| Bir önyargıyı yok etmek, atomu parçalamaktan daha zordur. -Einstein | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
|
||||||||||
![]()
|
-Açılış- Öykü büyük yağmurun geldiği o gün başlıyor. Üzerine tam oturmayan mor bir gecelikle kadın orada oturuyordu. Adı Kızıl, oturduğu da o yokken boş duran bir sandalye. Dört yaşındaki oğlu uykusundan uyanmadan önce büyük bir gürültü geldi ve o sesten sonra sandalye boştu. Kızıl açık kapının önünde dikilmeden önce Tüy’ü yatırmıştı. Tüy henüz burada değil iken - dört yıl önce - Kızıl ve Kara, ayrılmadan önceki son senelerini yaşıyorlardı. Yaklaşan büyük fırtına gittikten sonra sabah yedi buçukta etrafta kırık ağaçlardan başka bir şey olmayacaktı. Kara evden gideli ve Tüy doğalı insan yaşamına oranla benzer vakit geçmişti. Fırtına kopalı ise yarım saat. İlk yarım saat büyülenmiş gözlere ardından gelen yedi saat ise koordinat değiştiren bacaklara döndürdü yelkovanı. Tam on ikide uyandı Tüy; büyük ses duyuldu o an ve Kızıl sandalyesinden fırladı. Camların kırıldığı an da çok önce değil beş buçuk saat sonra idi. Kara yoktu. Kızıl kapının önünde duran kırık testiye ayağı ile yavaşça dokunduğunda Tüy yere çömelmiş sol eli ile ayak baş parmağına dokunuyordu. Tüy beyaz minik pijamalarının içinde otururken Kızıl mor geceliğinin uçlarını etraftaki toz yığınlarına sürtüyordu farkında olmadan, diz çökmüş. Kızıl Tüy’ü kucakladı. İçeri girdi. Merdivenlerden ağır ağır yükseldiler. Tüy’ü yatağın üzerine bıraktı Kızıl ve odasından büyük bir valiz getirip alt çekmecedeki minik kıyafetleri içine yerleştirdi hızla. Yarım saat uzaktaki otobüs durağında beklemeye koyulmadan önce tam üç saat valizle ilgilendi Kızıl. Tüy ise uyudu usulca. Merdivenden dışarı süzülmeden önce salonda durup kucağında Tüy, sol elinde siyah valiz, etrafı süzdü Kızıl. Bulaşıkları yıkamadı. Dönemeyeceğin yeri temizlemiyorsun işte. Okuyana not: Size öykünün nerede başladığını söylemedim ama ne zaman başladığını söyledim. Mekandan sıyrıldık belki zamandan da sıyrılmalı. Fırtınadan sonra işte, öykü bitmeden önce diğer deyişle. Öykünün bittiği yeri de zamanı da siz belirlersiniz sonra her zamanki gibi. Götürdüğünüz yere kadar… Kızıl o sabah Tüy’ü kucaklayıp gerçekten de o otobüse bindi. Sık sık yalan söyleyeceğim için belirtmek istedim bunu. Binmedilerse anlatacaklarımın tümü yalan olacak ve yalan diye anlatacaklarım ise gerçek. Çok gerçekliğin içinde tuz olan yalanları söylemek benim tarzım, yalan bir öyküye gerçek sokuşturmak değil. O yüzden size otobüse binene dek ikisi hakkında da yalan söylemedim. Ama şimdi Kızıl’ın dağları izlemek için Tüy’ü kucağına alarak sağ cam kenarına oturduğu konusunda bir yalan söyleyeceğim mesela. İnanmasanız da göz yumun. En güzel öyküler gözleriniz kapalıyken işitilir zira. Tanım 1 KAYA AİLESİ Üç yanlış bir doğruyu götürür. Emin olmadığınız soruyu boş bırakın.
ÖSYM Kadınlar hakkında bildiklerinizi bir kenara koyun şimdi. Kadınlar hakkında bir şeyler bilmek güzeldir ama bildiklerinizin öğreneceklerinizi engellemesini istemiyorum. Ne zaman Kızıl’dan bahsetmek istesem içimi garip bir endişe kaplıyor. Endişeleniyorum çünkü onu yanlış anlamanızdan çekiniyorum. Kızıl fakir bir ailenin kızıydı. Babasının eline geçen para ile bir ay boyunca zar zor geçinirler, ay sonuna doğru çoğu kez borç bulmak zorunda kalırlardı. Gördünüz mü? Şimdi gözlerinizin önüne zayıf, gözlüklü bir adam ile güzel hayalleri olan ancak talihsizliğine boyun eğmekten başka bir şey yapamayan yalnız bir kız gelmiş olmalı. Endişelerim boşuna değil; sizi uyarmak isterim. Kızıl yirmi bir yaşına kadar her istediğini elde etmiş bir kızdı. Babası da şişman, kel ve sürekli tıraş losyonu kokan bir adamdı. Annesi konken partileri verirdi. Fakirliklerine gelince, evet fakirdiler; ama komşularına oranla. Bir ay boyunca zar zor geçinirlerdi çünkü annesi tüm parasını konken masasında ya da büyük alışveriş dükkanlarında bitirirdi. Babası annesinden sakladığı paraları ya müşterileri ile büyük restoranlarda yer ya da bitmek bilmeyen isteklerini birbiri ardına bağıra çağıra sıralayan kızını mutlu etmek için harcardı. Ay sonu geldiğinde borç bulamazlarsa konken partisi uzaktaki bir akrabalarının ölümü nedeniyle iptal edilirdi ya da o hafta Kaya Bey hiçbir randevusuna yetişemez, sürekli aksilikler peşinde dolanırdı. Yalan söylemek konusunda Kaya Ailesi kadar yetenekli başka bir aile bulamazdınız. Bay ve Bayan Kaya hem birbirlerine hem de güzel kızları Kızıl’a sürekli yalan söylerlerdi. Evet, Kızıl gerçekten de tek çocuklarıydı; hayır, bu düpedüz bir yalandı. Kaya Hanım elbette ki soylu bir ailenin kızı idi; hayır, Kaya Hanım tüm çocukluğunu içkici babasını eve taşımak ve okuma yazma bilmeyen annesine nefret duymakla geçirmişti. Hiç şüphesiz Kaya Bey, Esin Parfümeriyi tırnaklarıyla bugünlere getirmişti; işte bu tam bir saçmalık, Kaya Bey iş ortağını öldürmeye kadar her türlü hainliği yapmış, sahip olduklarını dalavere ile çalıp çırpmıştı. Şimdi bunların hepsini bir kenara koyun tekrar. Kaya Ailesi hakkında bir şeyler bilmenizi ben de istiyorum ama şu ana kadar duyduklarınızın bundan sonra öğrenecekleriniz üzerinde etkisi olmasını da hiç istemiyorum. Evet, sadece Kızıl’dan değil Kaya Ailesinin bütününden bahsederken içimi garip bir endişe kaplıyor. Onların işlerini anlamak zor zira yalan dolanla hem sizi hem de beni kandırabiliyorlar. Ben de yalanlar söyleyeceğim, önceden uyarmıştım sizi. Yalanlar birbirini yalanladıkça kime inanacağınıza siz karar verin. İstediğiniz harf, istediğiniz kelime, istediğiniz ağız… Seçiverin birisini. Eninde sonunda tutarlı bir şey kalacak aklınızda. Tanım 2 DUMAN AİLESİ Dünyaya geldiğinden, dünyada bulunduğundan, dünyadan gideceğinden hoşnut olan bir kimse görmedim.
Namık Kemal Duman Ailesi felaketlerle dolu hayatlarında sürekli gülmeyi ilke edinmiş, kapalı bir aileydi. Kara yirmi sekiz mayıs bin dokuz yüz altmış iki sabahı doğdu; bu sırada Marilyn Monroe Something’s Got to Give filminin setinde yarı çıplak bir sahnede oynamaktaydı. Beş ağustos bin dokuz yüz altmış iki sabahı, Marilyn Monroe yatağında ölü bulunduğu sırada Duman Hanım Kara’yı doğurduğuna ilk kez pişmanlık duymuştu. Kara iki ay dokuz günlük cılız bir bebekti ve Duman Hanım harika bir iş teklifini geri çevirmek zorunda kalmıştı. Duman Hanım’ın kariyeri tıpkı Monroe gibi toprak altı olmuştu. Bu sırada Duman Bey yıllık toplantılarının sonuncusunu bitirmiş, eve dönmekteydi. Ancak siyah, cilalı, bin dokuz yüz kırk yedi yapımı kadillağı ile sol şeritte ilerlerken dev bir gübre kamyonu karısını ve oğlunu son bir kez görmesine mani oldu; Duman Bey arabaları severdi, arabasında öldü. Duman Bey’in ölümü ile varını yoğunu satan Duman Hanım, şehrin uzak bir köşesinde küçük bir daire tuttu. Tüm parayı bankaya yatırdı. Artık yalnızdı; kendi hayatı ve Kara’nın geleceği, onun sorumluluğundaydı. Tek başına sorumluluk almaktan nefret ederdi Duman Hanım. Hayatsa ona sorumluluk yüklemeye bayılırdı. Kara dört yaşına bastığında Duman Hanım yaşadıkları küçük daireden, sürekli mercimek kokan mahalleden ve içli dışlı komşularından sıkılmıştı artık. Bir gece valizlerini topladı, ev sahibine son kirasını ödedi; tüm ısrarlara ve giderilmeyi bekleyen meraklara rağmen mahalleyi terk etti. Bir trene atlayıp şehrin batısına doğru gittiler. İstasyonda indiklerinde her şey sakindi. Duman Hanım ilk olarak bankaya uğradı ve yüklü bir miktar para çekerek bankadan ayrıldı. Bölgenin en zengin kısmında iki odalı bir ev istiyordu. İstediğini elde etmek konusundaki tek başarısızlığı geri çevirdiği iş teklifi olmuştu. Harika bir ev buldular ve aynı gün yerleştiler. Ev yarı döşeli idi; ama Duman Hanım eskiye ait olan her şeyden kurtulmak istiyordu. Evi baştan aşağıya yeniden döşedi. Kara için el yapımı, işlemeli bir ranza bile aldı; başka bir evlilik ya da yeni bir çocuk yapma planından değil sadece Kara öyle istediğinden, sırf onun için. Duman Hanım Kara’yı şımartmayı seviyordu. Kalan hayatı boyunca tek amacı onun isteklerine cevap verebilmek olacaktı. Ancak Kara’nın başına hiç kimsenin istemediği bir şey geldi. Altıncı yaş gününde, bahçede koşarken üzerine bastığı tırmık sol gözüne bir hançer gibi saplandı. Felaketlerle dolu yaşamlarının Kara’ya isabet eden en acı tekmesi bin dokuz yüz altmış sekiz yılına denk gelmişti. Kara hastaneye kaldırıldığında Avustralya’da profesyonel dansçılıkla ilgilenen Carol Jones, Kylie Ann adını verdiği kızını dünyaya getirmişti. Daha sonra ünlü bir şarkıcı olacak küçük kız Melbourne havasını solumaya başladığında Kara artık tek göz ile dünyaya bakmaktaydı. Tanım 3 KARA VE KIZIL Kızlar yaşlanır, erkekler soğur ve sonunda hepimiz cazibemizi yitiririz.
Jules Styne Kara sekiz yaşına bastığında, yirmi sekiz mayıs bin dokuz yüz yetmiş sabahı mahalleye yeni bir aile taşındı. Bu sırada Peter Green, Fleetwood Mac grubundan ayrılma kararı almış olarak son gösterilerine çıkmaya hazırlanıyordu; Dublin’de Gleen Quinn isminde bir çocuk dünyaya gelmişti ve iki bin iki yılında aşırı dozdan ölene kadar sürdüreceği yaşamının ilk nefesini alıyordu; yine bu sırada James Ted Fisher Vietnam’da görevlendirildiği tankın bir mayın üzerinden geçmesi sonucu hayatını kaybetmişti, ikinci kez bir mayına denk gelen James’in şansı bu kez yaver gitmemişti. Kara hızla masadan fırladı ve kapıya doğru koştu. Bahçeye indi; sağ gözünü kısarak karşıdaki evin önünde duran bin dokuz yüz elli bir yapımı yeşil chevrolet marka kamyonete baktı. Kamyonetin önünde limon sarısı bir elbise giymiş, iri yarı bir kadın vardı. Onun yanında telaş içinde tekerleri kontrol eden kel ve şişman bir adam, yüzü kızarmış, terler dökerek bir şeyler mırıldanıyordu. Kamyonetin arkası bir sürü eşya ile doluydu. O sırada Kara yolun ortasında büyük beyaz şapkası ve pembe elbisesi içinde, söylene söylene bir şey tutmaya çalışan bir kız gördü. Küçük kızın saçları kırmızıya çalıyordu; hafif yere çömelmiş bir yandan kedi gibi bir şeye uzanmaya çalışıyor bir yandan da Kara’ya doğru ilerliyordu. Kız sol şeridin ortasına geldiğinde Kara büyük siyah bir Pontiac’ın hızla yaklaştığını fark etti. İleriye doğru atıldı, yolun ortasında beyaz şapkalı kızı sıkıca kavradı ve geriye doğru itekledi. Bir saniye için ikisi havada sımsıkı asılı kaldılar. Tanımadığı birine dokunmayı hiç sevmese de Kara o anki hissi asla unutmayacaktı. İkisi birlikte yere düştüklerinde Kaya Hanım tiz bir çığlık attı. Ne olduğunu anlamamıştı. Siyah Pontiac geçip gittiğinde iki çocuk yerde uzanırken Kaya Hanım “Eyvahlar olsun, çılgın manyak! Çılgın manyak!” diye bağırıyordu. Kaya Bey çocukların iyi olduğuna emindi; birdenbire gelişen olaylar güneşin altında onu iyice terletmiş bu yüzden gömleğinin yakasını açmış “Sakin ol kadın!” diyerek eşini zapt etmeye uğraşıyordu. Kara kollarını kızın üzerinden yavaşça çekerken tepesinde duran limon renkli kadına baktı; yukarıya doğru küçülen bir bedenin tepesinde kıpkırmızı ve dehşete kapılmış ufak bir surat gördü. O sırada küçük kız ayağa fırladı ve “Yosun!” diye bağırarak ileriye atıldı. Kara başını yerden kaldırdı, eliyle destek alarak ayağa kalktı. Kızın peşinden yolun ortasına doğru koştu. Kızın yanına vardığında minik bir kurbağa gördü. Kız kurbağayı eline aldı ve başını okşadı; öptü. Bir an için neredeyse yutacaktı hayvanı. Arkasında şaşkın bir şekilde kendisine bakan Kara’ya doğru döndü. “Merhaba, ben Kızıl. Bu da Yosun.” dedi. Kara hafifçe kaşlarını kaldırdı, merhaba demek istedi ancak Kaya Hanım hala sakinleşmemişti. O sırada Duman Hanım da evden çıkmış iki çocuğun yanına doğru yürümeye başlamıştı. Duman Hanım Kara’nın yanına vardığında Kaya Hanım çoktan Kızıl’a sıkı sıkı sarılmış, büyük bir savaştan dönen oğlunu öper gibi kızı yanaklarından, alnından, boynundan öpmeye başlamıştı. Duman Hanım önce Kara’ya döndü, “İyi misin tatlım?” dedi. Kara sakince başını salladı. Duman Hanım derin bir nefes aldı ardından eliyle saçını hafifçe düzelterek kendinden emin adımlarla Kaya Hanım’a doğru yaklaştı. Anne kızın yanına vardığında bir çift göz ona dikkatle bakıyordu. Kaya Hanım kendisini fark edene kadar Kaya Bey Duman Hanım’ı baştan aşağıya süzmüş, alnındaki ter damlalarını gömleğinin koluyla silmiş ve sakince elini uzatmıştı. Merhaba, ben Ateş Kaya. Ufaklığın annesi olmalısınız, diyerek Duman Hanım’a gülümsedi Kaya Bey. Evet, memnun oldum, ben de Peri… Peri Duman. Bir şeyiniz yok ya? Duman Hanım, Kaya Bey’in kibarlığından hoşnuttu. Eşiniz, dedi, o iyi mi? Küçüğün bir şeyi yok ya? Sorularına yanıt almadan yenilerini eklemeyi seven Duman Hanım bu sefer de Kaya Hanım’a döndü. Merhaba, iyi misiniz? Ayağa kalkın lütfen, diyerek elini uzattı. Ben, evet… Sağ olun… Manyak… Manyağın biri, ah görüyor musunuz, delilerle doldu ortalık, diyerek Duman Hanım’dan destek aldı ve ayağa kalktı Kaya Hanım. Küçük kız annesinden kurtulur kurtulmaz Kara’nın yanına koştu. Büyüklerin tanışma sırasıydı. Yosun’a bakıp tekrar gülümsedi Kızıl, bu kadar güzel bir gün olamazdı, bu çocuk hem hayatını kurtarmış hem de yeni taşındıkları bu yerde ilk dakikadan arkadaşı olmuştu. Çok geçmeden Peri Hanım Kaya Ailesini içeriye çağırdı. Limon renkli kadın, güzel kokan şişman ve kel adam ile beyaz şapkalı, adı gibi kızı saçlara sahip minik kız Kara’ların evine misafir olmuşlardı bile. Kara, Kızıl ve Yosun adında iki yeni arkadaş edinmişti; Peri Hanım ise yeni komşular. Kimsenin beklemediği bir anda Kaya ve Duman ailesi bir sır tutar gibi sessizce aynı salonda oturmaktaydılar. Kızıl Kara ile birlikte yan odaya geçti; mahalleden birkaç çocuk daha içeride oturmaktaydı. Peri Hanım, Ateş Bey ve Su Hanım’la akşam üzerine kadar aynı salonda, ani tanışmalarını sohbet ederek kutladı. Yirmi sekiz mayıs bin dokuz yüz yetmiş günü her iki aile için de yepyeni bir gün olmuştu; asla kopamayacak bir bağın ilk düğümüydü bugün.
İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık | Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi | |
İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim
Yapım, 2010 | © OnuR İlteR, 2010
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır. Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz. |