| Mutlu insanlar tatlı şeylerden söz ederler. -Goethe | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
|
||||||||||
![]()
|
01 Haber Bülteni (İç-Gün) Bir televizyon kanalının haber bülteni. Bir bayan haberleri sunmaktadır. SUNUCU: Sıradaki haberimiz Ankara’dan. 17 yaşındaki lise öğrencisi Can Yiğitalp cinnet geçirerek önce 3 arkadaşını sonra ise kendisini vurdu. Olay yerine ulaşan ve basına kısa bir açıklama yapan polis memurları, Can Yiğitalp’in evinde baygın halde yatan bir kişiye ve 3 cesede rastladıklarını söylediler. 02 Merdiven (Dış-Gece) Eski bir apartman. Merdivenleri ahşap. Şiddetli bir kapı çarpılma sesi duyulur. Ardından merdivenlerden hızla aşağıya inmekte olan Can’ı görürüz. Can beyaz bir gömlek giymiştir ve gömleğinde fazla miktarda kan vardır. Ayrıca Can elinde de bir silah tutmaktadır. Nefes, nefese kan revan içinde apartmandan dışarı çıkar ve silahı şakağına dayayarak ateşler. 03 Jenerik 04 Can Ev (İç-Gece) Bir evin salonu. Çok az ışık yanmakta ve 4 kişi karşılıklı koltuklarda oturmuş sohbet etmektedir. 3 Erkek ve 1 kızdan oluşan gurup, ellerinde fincan ile kahve içmektedirler. IRMAK: Can hadi ama nerede kaldın!!! Can elinde silahla odaya girer. Onu bu halde, ve soğuk bakışlarıyla gören arkadaşları şok içerisinde kalmışlardır. ARIN: (Teredütle) Ne yapacaksın Can o silahla. DOĞA: (Korkuyla) Can, elinden bırak o aleti. Biliyorsun şakası olmaz bunun . ALİ: Oyuncak değil mi o? Can’ın yüz ifadesinde herhangi bir değişim olmaz. Tüm ciddiyetilye ve soğukluyla arkadaşlarına bakmaya devam eder IRMAK: (Korkuyla): Aşkım, Ali bir soru sordu değil mi sana? Doğru söylüyor değil mi oyuncak o silah? Can hala olduğu yerden konuşmadan bakmaktadır. Arkadaşları onun bu tutumuyla beraber daha fazla korkuya kapılmışlardır ve birbirlerine anlamsızca bakmaktadırlar. Sonra Can konuşmaya başlar. Az duyulan bir sesle ağzından bazı kelimeler çıkar. CAN: Çok yıprattınız beni. Ölünce cenazeme bile gelmediniz, mezarımı ziyaret etmediniz. DOĞA: Sen ne saçmalıyorsun Can! İşte buradasın ve konuşuyorsun, nefes alıyorsun, yani yaşıyorsun. Ne ölmesi ne mezarı! ALİ: Abi, mal mı aldın. Kafan iyi galiba. Şu silahı bırak da Irmak sana kahve yapsın. Kendine gelirsin CAN: Orospunun evlatları. Güzeldi değil mi ölünün arkasından konuşmak. Güzeldi değil mi fakir diye, sizden farklı diye beni ezmek, hor görmek. IRMAK: Sen iyice gitmişsin bebeğim. Biz seni ne zaman hor gördük? Can eliyle sus işareti yapar. Daha sonra silahı arkadaşlarına doğrultur. ARIN: (Endişeyle) Abi saçmalama sakın! İyi değilsin sen hadi indir o silahı. Can ateş eder. Arını vurur. Onu vurmasıyla beraber Irmak çığlık atar ve bağırmaya başlar! IRMAK: (bağırarak) Piç herif ne yaptın sen!!! Can eliyle bir kez daha sus iaşreti yapar. Bu sırada Doğa ve Ali, vurulan arkadaşlarının yanına gitmiş onunla iletişim kurmaya çalışıyorlardır. Arın ise dürtüklemelere ve konuşmalara cevap vermiyordur. Bu sırada Ali ani bir şekilde Can’a doğru hareketlenir, Can onu da vurur. Irmak bir kez daha çığlık atar ve koşarak Can’a vurmaya çalışır. Ondan daha güçlü olan Can, Irmağa bir tokat atarak yere düşürür ve silahını Doğaya yönlendirir. DOĞA: (Ciddi) Can, bir kabustasın. Lütfen şimdi o silahı yere indir ve konuşalım. Kabusu devam ettirme… Doğa laflarını bitiremez, çünkü Can onu da vurur. Yerde, burnu kanamış bir şekilde yatan Irmak bir çığlık daha atar ve zorla ayağa kalakarak Can’ı tartaklamak ister. Can onu ellerinden yakalar ve konuşmaya başlar. CAN: (Duygusal) Beni sevmiş miydin. IRMAK: (Hemen Atlayarak) Tabiî ki, aşık olmuştum sana. Hala daha öyleyim CAN: (Sinirli) Göt korkusuyla söyleme. Öldürülme korkusuyla söyleme. Lütfen kalbinden geçenleri söyle bana. Irmak duraksar, Can’ın yanından ayrılarak bir koltuğa oturur ve bir süre sonra konuşmaya başlar. IRMAK: (Ciddi) İl görüşümden beri… Can’ın yüzüne bir tebessüm gelmiştir. Silahının emniyetini kapar ve Irmağın yanına oturur. Onu dudaklarından öper. CAN: Ben de sevmiştim. En başından beri hem de. Cenazeme gelmesen de, mezarıma bir gül bırakmasan da. Irmak şaşkınlıkla Can’ın bu sözlerini algılamaya çalışırken Can silahın kabzasıyla Irmağın ensesine vurur. Bu darbeyle bayılan Irmak oturduğu yere yığılır. Koşar adımlarla evden dışarı çıkan Can kapıyı çarpar. Bir müddet sonra ise bir silah patlama sesi duyulur. 05 Can Ev (İç-Gün) Can evinin salonunda oturmaktadır. Oturduğu koltukta aynı anda bir elinde tabanca bir elinde ise cep telefonu tutmaktadır. Silahını dikkatli bir şekilde inceleyen Can bu sırada telefonla konuşuyordur. CAN: Aşkım, çok özledim seni…. Bu akşam bende toplanalım diyorum….. Kimle olacak bizim tayfayla işte…… Tabi, onlar gidince baş başa kalacağız….. Ben onlara haber verdim…. Tamam akşam bekliyorum. Can’ın yüzünde bir tebessüm belirir. 06 Sokak (İç-Gün) Can ve Irmak el ele tutuşmuş bir şekilde sokakta yürümektedirler. Doğa, Ali ve Arın ise onlardan biraz daha uzakta onları takip ederek yürümektedirler. ALİ: Bu Can’ın geldiği iyi oldu be abi! Hem o ezik Ufuk yok artık, hem de çok iyi bir herif bu. Irmak da çok mutlu baksanıza. DOĞA: Olum, ölünün arkasından öyle ezik mezik diye konuşma. Zaten adama yaşarken çok çektirdik bari ölüsü rahat olsun. ARIN: Haklısın, ölünün arkasından konuşmak büyük günahtır. ALİ: Olum saçmalamayın. Adam ezik yaşadı, ezik öldü. Sen hayatında hiç kayıkla gölde gezerken düşüp ölen birini gördün mü? DOĞA: Oğlum, nasıl öldüyse öldü. Artık kapat şu mevzuyu. ARIN: (Dalgacı) Vicdan azabı mı duydun lan? DOĞA: (Dalgayla) Tabi ya! Sanki biz neden olduk adamın ölümüne. ALİ: Boşver o eziği de, asıl dünkü görüntü nasıldı kantinde. ARIN: Valla adam hızlı çıktı. Daha dün bir bugün iki. DOĞA: Adam hızlı çıktı da, aşk oğlum bu. Karşılıklı olmasaydı bu kadar hızlı gelişir miydi sizce? 07 Kantin (İç-Gün) Bir lise kantini. Bir masada Can ile Irmak oturmuşlardır. Birbirlerini izliyorlardır. CAN: Çok, çok güzelsin. IRMAK: Sen de çok tatlısın. CAN: Bu okula gelmek hayatımın en güzel şeyi oldu. Seni gördüm ve şimdi sana dokunuyorum. IRMAK: Ben de inanamıyorum buna. O gün sınıftan içeri girdiğinde gözlerime inanamamıştım, sanki rüyada gibiydim. Can, Irmağa yaklaşır ve onu dudağından öper. Bu sırada Arın, Doğa ve Ali Kantine girmişlerdir. 08 Sınıf (İç-Gün) Bir lise sınıfı. 15’e yakın öğrenci sıralarda oturmuş öğretmeni dinlemektedirler. Bu sırada kapı çalınır ve takım elbiseli bir adam ile yanında Can sınıfa girerler. Giren adam müdürdür ve müdürü gören öğrenciler hemen ayağa kalkarlar. MÜDÜR: Oturun, oturun çocuklar. Sınıftakiler oturur. Can sınıfı süzmektedir ama gözü Irmağa takılmıştır. Sürekli Irmağı izleyen Can’ı fark eden Irmak da bu bakışmalara karşılık verir. MÜDÜR: Arkadaşlar, biliyorsunuz 1 hafta önce talihsiz bir olay yaşadık. Bu talihsiz olay sonucunda da sınıfımızda bir kişilik boş yer var. Bu arkadaşınız da, yani Can da okulumuza yeni kayıt oldu. Bundan böyle sizin sınıfınızda öğrenim görecek. ÖĞRETMEN: Öyleyse müdür bey, Can sen şuradaki boş yere otur. Can öğretmenin gösterdiği yere geçerken, müdür sınıftan ayrılmış ve kapıyı kapatmıştır. Can ise yerine oturmuş ve Irmağı izlemeye devam eder. Öğretmen ise Can’ın gelişine aldırmadan dersine devam eder. Doğa ve Ali fısıldaşmaktadırlar. ALİ: (Gülerek): Ezik Ufuğun yerine oturdu baksana. Umarım onun gibi ezik değildir bu. 09 Cenaze (İç-Gün) Bir caminin avlusunda cenaze. Tabut’un önünde Ufuk’un resmi ve cenazede az sayıda insan var. Bu insan toplulupunun bir bölümü Ufuk’un sınıf arkadaşları. En önde Can durmakta ve dikkatlice etrafını süzmektedir. 10 Güzellik Salonu (İç-Gün) Saçlarını yana taramış, gözlüklü, kötü yürüyüşlü bir çocuk (öğrenci) bir güzellik salonundan içeri girer ve hızlı adımlarla, bir adamla ilgilenmekte olan bir elemanın yanına gider. ELEMAN: Ooo. Ufuk Bey buralara yolunuz düşer miydi? UFUK: Oğlum, sana işim düştü bana yardım etmen gerekiyor. ELEMAN: Anlamadım. Ne yardımı? Ne işi? UFUK: Fazla ayrıntı veremem ;ama hayatımın oyununu oynayıp, bugüne kadar bana çektirenlerden intikamımı alacağım. Onlar konuşurken elemanın ilgilendiği müşteri de homurdanmaya başlamıştır. Eleman müşteriyle işini bitirir ve Can ile konuşmasına devam eder. ELEMAN: Çok merak ettim şu intikamı? UFUK: Şimdilik sana düşen görevi söyleyeceğim. İntikamı da planımı da daha sonra anlatacağım. Ama aramızda kalacak tamam mı? ELEMAN: Hasan Amca? UFUK: Babam da bilmeyecek. Şimdi dikkatle dinle beni. Senden rica edeceğim şeyler var. Öncelikle burada çalıştığının hakkını vereceksin? ELEMAN: Anlamadım, nasıl olacakmış o? UFUK: Beni değiştireceksin. Güzel veya çirkin fark etmez. Beni gören biri, babam da dahil tanımayacak beni? Yapabilir misin bunu? ELEMAN: Saçını boyarız ve saç şeklini değiştiririz. Böylece bir nevi farklı olursun. Yandaki optikten lens alırız, gözlüklerinden kurtulman da farklı kılacaktır. Kısacası merak etme, bambaşka biri yaparım seni. Başka isteğin var mı? UFUK: Evet. Zahmet olmazsa. ELEMAN: Ne demek, sen bana çok yardım etmiştin geçmişte. UFUK: O zaman, sevgiline kiraladığın ahşap binadaki evi bana ver. Yani bir süreliğine, sevgilin orada değil değil mi? ELEMAN: (bozularak) Şu konuyu açmazsan olmaz sanki. UFUK: Ayrıca senin şu kaliteli giyisilerinden bir dee (duraksar) ELEMAN: Bir de ne? UFUK: Bana sahte bir kimlik çıkartmanı istiyorum. Eleman gülümser. ELEMAN: Vesikalığını ve bilgilerini ver, 5 dakikamı alır sadece. 11 Morg (İç-Gece) Bir morg. Bir polis memuru Ufuk’un babası Hasan’a eşlik etmekte ve ağlamaklı olan Hasan’a bilgiler vermektedir. MEMUR: Efendim. Bu durumun çok zor olduğunu biliyorum ;ama oğlunuzu teşhis etmeniz gerekiyor HASAN: (Ağlamaklı): O benim oğlum olamaz. MEMUR: Üzgünüm efendim ;ama maktülün üzerinden oğlunuza ait cüzdan çıktı. Cüzdanın içerisinde de oğlunuza ait bilgiler. HASAN: Ya o adam, oğlumun cüzdanını çalmışsa. MEMUR: Efendim, 1 haftadır oğlunuzdan haber alamıyoruz. Lütfen sakin olun ve maktülü teşhis etmeye çalışın. Memur konuşmasını bitirir ve morg çekmecelerinden birini açar. Morgda yatmakta olan kişinin yüzü tanınmayacak haldedir. Hasan bakamaz ve koşarak dışarı çıkar. MEMUR: Teşhis edemediniz değil mi? HASAN: (Tiksinerek) Hayır, yüzü tanınmayacak halde? Memur oğlum olmadığını söyle bana. MEMUR: Üzülerek söylüyorum ki, DNA testi yapmadan önce, içeride yatan kişinin oğlunuz olmadığı hakkında hiçbir şey söyleyemem. Onun için hemen laboratuara gidip Dna örneklerinizi alsınlar ve maktül ile karşılaştıralım. HASAN:(Hayal Kırıklığı içerisinde) Mümkün değil memur bey. Daha önce de söyledim. Ufuk evlatlık. 10 yıl önce, yani Ufuk yaklaşık 8 yaşındayken onu eşimle, Çcouk esirgeme kurumunadn evlatlık olarak almıştık. MEMUR:Peki yaşayan hiçbir akrabası yok mu? HASAN: Ufuğun, esirgeme kurumuna getirilme nedeni babasının onu yıllar boyu dövmüş olmasıydı. O yüzden devlet babanın elinden aldı Ufuğu? MEMUR: Öz babası yaşıyor mu? HASAN: Maalesef hayır. Ufuk kuruma getirildikten 1 hafta sonra ölmüş. Ölüm nedeni de kafasına sert bir cisimle vurulmasıymış. MEMUR: Anne, Teyze, Dayı. Kan bağı olan kimsesi yok mu? HASAN: 10 yıl boyunca araştırdık, maalesef yok. Yani DNA örneği alamayacaksınız. Memur bey lütfen içerideki şahsın oğlum olmadığını söyleyin bana. MEMUR: DNA testi yapılamayacağı için kayıtlara oğlunuz olarak geçecek. HASAN: Ama ya o değilse MEMUR: Eğer oğlunuz ortaya çıkarsa, işte o zaman o olup olmadığını anlarız. 12 Göl (Dış-Gün) Bir göl kıyısı. Bir adam yerde oturmuş sigara içiyordur. O adamdan başka kimse yoktur. Bir süre sonra elinde metal bir sopa tutan Ufuk adama yaklaşır ve adamın kafasına vurur. Adam darbenin etkisiyle yere yıkılır. Adamın iç cebinden cüzdanını alan Ufuk kendi cüzdanını adamın cebine koyar ve kıyıda bulunan bir kayığa adamı koyarak göle açılır. Kayıkla bir süre gittikten sonra metal sopasıyla adamın kafasına bir çok kez vurur. Adamın yüzü tanınmayacak haldedir. Daha sonra adamı kayıktan aşağı atar. Aşağa doğru süzülen cesede bakarken kendi kendine konuşur. UFUK: Artık bir ölüyüm. Ölülerin de cenazeleri olur. Bizim piç evlatları katılacaklar mı cenazeye? A,onlar ezik birinin cenazesine neden katılsınlar ki. Eminim ölümün arkasından da konuşacaklardır. Katılıp katılmamak onların elinde, (dişlerini sıkarak) Ama, ama eğer ki katılmayıp hala nefretlerini gösterirlerse bana işte o zaman hepsini tek tek geberteceğim. 13 Ev (İç-Gece) Ufuk odasında ağlamaklı bir şekilde oturmaktadır. Ayağa kalkar ve masasını yumruklar. Dişerini sıkarak konuşmaya başlar. UFUK: Nasıl yaparlar orospunun evlatları bunu? Nasıl. Sırf fakiriz diye nasıl dalga geçerler tüm okulun önünde. Sen Irmak sen nasıl yaptın. Ama hepinize göstereceğim. Özellikle de çıbanın başına. Ama onlar kendi kaderlerini kendileri belirleyecekler. Tek tek geberteceğim hepsini. Bıktım artık bu acıları çekmekten bıktım. 14 Duvar (Flashback) 7 yaşlarında bir çocuk (X), bir duvardan atlar ve hızlı adımlarla koşar 15 Okul Bahçesi (Dış-Gün) Kalabalık bir gurup okulun bahçesinde bir halka oluşturmuşlardır. Halaknın ortasında yerde perişan halde yatan Ufuk vardır. Her halinden dayak yediği belli olmaktadır. Çoşkulu kalabalık Ufuğa küfürler etmekte ve çamur atmaktadırlar. GURUP: Fakir ! Fakir ! Ezik ! DOĞA: Gerizekalı Ufuk. Beni iyi dinle. Biz senin ki fakir ispiyoncuları okulumuzda istemiyoruz. En kısa zamanda siktirip gideceksin. Senin gibi pis Abazaların kızlara bakışlarından rahatsızız hepimiz. Ayrıca her sabah bok gibi ter kokan bir mahluk da istemiyoruz sınıfta. Ufuk başını öne eğer, böyle bir aşağlanmanın ezikliğini taşımaktadır. O sırada gözü Irmağa ilişir, Irmağın da en az Doğa kadar tiksindirici bir şekilde ona bakması onu daha fazla yaralamıştır. Bu sırada Ali Ufuğa yaklaşır ve sert bir tokat indirir. 16 Ev (Flaschback) 40lı yaşlarda bir adam, X’e sürekli tokat atıp keyif çığlıkları atmaktadır. X ara ara yere düşer, adam aldırmaz ve tekme savurur, sonra tekrar kaldırıp vurur. Adamın alkollü olduğu her halinden bellidir. ADAM: Pis yaratık, seni neden doğurdu orospu anan. Hiçbir halta yaramaman için mi. 17 Sınıf (İç-Gün) Ufuk sınıfın en önünde tek başına oturmaktadır. Arkadakiler ise ona laf atmaktadır. ALİ: Orospu çocuğu!, sen nasıl erkeksin. Kızlar tuvaletini dikizlemek yakışır mı erkekliğe. DOĞA: Ona yakışır Alicim. O bir Öküz, ona herşey yakışır. Ufuk aldırmıyordur konuşmalara. Konuşmalar devam ederken arada sırada kafasına kağıtlar ve silgiler geliyordur ama o hala Irmağı izlemeye devam ediyordur. Bir defter Ufuğun Kafsına gelir. Kafasını sıraya çarpar ve defteri kimin attığına bakar. Defteri atan Irmaktır. 18 EV (Flashback) Ufuk defteri kafasını yiyince, flashback olur. X daha önce dayak yediği evin kapsının önündedir ve ifadesiz bakmaktadır. Hızlı hızlı soluyan X’in elinde metal bir sopa vardır. Kapıyı açar içeri girer. X’i daha önce döven adam televizyon izlemektedir ve arkası X’e dönüktür. X sopayı kaldırır ve adamın kafasına sertçe vurur.
İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.
|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık | Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi | |
İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim
Yapım, 2010 | © Ali Uygur Selçuk, 2010
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır. Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz. |