..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bir takım şeyler görürsünüz ve "Niye?" diye sorarsınız. Ben ise bir takım şeyler düşlerim ve "Niye olmasın?" diye sorarım. -George Bernard Shaw
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > İnceleme > Türkiye > Hakan Yozcu




5 Mart 2015
Çay ve Şenlikler Diyarı Rize  
Hakan Yozcu
Rize, ayaklarınızın altında kalıyor. Bir ayağınız Karadeniz’e uzanıyor, bir ayağınız da dağlara doğru tırmanan çay bitkilerine. Burada çay, o kadar çok ki alabildiğince gidiyor. Hiç boş alan göremezsiniz. En küçük bir alan bile değerlendirilmiş.


:GEB:

     Rize’yi bilmeyen duymayan yoktur. Her sabah kalktığımızda kahvaltı yaparken, veya yorulduğumuzda yorgunluk atmak için içtiğimiz çayın anayurdudur Rize.
     Rize, Karadeniz’in doğusunda bulunan, muhteşem manzarasıyla, eşsiz doğa güzelliğiyle cennet bir şehir. Rize, şenlikleri ile tanınan bir yer. Her yaz aylarında bir çok Yayla Şenliklerine ev sahipliği yapıyor. Bunlardan en ünlüsü Ayder Yayla Şenlikleri.
     Dağcılık Sporu, Yürüyüş Sporu, Rafting sporu da yapabiliyorsunuz burada. Tesis bakımından oldukça gelişmiş bir şehir.
     Rize’de bir gece konaklıyoruz. Bize Botanik Çay Bahçesine gitmemizi öneriyorlar. İlk işimiz burayı ziyaret oluyor. Meydandaki Şeyh Camii arkasındaki caddeye geliyoruz. Burası yokuş bir yol. Mesafe kısa; ama yokuş çok dik. Bu nedenle arabanız yoksa yürümenizi tavsiye etmem. Ya dolmuşlara ya da taksilere binin. Taksiler çok ucuz olduğu için taksiyi öneririm. Beş dakika sonra oradasınız.
     Burası bir tepenin üzerinde kurulmuş bir park alanı. Çiçekler daha ilk girişte size gülümsüyor. Her çeşidine rastlamanız mümkün. Mis gibi kokular doluyor içinize. Banbu masalar ve sandalyeler bulunan dinlenme kısmına geçip oturun. Hiç katkı girmeyen, Rize çaylarından bir için. Semaver olarak önünüze getiriliyor. Çayınızı yudumlarken hem serinleyin; hem de o müthiş doğa güzelliğini izleyin.
     Rize, ayaklarınızın altında kalıyor. Bir ayağınız Karadeniz’e uzanıyor, bir ayağınız da dağlara doğru tırmanan çay bitkilerine. Burada çay, o kadar çok ki alabildiğince gidiyor. Hiç boş alan göremezsiniz. En küçük bir alan bile değerlendirilmiş.
     Ayder Yaylası’nın ününü bir çok kez duymuştum. Bu nedenle ertesi gün buraya gidiyoruz. Rize çıkışından Çayeli Yoluna giriyoruz. Çayeli’de yemek molası vereceğiz. Çayeli’nin içine giriyoruz. Yolumuzun üzerine Lale Resteurant çıkıyor. Biz, kuru fasulye ve pilav ısmarlıyoruz. Yemekler o kadar lezzetli geliyor ki dayanamayıp birer tabak daha söylüyoruz. Hele yanında bir kase de yoğurt olunca tadını unutamıyorsunuz.
     Tekrar yola koyuluyoruz. Önümüzde Ardeşen var. Şehre tam girmeden Levhalar sizi dağ tarafına yönlendiriyor. Ayder yazısını görünce, tam Ardeşen Köprüsü’nün önünden dağa doğru tırmanışa geçiyoruz. Yine her taraf yem yeşil ağaçlıklar, çaylar, dereler, sular…
     Buradan itibaren en Doğuya kadar meşhur Kaçkar Dağları’nın başladığını öğreniyoruz. Kaçkar 3932 metre yüksekliğiyle heybetli bir pehlivan görünümünde. Bizde büyük bir hayranlık uyandırıyor.
     Ayder Yaylası Trabzon’a 160 km, Rize’ye ise 82 km uzaklıkta. Ulaşım sorunu yok. Çamlıhemşin’e de sadece 18 km mesafe var.
     Stres atıp, huzur bulmak istiyorsanız, tüm yorgunluğunuzu giderip dinlenmek istiyorsanız buraya mutlaka gelmelisiniz. Doğanın size bahşettiği o güzellikleri doya doya görmelisiniz. Kuş sesleri, su sesleri ve ağaçların hışırtıları sizi bambaşka bir dünyaya götürecek. Burada sonsuzluk duygusunu yaşayacaksınız. Eğer adrenalinizin daha da artmasını istiyorsanız yol üzerinde bulunan Dağ Raf tesislerinde Rafting dahi yapabilirsiniz. Vahşi doğanın size sunduğu kızgın sularda heyecanınızı ikiye katlayabilirsiniz.
     Ayder Yaylası 1987 yılında Turizm Merkezi , 1994 yılında da Milli Park ilan edilmiş. Burada düşünemeyeceğiniz kadar, lokanta, otel ve pansiyona rastlarsınız. Ayrıca burada bir de kaplıca bulunuyor. Bel ağrılarından şikayetiniz varsa buradaki şifalı sularda banyo yapıp derdinize derman arayabilirsiniz.
     İlk işimiz pansiyon aramak oluyor. Bize en uygun, dağa doğru tırmanan Köksal Pansiyon oluyor. Bir gece kalacağımızdan burayı uygun buluyoruz. Odalar temiz. Sıcak su mevcut ve sabah kahvaltı veriliyor.
     Kaldığımız oda tam dağa bakıyor. Çok nefis bir manzara ile yüz yüzeyiz. Yeşilin her tonu ile karşı karşıyayız. İçimize huzur doluyor. Dağlardan süzülerek aşağıya doğru inen şelâle, görülmeye değer. Sırf bu şelaleyi görmek için buralara kadar gelebilir insan. Kaçkar’ı pasta gibi bıçakla ikiye bölmüş. Bulutların arasından aşağıya doğru süzülüyor. Suyun hikayesini dinliyorsunuz. Bulutların arasından çıkan, yeşillikler içinde kaybolan bir dostluk hikayesi bu.
     Burada su, o kadar çok ki bu konuda şiirler, öyküler hatta roman bile yazabilirsiniz. Size ilham vermeye hazır bir manzara ile berabersiniz.
     Biz, Kaplıca’ya giriyoruz. Tansiyon ve Kalp hastası olanlara girmek tavsiye edilmiyor. Çünkü doğal olan su, çok sıcak. Bizlere de onar dakika ara ile girip çıkmamız öneriliyor. Zaten bir saatlik süre veriliyor. Biz de bu süreyi zevkle değerlendiriyoruz.
     Ayder’de akşam oluyor. Az önce yemyeşil, cennet gibi görünen Kaçkar Dağları şimdi renk değiştiriyor. Siyah oluyor. Kapkara bir görünüme bürünüyor. Dağlara adeta hüzün çöküyor. İlerleyen vakitlerde hüzün, yerini kasvete; hatta korkuya bırakıyor.
     Hava artık iyice kararıyor. Dağlar hiç görünmez oluyor. Sonsuz bir karanlık var önümüzde. Bu da bize korku veriyor. Dağa şimdi sessizlik hakim oluyor. Cıvıl cıvıl olan yol, şimdi sessizliğe bürünerek,viraneye dönüyor.
     Herkes oteline, pansiyondaki odalarına çekiliyor. Gece cansız. Gecede hareket yok. Canlılık yok. Bir sıkıcılık, bir kasvet var. İnsanın aklına ölüm geliyor.
     Biz de erkenden yatıyoruz. Gece, bize ürküntü verdiği için sabah erkenden kalkıp Ayder’den inişe geçiyoruz.
     Çamlıhemşin’den Ardeşen’e geliyoruz. Yönümüzü daha da doğuya çeviriyoruz. Fındıklı’ya geliyoruz. Burası Rize’nin son ilçesi. Buradan sonra Artvin il sınırına geçiyoruz. Artık araçların plaka numaraları değişmeye başlıyor. Arhavi’ye; sonra da Hopa’ya geçiyoruz.
     Hopa’dan on-on beş dakika daha giderseniz artık Türkiye sınırlarına gelirsiniz. Sizi burada Sarp Sınır Kapısı karşılar. Buradan sonrası Gürcistan.Ama biz oraya gitmiyoruz. Artvin’in 70 km uzaklıkta olduğunu öğreniyoruz.
     Tereddüt etmeden içlere doğru Artvin’e ilerliyoruz. Birkaç saat sonra Artvin’de olacağız. Orayı da sizlere bir sonraki yazımda anlatacağım.
     



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın türkiye kümesinde bulunan diğer yazıları...
6. Türkoloji Buluşması
bir Güneşin Yeniden Doğduğu Yer: Samsun
Ara Çayhaneler
İki VIzdan, Bir Bizden
dışarıda Deli Dalgalar: Sinop
Bir Uzungöl Hatırası
Trabzon’da Bir Gün
Cennet ve Cehennem
Maçka Yolları Artık Taşlı Değil
İstanbul'da Bir Gün

Yazarın İnceleme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
İskenderun Belediyesi Tiyatro Topluluğu
Diyetisyen Olmak
Sosyolog Nihal Salman İle Aile Üzerine Bir Sohbet
Çakırcalı Efe Üzerine
"48 Saat" Üzerine
"Gün Olur Asra Bedel" Üzerine Bir İnceleme
Çeşitli Yönleriyle Prof. Dr. Erhan Arıklı
Bir Şiir Emekçisi: İhsan Tevfik Kırca
Erzincan Yöresi Alevileri
Âşık Osman Akçay İle Tanıştık

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Hayat Seni Çözemedim [Şiir]
Seninle Olayım [Şiir]
Adanalım [Şiir]
Yörük Kızı [Şiir]
Nasihat 2 [Şiir]
Helallik İstiyorum [Şiir]
Nasihat [Şiir]
Aşk Var mı? [Şiir]
Minik Bir Şaire Rastladım [Şiir]
Gadirli'ye Dönek Gardaş [Şiir]


Hakan Yozcu kimdir?

1964 doğumluyum. Kuzey Kıbrıs'ta yaşıyorum. 1988 Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldum. 20 yıl çeşitli okullarda edebiyat öğretmenliği yaptım. Uzun yıllar Yenivolkan ve Güneş Gazetelerinde köşe yazarlığı yaptım. Şu an Habearkıbrıslı ve Güncelmersin Gazetelerinde yazıyorum. Birçok internet gazete ve sitelerinde yazılarım yayınlanıyor. Şiir, öykü ve tiyatro oyunları yazıyorum. Bu alanlarda çeşitli ödüllerim var. Kendime ait basılmış "Güzel Bir Dünya" ve "Mesela Başka" isimli iki adet öykü kitabım var. 7 tane tiyatro oyunum var. 6 yıl Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü görevinde bulundum. Halen Başbakan Yardımcılığı Ekonomi, Turizm, Kültür Ve Spor Bakanlığı'na bağlı Müşavirim.

Etkilendiği Yazarlar:
...


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Hakan Yozcu, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.