..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bu hafifçe kenara itilecek bir roman değil. Daha büyük bir şiddetle uzağa fırlatılmalıdır. -Dorothy Parker
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Sevgi ve Aşk > Diren Yardımlı




5 Mart 2002
Sevgi - Başka Bir Deyişle  
Diren Yardımlı
Sevgisiz yaşam anlamsız ve tehlikelidir. İnsanoğlu Venüs'e doğru yoldadır, yine de kendi karısıyla birlikte yaşamayı öğrenmemiştir. Elinde kendini ve gezegenini yokedecek gücü vardır: ve hiç kuşkunuz olmasın, yokedecektir —sevmeye son verecek olursa


:CFIC:
YILLAR ÖNCE Hanover hanedanının yaşlıca bir üyesi, birdenbire İngiltere tahtına varis olma görevinin kendisine ve kardeşlerine verildiğini öğrenince, endişesini arkadaşı Thomas Creevey'e açtı:

"...Madame St. Laurent'le birlikte yaşamımızın yirmi yedinci yılındayız şimdi; aynı yaştayız ve her koşulda ve her tür zorluğu birlikte yaşadık, ondan ayrılmanın bende yol açacağı yürek sızıntısını rahatlıkla imgeleyebilirsin ... ve açıkça söylüyorum, bana bir evlilik dayatılırsa onun başına ne gelir bilmiyorum..."

Kent Dükünün içinde bulunduğu kötü durumu ilginç bulan Mr. Creevey, olayı günlüğüne geçirdi ve böylelikle bizim için zaman-ötesi bir itirafı saklamış oldu. Bu sözleri söyleyen insan öyle aman aman parlak bir zekaya sahip değildi, ne de dikkate değer bir yaşam sürmüştü, yine de yüreğinden gelen çığlığını anımsarız ve insanlığa yaptığı en büyük hizmetini unutma eğilimini gösteririz; bu adam Kraliçe Victoria'nın babasıydı.

Kent Dükü bize neyi anlattı? İki insanın gönüllü bir temelle yaşamlarını neredeyse otuz yıldır paylaştıklarını —ki bu bile kendinde olağanüstü bir başarıdır; yanyana bir birlikteliğin sancılarının ve sıkıntılarının üstesinden gelebildiklerini; yaşamın baskılarını ve düşkırıklıklarını birlikte karşıladıklarını; birinin ötekinden ayrılma olasılığının ıstırabını çektiklerini. Tek bir minnetar tümceyle, Kent Dükü, bir erkeğin bir kadına duyduğu sevgi üzerine söylenecek ne varsa söylemiş oldu.

Bunları söyleyerek de bize sevginin kendisi üzerine pekçok şeyi anlattı. Sevginin tek bir türü vardır — sevmek. Ama sevginin beliriş şekli sayısızdır:

Geceleyin alışılmadık bir patırtıyla anne yatağından fırlar ve evinin her köşesini yoklar, ta ki çocuğunun güvenle örtülü bir şekilde uyuyabileceğine emin oluncaya dek. Bir adam gökyüzünden geçen bir jetin peşinden bıraktığı tırtıl izlerini görebilmek için başını golf oyunundan kaldırır. Bir ev hanımı, kente inmeden önce, komşusuna mağazadan birşey isteyip istemediğini öğrenemek için çabucak telefon eder. Bunlar içimizdeki bir gücün belirişleridirler, ve bu güce zorunlu olarak tanrısal dememiz gerekir çünkü bir insan icadı değildir.

Sevgi nedir? Pek çok şey sevgidir - sevgi acımada, şefkatte, aşkta ve sevecenlikte kendini gösterir. Kent Dükünün itirafının bir sevgi bildirgesi olmasını, ve yaşamımızın her gününde, ikinci bir kez üzerinde durmadan, küçük sevgi davranışları göstermemizi sağlayan şey, kendini ancak yokluğuyla gösteren bir öğedir. Eğer bulunsaydı, Kent Dükü metresini umursamadan terk erdi; başının üstünde kırılan ses duvarı anneyi ayağa kaldırmazdı; topu deliğe sokmak golf oyuncusunun birincil amacı olurdu; ev kadını komşusunu aklının ucundan bile geçirmeden dosdoğru mağazanın yolunu tutardı. Bir şey sevgiyi tanımlar ve onu benzer duygulardan ayırır: sevgi 'ben'i kabul etmez.

Çok azımız şefkat denilen duyguya erişmişizdir; kimilerimiz için aşk yalnızca bir sözcüktür; bir çoğumuzda sevecenlik duyma yeteneği çoktan ölmüştür; ama hepimiz zaman zaman —ister bir anlık olsun, isterse yaşamımız boyunca arasıra ortaya çıksın— kendimizden uzaklaşmışızdır: bir şeyi ya da birini sevmişizdir. Sevgi, bu durumda bir paradokstur: ona sahip olmak için, onu vermeliyiz. Sevgi geçişsiz birşey değildir — sevgi aklın ve bedenin doğrudan bir eylemidir.

Sevgisiz yaşam anlamsız ve tehlikelidir. İnsanoğlu Venüs'e doğru yoldadır, öbür tarafta kendi karısıyla birlikte yaşamayı öğrenmemiştir. İnsanoğlu yaşam süresini uzatmayı başarmıştır, yine de bir çırpıda altı milyon kardeşini birden ortadan kaldırabilmektedir. İnsanoğlunun elinde kendini ve gezegenini yok edecek güç vardır artık: ve hiç kuşkunuz olmasın, yok edecektir —sevmeye son verecek olursa.

Sevginin önüne en sık çıkan engeller hırs, haset, gurur ve eskilerde günah olarak bilinen dört başka dürtüdür. Biri daha vardır ki eşit ölçüde tehlikelidir: can sıkıntısı. Yaşamda çok az heyecan bulabilen ruh ölüm döşeğinde bir ruhtur; dünyada ona çekici gelen bir şey bulamayan ruh ölmüştür, ona ev sahipliği yapan beden de ölü sayılabilir, çünkü beş duyunun onlardan hiçbir haz alamayan bir ruha ne yararı dokunabilir?

Sonunda sevmesi ya da kendini yok etmesi gerektiğini anlayan insanoğlu her zamanki yolunu izleyerek onun için bir bilim geliştirmeye çabalamaktadır. Ruhçözümlemenin (psikanalizin) en son amacı, kendine özgü semantiği bir yana atıldıktan sonra, insanı sinircelerinden kurtarıp sevmesini sağlamaktır, ve insanın sevebilme yeteneği içeriye, kendi üzerine dönen itkilerden özgürleşmesinin derecesiyle ölçülür. Bir mantarın akıntının dibine bastırılması gibi, sevgi de "ben" tarafından hapsedilebilir: 'ben'i kaldırın, sevgi insanın varlığının yüzeyine yükselir.

Sevgiyle, herşey olanaklıdır.

Sevgi onarır. Sevginin iyileştirme gücü üzerine birçok öykü duymuşuzdur, çoğunlukla da onları kuşkuyla dinleriz, çünkü insanız ve bu yüzden anlayamadığımız ve açıklayamadığımız şeylerin varoluşlarını reddetmeye yatkınızdır. Ama aşağıdaki öykü gerçektir:

Bir Ağustos akşamı, Güney'de küçük bir hastanede ölüm döşeğinde yaşlı bir adam yatıyordu. Ailesi hastaneye çağrılmıştı; aralarında en büyük torunu olan on altı yaşındaki bir delikanlı vardı. Delikanlı ve dedesi arasında erkekler arasında sıkça görülen tuhaf ve neredeyse sözsüz bir ilişki vardı. Gün boyu çocuk tek bir söz söylemedi. Gören konuşamıyor zannederdi. Ancak o, hastane lobisinde ailesinin geri kalanıyla yaşlı adamın ölmesini beklemedi; bunu yapmaktansa kendine bir iskemle buldu ve bütün gün koridorda, hastanenin rutin koşuşturmalarına aldırış etmeden dedesinin kapısının yanına kuruldu. Akşamın geç bir saatinde aile doktoru delikanlıyı hâlâ orada sessizce otururken buldu. Ona, "Eve git oğlum. Deden için yapabileceğin bir şey yok," dedi. Delikanlı onu umursamadı, doktor da odaya, dedesinin yanına girdi. Kısa bir süre sonra şaşkınlık içinde dışarı çıktı. "Şey... oğlum?" dedi. Delikanlı başını kaldırdı. "Deden yiyecek bir şeyler istiyor. Daha iyi görünüyor." Delikanlı herhangi bir hayret belirtisi göstermeden başını salladı: "Acıkması gerekirdi zaten bu saatte," dedi. Bu o günkü ilk konuşmasıydı. İskemleyi kaldırdı, aldığı yere geri koydu, ve koridor boyunca leylek gibi yapısıyla gerinip esneyerek yürümeye başladı. "Nereye gidiyorsun, oğlum?" diye peşinden seslendi doktor. "Bir hamburger almaya," diye yanıtladı delikanlı. "Dedem hamburger sever."

Duyu-ötesi algının tatmin edici bir açıklaması yoktur —vardır, o kadar. Yaşlı adamın iyileşmesinin mantıklı hiçbir açıklaması yoktu —oldu, o kadar. Olsa olsa merak edebiliriz.

Sevgi dönüştürür. Niye arayıp da İncil'de ya da Shakespeare'de bulamadığımız günlük olaylar çoğunlukla Don Kişot'da karşımıza çıkarlar? Çünkü Cervantes, katıksız bir yaşam sevgisiyle, yaşamın ince ayrıntılarını ölümsüzleştirmiştir. Niye her satırını tanısak da "Messiah" çalmaya başlayınca durup dinlemek zorunda kalırız? Çünkü her notası bir insanın Tanrı sevgisinden doğmuştur, ve onu dinlerken bu sevgiyi işitiriz. Şu deneyi bir yapın: barok müziğinden tiksinen birini yakalayın (başarabilirseniz eğer); ona Semele'nin herhangi bir bölümünü çalın, ve oturup nezaketen gösterdiği dikkatinin kaçınılmaz bir dikkate dönüşümünü izleyin —tutsağınızın Handel'in tutsağı oluşunu izleyin. Açgözlülük hiçbir zaman iyi bir roman yazmadı; nefret "Venüs'ün Doğuşu"nu çizmedi; ne de haset bize hipotenüsün karesinin iki kenarın karelerinin toplamına eşit olduğunu gösterdi. Zamanın vuruşlarına dayanan insan usunun tüm yaratıları sevgiden doğmuştu —bir şeye ya da birine duyulan sevgiden. Matematiği bile sevmek olanaklıdır.

İnsanlık tarihi sevginin gücüne sayısız tanıklığı barındırır, ama hiç biri başka bakımlardan huysuz olan St. Paul'un kendini sevgi konusuna verdiği zaman uğradığı dönüşüme değinmez: sevginin kendisi üzerine yazdı, St. Paul, ve bize bir tansık sundu. Dinleyin:

"İnsanların ve meleklerin dilleriyle konuşsam da, merhametim yoksa çınlayan bir borazan ya da çıngırdayan bir zil gibiyimdir."

"Kehanette bulunma ve tüm gizemleri ve tüm bilgiyi anlama yeteneğine sahip olsam da; ve dağları yerinden oynatabilecek kadar güçlü bir inanca sahip olsam da, merhametim yoksa, ben bir hiçim..."

St. Paul'den sonra elimizden gelenin en iyisini yaptık, ama en iyimiz bile hiçbir zaman ona yaklaşamadı.

Sevgi arındırır. Acı çekmek hiç kimseyi hiçbir zaman arındırmamıştır; acı çekmek olsa olsa içimizde kendimize yönelik itkileri yeğinleştirir. Buna karşın, her bir sevgi davranışı —ne denli küçük olursa olsun— elimizi kolumuzu bağlayan endişeyi azaltır, bize yarını tattırır, ve korkularımızın boyunduruğunu gevşetir. Sevginin ödülü, erdemden ayrı olarak, kendi ödülü değildir. Sevginin ödülü ruhun barışıdır, ve ruhun barışı insan isteklerinin ereğidir.


Çeviren Diren Yardımlı
-------------------------------------
EK BİLGİLER:

YAZARLA İLGİLİ: Bülbülü Öldürmek (To Kill a Mocking Bird) Harper Lee'nin yayınlanmış tek yapıtıdır. Roman yalın bir dille, sürükleyici bir kurguyla Scout ve Jem adında iki çocuğun diri ve meraklı gözlerinden modern toplumun çarpıklıklarını ve saçmalıklarını anlatır. Sıradan bir kasabanın sıradan insanlarını bu iki çocuğun bakışaçısından ve onların korkusuz yargılarıyla anlatan Harper Lee yine de bir gözlem-romanından çok çok ötesini yazmıştır. Amacı yalnızca toplumsal bir olguyu (ırkçılık) çözümlemek ve bunu çocukluğun yalın uslamlamalarıyla yapmak değildir—ki yapıtın en çarpıcı yanlarından birinin bu olduğu yine de rahatlıkla söylenebilir.

Daha ilk sayfasından başlayarak Bülbülü Öldemek bunun çok çok ötesinde bir erek taşır. SEVGİ. İnsanların arasındaki tüm ilişkileri ve tüm dönüşümleri bu duygu ya da bu duygudan yoksunluk yönlendirir. Dünya sevgiyle döner ve sevginin bittiği yerde (ki yazarın söylediği gibi burası "cansıkıntısının" başladığı yerdir) yaşanacak, anlatılacak hiçbir şey kalmaz geriye.

Yapıt bugüne dek milyonlarca, büyük bir olasılıkla yüz milyonun üstünde insan tarafından okunmuştur (ben dahil, birçok kişi tarafından birkaç kez). Kitabın oldukça berbat bir Türkçe çevirisi bulunduğundan (çevirmen anlamadığı yerleri -ki bu yerlerin sayısı oldukça çoktur ne yazık ki- hiç çevirmemiş ya da kafasına göre yeniden yazmış görünüyor), ve buna karşın yazar onu oldukça akıcı ve yalın bir İngilizce'yle kaleme aldığından, daha iyi bir Türkçe çevirisi yapılıncaya dek bundan yararlanmanızı önerebilirim.

Yukarıdaki makale yazarın roman dışında yazdığı üç makaleden biridir.
...
Bu metnin ilk yayımı İdea Yayınevi'nin web sayfasında (http://www.idea-tr.com) benzer metinlerin arasında yapılmıştır.

Bülbülü Öldürmek'le ilgili daha ayrıntılı (Türkçe) bilgi için şu adresten yararlanabilirsiniz:

http://www.eurora.net/roman/bulbulu_oldurmek/index.html



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Sigortacı

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Ne Varsa Gördüm [Şiir]
Yansıma [Şiir]
Olanaksız [Şiir]
Kimse Kimseyi Görmedi [Şiir]
Karanlığı Boyamak - GİRİŞ [Roman]
Karanlığı Boyamak - Gizemli Bir Irk [Roman]
Lusifer'in Lambası - 6. Bölüm - Gecenin Karanlığında [Roman]
Karanlığı Boyamak - Çiğdem'in Tarihi [Roman]
Karanlığı Boyamak - Uğursuz Uğurböceği [Roman]
Karanlığı Boyamak - 'Elveda Mina!' [Roman]


Diren Yardımlı kimdir?

Geçenlerde kapıma bir satıcı geldi. Sigorta poliçeleri satan gencecik bir tüccar. Yaşamımı sahiplenecek biri olsun mu diye sordu bana. Yoksa sahipsiz, yerle gök arasında başı boş bir şekilde oraya buraya sürüklenmesini mi istiyordum. İkna edici duyuldu, ben de satmaya karar verdim. Böyle kimseye hayrı yoktu. Ve yaşamım böylece yerle gök arasında gezinmekten. . . onun deyişiyle sürüklemekten bir anda çıkıverdi. Artık toplumda bir yeri olan birşey olmuştu.

Etkilendiği Yazarlar:
Dostoyevski, Howard Fast, Björk, Harper Lee, Betty Smith, John Steinbeck, Ingvar Ambjörnsen, Michael Ende


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2022 | © Diren Yardımlı, 2022
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.