..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
İçine koyabileceğin bir karanlığın olmadan, bir ışığın olamaz. -Arlo Guthrie
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Roman > Oluşum Romanı > Diren Yardımlı




10 Ağustos 2002
Karanlığı Boyamak - Büyük Tartışma  
Diren Yardımlı
Doğan Amca ve Mina'nın babası Sami, garip bir bilimsel tartışmaya girişiyorlar. Tartışma çok geçmeden bilimsel olmaktan çıkıyor ve çığrından çıkıyor. O sırada Ayral Teyze konuyla ilgili, ikisinin de gözardı ettiği bir ayrıntıyı farkediyor.


:CCGH:
Ayral Teyze ve Doğan Amca bize zaman zaman birlikte gelirlerdi. Bu ziyaretler pek hoşuma gitmezdi, çünkü birlikte geldiklerinde hiçbiriyle adamakıllı oturamazdım. Doğan Amca tek başına geldiğinde babam çok geçmeden onu unutur, o da benim odama gelir, benim misafirim olurdu. Ayral Teyze’yle de sokaklarda karşılaşmayı seviyordum. O zaman ayak üstü, birkaç saniyeden uzun sürmese bile, sadece ikimize özel ilişkimizle başbaşa kalabiliyorduk. Bizim eve nedense uymuyordu Ayral Teyze. Annemin yanına uymuyordu belki de. Çok farklı iki insandı ikisi.
   Birlikte geldikleri zamanlar gelir gelmez apar topar salona geçer, koltuklara kurulur, ve bir daha oradan kalkmazlardı. Annem çay ve pasta servisi yapar, erkekler sigara içer, ve dakka başı kahkahalar yükselirdi. Ayral Teyze de zaman zaman gülüyordu, ama bu sanırım kibarlıktan atılan kahkahalardı daha çok.
   Ayral Teyze meraklı bir insandı; ne yazık ki bu sessiz, sözsüz, soru sormayan bir meraktı. O yüzden kimse bunu bilmiyordu. Bu merakı görebilmek için Ayral Teyze’yi dikkatle izlemek gerekirdi. O zaman gözlerinin bir saniye bile rahat durmadığını görürdünüz. Koltuklardan kanepelere, masalara, dolaplara, dolapların üstündeki annemin ince işlemeli porselenlerine, cam dolapların içindeki resimlere, vb. vb. gizliden gizliye her yere bakıyor, her şeyi inceliyordu. Gözleri kısık olduğu için de bunu anlamak zordu. Ancak benim gibi başka işi gücü olmayanlar bunu görebilirdi.
   O akşam gelişlerinde ise ilk fark ettiğim şey gözlerinin beni arıyor olmasıydı. Bu daha önce de olmuştu, hem de sık sık, ama bu kez daha bir aceleci olmuştu. Ya da daha bir merakla. Sonra beni gördü, yüzünde utangaç bir hoşnutluk belirdi. Kendini ele vermenin utancı, beni görmenin hoşnutluğu. Birbirimize gülümsedik. Büyük olasılıkla tüm akşam boyunca bir daha görüşmeyecektik.
   Geleneksel karşılama töreninden sonra (ikisi birlikte gelince bu olay hep bir çeşit törenle olurdu) doğruca salona geçtiler, koltuklara kuruldular ve saatlerce sürecek olan sohbetlerine başladılar. Ben hiçbir şey demeden odama çekildim. Çok geçmeden içerden kahkahalar ve dumanlar yükselmeye başlamıştı bile. Bir ara çıktım, yanlarına oturdum. Daha doğrusu onların oturdukları yer duman altında olduğu için biraz geride yemek masasının önündeki sandalyelerden birini çektim.
   Ayral Teyze’nin sigara içişini izledim. Onun yanında oturup sigara içtiğimi hayal ettim. Onunla birlikte güzel görünüyordu. Sonra dönüp bana baktı, ve sanırım ne düşündüğümü anladı, ve usulcacık sigarasını kül tablasında ezdi. Sonra bana bakıp gülümsedi, ve babama döndü ve onu dinler gibi yapmaya devam etti.
   Doğan Amca öyle değildi, o ortadaki konu onu hiç ilgilendirmese bile o an kendini kaptırır, ve saatlerce saatlerce babamla, o güne dek aklının ucundan bile geçmeyen konuları konuşabilir, hatta kaderin onu getirdiği noktadan her şeye bakarak, kavgalar bile verebilirdi o an savunmaya başladığı şey için.
   O akşam da babamın sesine bakılırsa konuşmanın bir yerinde aralarında derin bir anlaşmazlık doğmuştu. Salona girdiğimde Doğan Amca’nın yüzünün asık olduğunu gördüm. Ve yorgun görünüyordu. Sanırım babam birkaç tane sağlam görüş öne sürmüş, onları saatler süren monologlarla pekiştirmiş ve Doğan Amca’nın pestilini çıkarmıştı.
   “Düşünmeden konuşuyorsun Doğan,” dedi babam. Doğan Amca başını kaldırıp babama baktı, ama bir şey söylemedi. Babam sürdürdü: “Ayrıca önyargılısın.”
   “Sami beni bırak şimdi. Ben düşüncesiz olabilirim, ama onlar değiller.”
   “Onlar da düşüncesiz,” dedi babam. “Hatta dikkat edersen baştan aşağı dürtüsel davranıyorlar. Aptallar, ama bu onların suçu değil, çünkü aptal olmaya mahkumlar. Bunun için onları suçlayamazsın.”
   “Bence öyle değil...” diye mırıldandı Doğan Amca.
   “Yalnızca aptal da değiller, aynı zamanda benciller, hazcılar, saldırganlar.”
   “Ama duyguları var!” dedi Doğan Amca.
   “Duyguları mı?” dedi babam şaşırarak.
   “Elbette!” Doğan Amca başını kaldırdı. “Sen hiç üzüldüklerini görmedin mi? Tıpkı senin gibi, benim gibi üzülüyorlar. Öyle değil mi?”
   “Nerden çıkarıyorsun bunu, Doğan?” dedi babam.
   “Sami, ben ağladıklarını da gördüm. Ağlayan biri ne diye ağlar? İçinde bir yerlerde bir takım duyguların kıpırdadığı için.”
   “Acı çektiği için de ağlayabilir,” dedi babam, duygusuzca.
   Doğan Amca bir şey demedi, bunun üzerine. Bir süre sessizlik oldu.
   “Bence,” dedi Doğan Amca, daha sakin ve kararlı bir sesle. “Sen yalnızca kendi duygusuzluğunu onlara yüklüyorsun.”
   “Ben mi duygusuzum?” dedi babam.
   “Evet,” dedi Doğan Amca, kendinden emin. “Köpekler ise son derece duygulu hayvanlar. Sadıklar. Düş görürken ağlayan köpeklere rastladım ben.”
   “Düş görürken?” dedi babam, şaşkınlıkla gülerek. “Duygusal olmakla kalmadılar, şimdi düş de mi görüyorlar?”
   “Köpeklerin çok engin bir hayal gücü var bana sorarsan.”
   “Doğan—”
   “Dur, sözümü kesme. Bizim köyde bir tane köpek vardı. Her gece ağlayıp sızlanırdı uykusunda. Kabus görürdü. Köy halkı ona öyle acırdı ki sürekli hayvancağızı uykusundan uyandırırdı. Herhalde hayvan sonunda uykusuzluktan geberdi.”
   “Saçmalık,” dedi babam. “Köylü batıl inanç.”
   “Dediğim gibi, bence sen kendi duygusuzluğunu hayvanlara yüklüyorsun Sami. Bence bu kalleşlik.”
   “Kalleşlik mi?” diye affaladı babam.
   “Evet, bas bayağı kalleşlik. Tipik bir insan özelliği. Sen böylesin diye doğanın tüm canlılarının böyle olması gerekmiyor. Yakında kedileri de iki ayak üzerinde yürümedikleri için suçlamaya başlayacaksın. Barbar onlar diyeceksin. Tıpkı daha önceden bana dediğin gibi.”
   “Bu farklı.”
   “Nasıl farklı?”
   “Hem sen iki ayak üzerinde yürüyorsun,” dedi babam.
   Doğan Amca önce gülmemek için kendini bir süre tuttu. Sonra kahkahayı koyverdi. Ortalık gevşer gibi oldu, ama Doğan Amca eline bir koz geçirdiğini farketmişti ve hemen ardından ciddileşti yeniden.
   “Sami, ben ciddiyim. Ayral’la ne zaman kavga etsek onunla sempati yapmamı söyler. Bu da her zaman işe yarar.”
   “Ne yapmandan?”
   “Sempati Sami.”
   “Empati demek istiyorsun herhalde.”
   “Evet, empati işte. Yani kendini karşındakinin yerine koy, onun gözlerinden görmeye çalış.”
   “Allah Allah… bunun köpeklerle ne ilgisi var?”
   “Biraz onlar gibi görmeye çalış her şeyi.”
   “Köpekler gibi?”
   “Evet, köpekler gibi.”
   Tartışmanın bundan sonraki bölümünde herşey çığrından çıktı. Doğan Amca bunu söyledikten sonra ister istemez kendisi köpeklerle empati yapmaya başladı, öyle ki sonunda kendini bir köpek sanmaya başladı ve çok geçmeden babamın köpeklerin akıllarına ve duygularına ettiği her hakareti kendisine edilen bir hakaret sayıyor, babam da bunu bilerek köpeklerin akıllarına edebildiğince hakaret ediyordu.
   “Hem köpekler siyah beyaz görürmüş,” dedi babam son olarak.
   “Asıl sen her şeyi siyah beyaz görüyorsun.”
   “Doğan, ben siyah beyaz görmüyorum hiçbir şeyi. Sadece senin dediklerin doğruysa eğer, sokakta gördüğümüz köpeklere, şapkamızı çıkarıp selam vermeden geçiyorsak çok ayıp ediyoruz.”
   “Sen her gördüğün adama selam mı veriyorsun sanki? Yine polemik yapıyorsun işte.”
   “Durun bir dakika!” demişti sonunda Ayral Teyze.
   “Ne var?” demişti Doğan Amca, kavganın bölünmesinden hoşnutsuz.
   “Bu yaptığınız biraz saçma değil mi?”
   “Ne o?” dedi Doğan Amca.
   “Neyi tartıştığınızın farkında mısınız siz?” dedi, gülerek.
   “Köpek eğitimi,” dedi babam, o da Doğan Amca kadar ciddi, ve bölünmekten rahatsız.
   “Hanginiz hayatı boyunca bir köpek besledi?”
   İkisi de bunu duyunca önce birbirlerine baktılar, sonra da kadınlara.
   Sonunda da gülmeye başladılar. Bütün gece de güldüler. Gerisin geri odama çekildim ve resim yapmaya giriştim.
   



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın oluşum romanı kümesinde bulunan diğer yazıları...
Karanlığı Boyamak - GİRİŞ
Karanlığı Boyamak - Gizemli Bir Irk
Karanlığı Boyamak - Çiğdem'in Tarihi
Karanlığı Boyamak - Uğursuz Uğurböceği
Karanlığı Boyamak - 'Elveda Mina!'
Karanlığı Boyamak - Okul İzlenimleri
Karanlığı Boyamak - Eve Bilgisayar Geliyor
Karanlığı Boyamak - Muşka'nın Uyanışı
Karanlığı Boyamak - Hırsız Mina
Karanlığı Boyamak - Muşka'nın Koşusu

Yazarın roman ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Lusifer'in Lambası - 6. Bölüm - Gecenin Karanlığında
Lusifer'in Lambası - 7. Bölüm - Oyun Mühendisleri
Lusifer'in Lambası - 1. Bölüm - Onursuz Bir Ölüm
Lusifer'in Lambası - Başlarken - Onursuz Bir Yaşam
Lusifer'in Lambası - 2. Bölüm - Beceriksiz Bir Ölüm
Lusifer'in Lambası - 5. Bölüm - Terapistin Tesellisi
Lusifer'in Lambası - 4. Bölüm - Modern Bir Ruhun İtirafları
Lusifer'in Lambası - 3. Bölüm - Bir Kahramanın Ölümü

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Ne Varsa Gördüm [Şiir]
Yansıma [Şiir]
Olanaksız [Şiir]
Kimse Kimseyi Görmedi [Şiir]
Sevgi - Başka Bir Deyişle [Deneme]
Sigortacı [Deneme]
Momo ve Duman Adamlar [Eleştiri]
Tolstoy ve Anna Karenina [Eleştiri]
Bülbülü Öldürmek [Eleştiri]
Bir Devlet İdeolojisi Olarak Kemalizm [Eleştiri]


Diren Yardımlı kimdir?

Geçenlerde kapıma bir satıcı geldi. Sigorta poliçeleri satan gencecik bir tüccar. Yaşamımı sahiplenecek biri olsun mu diye sordu bana. Yoksa sahipsiz, yerle gök arasında başı boş bir şekilde oraya buraya sürüklenmesini mi istiyordum. İkna edici duyuldu, ben de satmaya karar verdim. Böyle kimseye hayrı yoktu. Ve yaşamım böylece yerle gök arasında gezinmekten. . . onun deyişiyle sürüklemekten bir anda çıkıverdi. Artık toplumda bir yeri olan birşey olmuştu.

Etkilendiği Yazarlar:
Dostoyevski, Howard Fast, Björk, Harper Lee, Betty Smith, John Steinbeck, Ingvar Ambjörnsen, Michael Ende


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2022 | © Diren Yardımlı, 2022
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.