve sadece sizsiniz!

HAVA GÜZEL, SAHA DA ÇAMURLU DEĞİL –ARTIK OYUNA GİRME ZAMANINIZ GELDİ

Günümüzün Pazar ekonomisinde, bugünkü teknoloji sayesinde büyük şirketlerle ve adını marka haline getirmiş bireylerle rekabet etmek artık çok kolaylaştı. Fırsatları ele geçirmek evrensel ölçülerde daha önce hiç bu denli kolay olmamıştı.

Neredeyse her gün birisinin yeni kitabını yayınladığını, yeni bir şirket kurduğunu, yeni bir filmde oynadığını ya da büyük bir şirketle ortak olduğunu görüyoruz. Düşlerini gerçekleştirmeye girişen insanların başarı öykülerini okumak gerçekten hoş.

Fark edilmeyebileceğini düşündüğüm bir şey var: bunlar normal insanlar. Düşlerini gerçekleştirmede başarılı olan bu insanların çoğu genellikle sizden benden farkı olmayan kişiler.

Farklı oldukları tek bir nokta var: ortaya çıkıp işe girişmeleri.

Çoğu zaman, kendilerini yeterince özel hissetmedikleri için yaşamda oldukları yere mıhlanıp kalarak düşlerinin peşinde gitmeyen insanlar görüyorum. Hatalı biçimde orada, dışarıda büyük işler yapan insanların bir biçimde ayrıcalıklı olduklarını düşünüyorlar. Bu insanların kendilerinden daha çok bilgiye, daha güçlü ilişkilere sahip olduklarını sanıyorlar.

Bu düşünce nadiren doğrudur. Birkaç istisnayı dışta tutarsak, bir şeyler başaran insanların bizden farkı, cesaret ve zorunluluk duygusuna sahip olmalarıdır. Kendilerine ve yaptıkları şeye inanmış kişilerdir. Üstelik bazen bu inanç çok da güçlü değildir –ama yola çıkmalarına yetmiştir.

Bu insanlar kendilerine izin verilmesini beklemediler. Her şeyin kusursuz olmasını da beklemediler. Bilmemne yıldızıyla bilmemne gezegeninin yumuşak açı oluşturması da gerekmedi. Her şeyi önceden adım adım hesaplamadılar; gene de harekete geçtiler.

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki hız her şeyin temelini oluşturur hale geldi. Pazara ilk önce çıkan hizmet ya da ürün genellikle en başarılı olmaya aday. Ürünün ya da hizmetin kusursuz hale gelmesini beklerseniz büyük olasılıkla başarısız olacaksınız demektir. Başlamak ya da başlatmak artık her şeyden daha önemli.

Danışmanlıklarını yaptığım kişilerle ve üst düzey şirket yöneticileriyle görüşürken, kendilerini hazır hissetmediklerinden ya da değerli bulmadıklarından birçok önemli düşünceyi yaşama geçirme konusunda ya çok geç kaldıklarını ya da buna hiç girişmediklerini keşfediyorum. Sanki her seferinde bekledikleri bir şey var.

Gerekli olan şey cesaret. Kendimize harekete geçme izni vermeliyiz. Başka hiç kimsenin bize izin vermesi gerekmiyor. Cesaret başarıya götürür. Önemli olan girişimdir.

NE bekliyorsunuz? Nerede ve neden tutuyorsunuz kendinizi? Yüreğinizin derinliklerinde hangi düşleri kuruyorsunuz? Kendinize özgü ve eşsiz potansiyelinizi gerçekleştirmeyi çoktan hakettiniz siz.

Unutmayın, dışarıdaki insanlar kendilerine ve düşlerine şanslarını deneyecek kadar güvendiklerinden başarılı oluyorlar. Onlar hesaplanmış riskleri alma –kendileri ve fikirleri üzerine bahse girme– iradesini gösteriyorlar.

Olabilecek en kötü şey nedir? Başarısızlık mı? Başarısızlık utanılacak bir şey değildir. Başarısızlık başarının parçasıdır ve insanlar başardıklarınızın saçtığı parlak ışık altında başarısızlıklarını anımsamazlar bile. Dahası, cesaretiniz onlarda saygı uyandıracaktır.

Herkesin uzun suredir gerçekleştirmek istediği bir düşü olduğuna inanıyorum. Öte yandan, bu düşlerin çoğunun içlerinin derinliklerinde bir yerde gömülü kaldığını ve hiçbir zaman açığa çıkarılmadığına da inanıyorum. Dahası, bu yüzden düşün sahibi kadar dünya da daha kötüye gidiyor.

Düşünüzün ne olduğu konusunda çok emin değilseniz, ilginizi çeken herhangi bir projeyi hayata geçirin. Ne olduğu önemli değil. Bu süreç büyük olasılıkla gerçek özleminizi açığa çıkaracaktır.

Bizler ancak aradığımız şeyleri buluruz. Düşünüzü açığa çıkarma konusunda kararlıysanız, bunu gerçekten yaparsınız. Gerçekten ciddi ve kararlı olduğumuza kanaat getirene kadar “Evren” doğru yanıtları bizden nedense bir biçimde gizler.

Düşlerinizi gerçekleştirmenizin bir yolu mutlaka vardır. Öğrenmeniz gereken şeyleri belirleyin. Size kim/kimler yardım edebilir? Yolunuzdaki en büyük engel nedir? Sizi hedefinize götürmesi için hemen bugün yapabileceğiniz şey nedir?
Bu konuda her gün bir şeyler yapmaya başladığınızda, düşünüzün gerçeğe dönüşmeye başladığını göreceksiniz.

Böyle yapmakla, kendinizi "yüreklerinin götürdüğü yere" gittikleri için imrendiğiniz ve saygı duyduğunuz insanların arasında bulacaksınız. Bizler de SİZİN başarı öykünüzü okuyor olacağız.

Michael Angier



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın yaşam kümesinde bulunan diğer yazıları...
Bağımlı olma durumu

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Aşk acıtır [Öykü]


Elena ADYEJ kimdir?

Her zaman aykırının peşinde oldum. . . Dile getirilmeyen, getirilmekten çekinilen, ama kabul edilmesede işte orada duruyor dediklerimin peşindeyim. . .

Etkilendiği Yazarlar:
Anais Nin, D.H Lawrence, Paul Auster,Marquis De Sade


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Elena ADYEJ, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.