..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Kötü bir barış, iyi bir savaştan daha iyidir. -Puşkin
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Yaşam > lütfi akarçay




23 Ocak 2014
Sıkılıyorum Baba!.. Ya da "Modern Bir Çocuğun Anatomisi"...  
lütfi akarçay
Babalar,çocuklar ve ayrı dünyalar..


:IDB:
Son zamanlarda eve dönüş bir “korku ve endişe histerisi”ne dönüştü benim için;
Bu korku ve endişe asayişten kaynaklanan bir durum değil,aksine evde bekleyen sevimli
Bir canavarın üzerime salacağı “bıkkınlık ve sıkıntı okları”nın hedefi olma korkusu,ne kadar
Kaçarsam o kadar isabet aldığım ve bir türlü savuşturamadığım oklar bunlar…
“Bir elinde cımbız bir elinde ayna,umrunda mı dünya!” diyor ya Orhan Veli,
bizim küçük canavar bir elinde İpad,bir elinde laptop,bir elinde oyuncak,bir elinde
Tv kumandası,o da olmazsa oyuncakları,mp4’ü ve elbiseleri ile “devr-i alem” değil ama “devr-i
Daire” yapıyor…
Bense bu modern oyuncakların ortasında yuvarlanan canavarın reaksiyonundan
Bir nebze de olsa geçici kurtuluşun rahatlığını yaşıyorum ama nereye ve ne zamana kadar?..
Çikolata krizi gelinceye kadar!..
Ve o meş’um kriz geldiğinde iki kademeli “kronik diyalog” başlıyor;..
-Baba,çikolata istiyorum,baba popcornlu süt ver…
Eğer o anda kilerdeki “çikolata deposu”ndan istedikleri çıkarsa “market dalgası”ndan yırtıyorsunuz
Yoksa arkadan “alışveriş tufanı” gelecektir;..
-Baba,markete gidelim,noooolurrrrr!!...
Birkaç cilveli söz ve dürtüklemeden sonra kızının “naz kölesi” olan bendenizin ağzından standart
Sözcük çıkacaktır;..
-Tamam kızıııımmm…
Sonra market içinde “Tamek’se koy sepete” faslı başlar;..
-Baba,bunu istiyorum,bunu beğendim…
-Bunu alabilir miyim babaaaa?..
Karşısında “hayır” diyemeyecek bir “evet’çi bedbaht”ın olduğunu bildiği halde kurnazca
Bir “nezaket gösterisi”dir bu market içinde…
Zaten oldum olası ağabeyiyle beraber neden anneleriyle değil de benimle alışverişe gitmek
İstediklerini; anneleri olduğu zaman yarı keyifsiz ve buruşuk bir surat içindeyken benimle
geldiklerinde yüzlerini bir “sevinç furyası” kapladığını anlayamadım!..
Evin oturma odasında tv izleme ve “zappinf keyfi” yaşama şansınız yoktur zira tv kumandası
sadece trt çocuk,yumurcak tv ve cartoon network’e kilitlenmiştir ve artık aynı bölümlerin sayısız kere
izlenmesinden dolayı bizim küçük canavar çizgi film kahramanlarından önce replikleri söylemekte,
kendisi kadar bu konuda meleke kesbetmiş olan annesiyle yarışmaktadır…Sizin tek şansınız
salona iltica etmek,orada inziva faslına çekilmektir..En azından hem onların hem de annesinin
“maç fobisi”nden ve şikayetinden uzak meşin yuvarlakla beraber “saadet zinciri” kurmaktır…
Tabii bir de servis saatlerinda yaşadığımız “kriz nöbeti” var…
Ağabeyiyle beraber yaptığımız arabalı okula “geliş-gidişler” küçük hanımefendi’de zaman zaman
Kriz nöbetlerine dönüşüyor;mutlaka bunun rövanşı alınmalı,arabanın ön koltuğunda radyo frekansları
Arasında gezinerek o ayrıcalığı tatmalı,bunun içinde babacığından telefon vasıtasıyla “garanti”
Alınmalı ama bu garanti “söz vererek!” alınmalı,”tamam veya almaya çalışırım” gibi kaçamak
Cevapların sizi kurtarma şansı yoktur….

Bizim evde “hava raporu” sonbahar,kış,ilkbahar soğuk ve sıkıcı,standart ; yazları ise biraz daha sıcak
hareketli geçer...Bu değişimin sebebi ise havuz ve deniz keyfinin devreye girmesi,bizimkinin babasını
evde unutmasıdır;benim rahat ve huzur içinde balkon keyfi yaptığım,tv karşısında “beş keçilik köy
ağası”zevki tattığım günler ve saatlar…
Peki bütün bunlar hayatınızın “rutinleri” olurken sizin hiç hasretle karışık duygularınız ve
mukayeseleriniz olmuyor mu?..
Bazen tüm bunlardan bunalıp “nostalji dünyanız”da yolculuk yapmıyor musunuz?..
Ben de çocuktum ama teknolojinin ve rantın henüz kirletmediği heyecanlarım,düşlerim vardı..
Ne pırıl pırıl yanan vitrinler,ne modern çarşılar ve mağazalar,ne lüks otomobiller ve apartmanlar
vardı;akasya ağaçlarının ortasında kerpiç ,tuğla karışımı ahşap evlerde büyütürdüm düşlerimi..
Tahta sedirler üzerinde pencereden nal şıkırtılarıyla karşık faytonları,arada bir geçen ford
minibüsleri,seyyar satıcıları izlerdim heyecanlı ve meraklı gözlerle..Bahçedeki küçük tandır evinde
Maltuzun üzerinde pişen etli kıyma,tereyağlı pilav kokularıyla,hurma tatlısı ve kadayıf kokularıyla
büyüdüm ben..Ne pizza ne hamburger gibi suni kokular,ne çikolata ne cips gibi jelatinli sahte
tatlandırıcıları tanıdım.Ramazanda çıkan horoz şekerleri,sokakta satılan elma şekerleri,kuzineli
sobada pişen patates,tandırda kızaran çörek,sac üzerindeki yufka ekmeği yiyerek doyardım;hem de
ne iştahla!..
Köye gitmenin heyecanıyla uyuyamazdım,tatil demek köy demekti,atlı arabaya binmek,harmanda
düven sürmek,sap yığınlarının arasında yuvarlanıp saklanmak,meranın önündeki çamura
dalmak,ırmakta çimmek..Sonra en güzeli neydi biliyor musunuz;eli nasırlı yüzü güleç köy insanımın
-“Yiğenim,sen kimlerdensin” diyerek tanıdıktan sonra “Maşallah” sözleriyle saçımı ve yüzümü
okşaması Anam ile Babamdan sitayişle bahsetmeleriydi..Sonra beni seven o büyüklerin
kimlerden,hangi sülaleden olduklarını rahmetli amcama sormam ve onun bana anlattıkları..
Dedemi,Ebemi ve onların aile büyüklerini dinleyerek büyüdüm rahmetli amcamdan..Sanki heyecanlı
Bir film izler gibi onu dinlerdim gözlerimi ayırmadan..Geceleri akraba ve komşuların gelip
gaz lambasının titrek ışıkları altında yaptıkları sohbetler,eski köy ortamı hikayeleri..Sanki Sinbad’ın
uçan halısında gezer gibi gezerdim onlarla beraber zaman içinde..
Köyden ayrılmam benim için bir “hüzün”dü.Ama ayrılıp şehre döndüğümde köy havası eksik olmazdı
ki bizim ahşap evde.Köyün yarısı gelir-gider,rahmetli Babamın kapıdan içeri girerken eşikte meraklı
gözlerle ayakkabı araması ve yabancı ayakkabılar gördüğünde gözlerinin gülmesi..
Hiç yadımdan çıkmaz benim..

Yazlar da kışlar da tatlıydı;her mevsim en güzel elbiselerini giyerek karşılardı bizleri..Ne “küresel
ısınma” ne de soğuma tehlikesi bilmezdik;Güneş de bulutlar da “rahmet” arkadaşıydı bize adeta..
Yağmur ve kar saklanmazlardı, toprak hasret çekmezdi onlara..Bereket derdi büyüklerimiz ve adam
boyu karları kürerlerdi ellerinde kürek ve yabalarla..
Öğretmenlerim vardı;idealist,donanımlı,yetişmiş ve güler yüzlü..İmkanları kısıtlıydı ama yürekleri o
kadar cömertti ki;kendi kütüphanelerinden bize ödül olarak kitaplar hediye ederlerdi..
Bizi birer “yarış atı” değil insan olarak gördüklerinden önce “namus ve dürüstlük” kavramını aşılamaya çalışmışlardı.
Meslek ayırımı yapmadan millete hizmetin bir “aşk” olduğunu onlardan öğrendim,gördüm ve yaşadım..
İşte böyle sevgili kızım..Seninle benim dünyam çok farklı..Çünkü aramıza o kadar engel girdi ki ne sen Beni ne de ben seni anlayıp tanıyamıyorum..Anlatamıyorum zira merhum M.Akif’in;

“Ağlarım ağlatamam,hissederim söyleyemem,
Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım”

Mısralarında ifade ettiği ruh hali benim ruh halim..Kelimeler kifayetsiz kalıyor duygularımı ifade
Etmeye ve takatim yok kendi dünyamı avuçlarımın içinde sana sunmaya..!
Aynı çatı altında tamamen “ayrı dünyalar”ın insanları olmak..
Duygularımızın ve isteklerimizin hatta beklentilerimizin kendi dünyalarımızda hapis kalması..
Konuşan ama anlaşılmayan,..
Yaşayan ama kendi dünyasında tutsak..
Ne kadar çok isterdim beni ve seni tutsak alan şu “çağdaş zincirler”i kırıp seni kendi dünyama
Taşıyıp orada beraber yolculuk yapmayı..
Kimbilir,bir gün mezar taşıma bakarken sen de “hasretleri”ni gözyaşlarına katacaksın..
Ve kimbilir bir gün sen de kendi dünyanı ve özlemlerini çocuklarına aktarmak isteyeceksin
Ama kelimeler kifayet etmeyecek..
Her şey değişse de eskise de değişmeyen tek gerçek aramızdaki “Sevgi” olacak..
Ve o hep yaşayacak!










Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Mevlana ve Biz...
Işid,nusra,öso ve Diğerleri... Neo - Liberalizm’in "Küresel Tetikçileri"
"Siyasi Ahlak" ve "İdeal Devlet" Üzerine Tarihsel Bir Analiz...
Dua...
"Tek Adam"... Şark Dünyası'nın "Mitolojik İkonu"
Gül ve Bülbül Üzerine Bir "Serenad"...
Algı Operasyonları... Ya da "Malumatçı Baba Tahir'den Günümüz Medyasına"
"Ganimet"i Görünce Uzlaşıdan Vazgeçmek...
Men Dakka Dukka...
Sosyo - Kültürel Bir Erozyon;"dil ile Din Arasında Kayıp Kimlikler... ""

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Sen Gülümsediğinde Kaç Kuş Kanatlanır... [Şiir]
Ellerinden Tutarak Öksüz Sevdamın... [Şiir]
Kırık Bir Sevda Masalı... [Şiir]
Yaşam Dediğin Nedir ki Despina... [Şiir]
Yârân Bilir El Bilmez... [Şiir]
Yine Bir Eylül'deyiz Despina... [Şiir]
Taze Bir Goncadır Umutlar... [Şiir]
Şebnemler Akacak Yüreğine... [Şiir]
Sen Gittin Şarkımız Bitti... [Şiir]
Çıkıp Gelsen Bir Gök Kuşağının Altından... [Şiir]


lütfi akarçay kimdir?

yazılmamış en son şiiri,söylenmemiş en son türküyü yüreğinde arayan adam. . .

Etkilendiği Yazarlar:
Mevlana,Yunus Emre,M.A.Ersoy,Nazım Hikmet,Necip Fazıl,Yahya Kemal,Sezai Karakoç, vs...


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © lütfi akarçay, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.