..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
İnsanın en iyi tarafı ürperebilmesidir. -Andre Gide
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Bireysel > Özgür Yenigün




2 Aralık 2007
Pazar  
Özgür Yenigün
Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş. Bense pazara bir daha gitmeyerek yoğurdu hiç yememeyi düşündüm. Akıl topumda yeniden pazara giderek başka bir satıcı bulup bulmamak ve helalleşmek için onunla görüşüp görüşmemek mermileriyle hayatımın beni götürdüğü yere gidiyorum. Hadi hayırlısı bakalım…


:BJBF:
Bundan bir zaman önce bir pazara gittim. Domates, salatalık filan almaya değil. Gittiğim yer zaten öyle değil. Düşünülemeyecek kadar farklı. Girdiğinizde sıra sıra tezgahlar üzerinde envai çeşit sebze ve meyveyi bulmuyorsunuz. Bir yel değirmeni gibi dikilmiş ve bir kartalın kanadı gibi gölgelik eden pazar çadırları da yok, bu çadırların altında satılan çocuk ve yetişkin giysileri de. İğneden ipliğe, çakıdan çakmağa, tıraş bıçağından tıraş sabununa onlarca hırdavat da satılmaz bu pazarda.
Usulca, biraz da saklanarak girdim pazara. Öyle herkes de giremiyor zaten. Aracıların olması şart bir kere. Bana da bir arkadaşım aracı oldu. Pazara gitmeden önce bu arkadaşımın yanına gidip:
-Sen bu pazarı bilirsin. Bana aracılık yapsana dedim. O da:
-Tamam, gel benimle, dedi. Bana tezgahları tek tek göstermeye başladı. Sonra birden bir tezgah gösterdi ki sahibini zaten tanıyordum.
-Madem aşk almak istiyorsun tanıdıktan şaşma, dedi sanki arkadaşım bana.
-Bilmem ki, dedim. Tanıdık satıcı iyidir. Ama düşünmek lazımdır. Saat başı alınmaz ki aşk dediğin. Mendil mi bu?
Alsam mı, almasam mı? Pazarın tartısı düzgün çalışır mı? Ben ağırlığımı tartının kefesine koyarım da öbür kefe karşılar mı benim ağırlığı mı? Tartının ölçüsü nedir ki? Bunu da bilmem ki ben. Ne yapmalı, ne etmeli? Düşündüm, düşündüm, kafam patlayana kadar düşündüm. Bir türlü ölçünün ne olduğunu bulamadım. Baktım böyle olmayacak. Bu pazardan gelmiş geçmiş birine gidip sormaya karar verdim. Aracı olan arkadaşıma mı gitsem acaba? Yok, olmaz. Başka bir arkadaşımı buldum. Olanları anlattım. Bana:
-Ölçü basittir be kardeşim, dedi. Sen bu tezgahtan bu aşkı almak istiyorsun, değil mi?
-İstemesem yanına gelip de ölçüyü niye sorayım?
-İstiyorsan tartının sana ait kefesine sevgini koyacaksın. Öbür kefede de sevgi varsa alırsın bu aşkı. Para mara geçmez bu alışverişte.
Ölçüyü öğrenmiştim. Fakat yine de tedirgindim. Ya terazinin benim olan kefesi aşağı inerken öbür kefe yukarda kalırsa? Bunu öğrenmek için yola çıktım ve aracı olan arkadaşımı buldum.
-Ben bu aşkı almak isterim, ölçüm de sevgidir, dedim. Ben kefeme sevgimi koyuyorum.
-Boş ver canım kardeşim, dedi.
-Neden?
-Bana sebep sorup beni sinirlendirme. Boş ver işte.
-Bunun sebebi olmalı. Söyle ne olur?
Of! Satıcının aşkı başkasına satma meyli var.
Ortamı sessizlik kaplamıştı şimdi. Hemen sonra umursamamaya çalıştım:
-Heveslenmiştim almaya, ama neyse, nasip değilmiş. Sonra aracı olan arkadaşım kızdı:
-Madem bu kadar heveslendin, niye hemen peşini bıraktın bu alışverişin? İnsan biraz alıcı gözükür be!
Aşkı alıp almama kararsızlığı imha edilmiş, yerini aşkın başkasına satılması meylinin olup olmayacağı kararsızlığına bırakmıştı. Günler böyle geçiyordu. Kararsızlık savaş topunun içine sürülmüş bir mermi gibi aklımdaydı. Merminin doğru yere atılması için doğru menzil v doğru zaman lazımdır. Fakat bu kararsızlığı atacağım zaman bir türlü gelmiyordu. Mermi biçimden biçime girip topun içine saklanıyor, bir türlü çıkmıyordu.
Pazara gitmemeye karar verdim. Fakat satıcıyı dışarıda görüyor, buna rağmen onunla konuşmuyordum. Bu alışveriş meselesinin açılacağından korkuyordum. Bir başka kararsızlık, konuşup konuşmama kararsızlığı, beni herhangi bir adım atmaktan alıkoyuyor, böylece konuşmamış oluyordum. Daha sonraları alışveriş dışındaki konular hakkında konuşmaya başladım. Fakat kararsızlığım sürdü.
Bir zaman sonra bana aracı olan arkadaşımın tiyatro festivaline gittim. Satıcıyla beraber izledik oyunları. O günlerde içimdeki bir ses bana kararsızlık mermisinin topun içinden çıkacağını söylüyordu. Bu sese inanıyordum. Bu inançla günlerim geçiyordu artık.
Şehre şenliğin geldiği günlerdeyiz şimdi. Konserlerden lunaparka, ünlü kişilerin sohbetlerinden türlü türlü oyunlara efsanevi bir yolculuk ya da masaldayız. Masalın içinde pazarı bulma umuduyla attı kendimi şenliğe. İçinde biraz ilerleyince pazarın kurulduğunu fark ettim. Gidip satıcıya aşkı almak istediğimi söylemeye çalıştım, ama yapamadım. Şenliğin ikinci, hatta üçüncü gününde bile söyleyemedim bunu. Ama bir türlü dilimin ucuna gelen baklayı çıkarıp atamıyordum.
Bakla çıkarma harekatı düzenlemeye karar verdim. Bir kağıda isteğimi karaladım ve bulduğum ilk fırsatta satıcının çantasına attım. Ertesi gün eski dostum kararsızlık beni yeniden ziyaret etti. Kağıdı okudu mu, okumadı mı? Kağıt hala çantanın içinde mi, yoksa o okumadan düştü mü? Sağımda onun, solumda kararsızlığın sıkıştırmasıyla günü geçirdim. Fakat günün akşamında ağzımda hala bakla vardı.
Ertesi gün kararsızlığa gitmesini söyleyip bu işi halletmeye karar verdim. Ama olmadı. Kararsızlığa demediğimi bırakmadım, ama yanımdan gitmedi. Artık bu bakla ya ağızdan çıkmalıydı, ya da mideye indirilmeliydi. Akşam satıcıdan ayrılırken iki gün önce çantasına attığım kağıtta yazılanları başka bir kağıda yazıp eline tutuşturdum. O an bakla dilimin ucunda ayrılıp iki dudağımın arasından gözüktü.
Kararsızlığın beni heyecanla tanıştırdığı andayım artık. Elim ayağım titreyerek satıcının tepkisini bekliyorum. Bir haber geliyor birazdan. Satıcı:
-Yarın görüşelim bu alışveriş konusunu, diyor. Ruhumda gece uzadıkça, bedenime yatağı dar ediyorum. Zar zor sabah oluyor. Anlaştığımız saatte pazara gidiyorum.
-Demek benle alışveriş yapmak istiyorsun.
-Evet.
-Günlerdir bu alışverişi yapmak istediğini biliyorum.
-Ben de senin bunu bildiğini biliyorum.
-Şu imaları bıraksan da ağzından baklayı çıkarsan alışveriş daha kolay olacak.
-Ben senin aşkına talibim. Hem de öyle iki gün kullanıp atmak için değil, bir sorun çıkmazsa sonuna kadar sahip olmak için.
     Bakla çıkarma harekatı başarıyla sonuçlandı. Şimdi sıra tartıya gitmekteydi.
-Madem ölçümüz sevgi, tartının bana ait kefesine sevgimi koyuyorum.
-Ben bunu hemen yapamam. Sen kafanda bu alışverişi bitirmişsin, ama benim biraz süreye ihtiyacım var. İnsanlara bu alışverişi yaptığımızı söyleyelim. Ama bana süre ver.
-Tamam, dedim. Duyan herkes sevindi bu alışverişe. Bunu beklediklerini, bu alışverişin çok doğru olduğunu söylediler.
     Artık ne ağzımda bakla, ne aklımda kararsızlık topları kalmıştı. Sürekli onunla beraberdim ya o bana yetiyordu. Zaman zaman pazara gidip tartı işini halletmeyi teklif ediyordum. Fakat ben kefeme sevgimi koymak istedikçe o zaman istiyordu.
     Pazarın bulunduğu şehirden kendi şehirlerimize gitme zamanı geldi. Gidip otobüsüne bindirdim. Telefon konuşmaları dışında uzun süre görüşemeyecektik. Bu yüzden son kez tartıyı önüme koyup sevgimi kefeme koydum ve karşılığını bekledim.
-Fazla umutlanma.
-Ne demek istiyorsun sen?
-Hala düşünüyorum. Bu alışverişin olmama ihtimali de var. O yüzden fazla umutlanma, dedim.
-Zaman verdiğimi biliyorsun. Zamanla aşarsın bunları.
     Telefonla görüşmekten başka pek bir şey yapmadığımız zor zamanlar yaramaz bir çocuk gibi kapımı çalıp çalıp kaçmaya başlamıştı. Yüz yüze son konuşmamızda alışverişten cayacak gibi konuşması mermileri yeniden topa sürmüştü. Kefelerin aynı hizada olmaması ihtimali beni rahatsız ediyordu.
     Bir gün telefon çaldı. Bir haftadır ondan haber alamamanın verdiği heyecanla telefonu açtım.
-Alışveriş olmayacak.
Kefeye koyacak bir sevgi bulamamıştı. Bir daha görüşmemizin iyi olacağını söyledi. Sonra da telefonu kapattık.
Hayallerin sağanak olup beni beynimin kıvrımlı sokaklarında iliklerime kadar ıslattığı gündeyim gayrı. Karşılaşacağımız ilk günü, alacak vereceklerimizi görüşeceğimiz o günü defalarca yaşattı bu hayaller bana. Alışverişe razı olmadığı için satıcıyla ne kavgalara tutuşuyordum hayallerimde! Sonraları bu kavgaların da yanlış olduğunu anlayıp helalleşmemiz gerektiğini düşündüm. Öyle ya, ne de olsa hakkımız geçti birbirimize. Alışverişi reddeden taraf olarak ondan bekledim gelip helalleşmek için görüşmesini. Ama gelmedi.
Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş. Bense pazara bir daha gitmeyerek yoğurdu hiç yememeyi düşündüm. Akıl topumda yeniden pazara giderek başka bir satıcı bulup bulmamak ve helalleşmek için onunla görüşüp görüşmemek mermileriyle hayatımın beni götürdüğü yere gidiyorum. Hadi hayırlısı bakalım…



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın bireysel kümesinde bulunan diğer yazıları...
Salyangoz
Ayın Gösterdiği Kızlar

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Sokullu'nun Rüyası
Cami Konuşur Mu?
Bir Rüya Tabiri
Bağbanın Üzüm Feryadı
Cırcır Böceği Savaşı
Yağmur Sonu
Merdiven Basamakları
Fatma'nın Koşusu
Bağbanın Haftalığı 25 Ekim - 31 Ekim (Sınamadan Sonra)
Bağbanın Haftalığı (11 - 17 Ekim)

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
130. Sone [Şiir]
Kirlenen Dünyanın Nefret Soluğu [Şiir]
Ben de İnsanım [Şiir]
Umut [Şiir]
İkinci Babama [Şiir]
Geceler [Şiir]
Doğu Yolu [Şiir]
İlah Amerika (!) [Şiir]
Felluce [Şiir]
Son Hükümdar [Şiir]


Özgür Yenigün kimdir?

Ne yaşarsam ya da yaşamak istersem onu yazarım.

Etkilendiği Yazarlar:
..............


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Özgür Yenigün, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.