..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Hata! Klavye bağlı değil. Devam etmek için F11'e basın...
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Modern > Özgür Yenigün




27 Temmuz 2005
Sokullu'nun Rüyası  
Bir Sadrazamın Hikayesi

Özgür Yenigün


Çok düşündü. Neden rüyasındaki adam bunları söylüyordu? Acaba bunun nedeni Sokullu Paşa’nın ta kendisi miydi?


:DFCE:
O gün sabah erkenden kalktı. Heyecandan uyuyamamıştı. Bugün hayat yolunda bir ayrıma gelmişti artık. Hayatın bir yol olduğunu ve bu yolda birçok ayrımın bulunduğunu biliyordu elbette. Ya daha zor ve uzun olan ayrımdan devam edecekti hayat yoluna, ya da daha kolay ve kısa olan ayrımdan.
Onunla aynı yol ayrımında olan diğer çocuklarla birlikte Sokol kasabasının meydanında toplandı. Sokol’u çok seviyordu. Memleketiydi ne de olsa. Ama büyük devletin hizmetine girmek çok istediği bir şeydi. Hayalleri hep bununla süslenmişti.
Evden çıkmadan önce babası belki de bir daha göremeyeceği oğluna son öğütlerini vermişti:
-Bak oğlum, hayat denilen yolda hiçbir zaman geriye bakma. Arkana sadece yanlışlarından ibret almak için bak. Bilgini iyi kulan ki hem sen yüksel, hem de büyük devletimizi yükselt.
-Tamam baba.
-Hadi oğlum, yolun açık olsun.
Bunları düşünürken büyük devletin askerleri geldiler. Diğer çocuklarla birlikte düzgün bir sıra oluşturdu. Daha sonra askerlerden birisi:
-Sizlerden akıllı ve güçlü olanlarınızı alacağız, dedi.
Askerler sırayla hepsine birkaç soru soruyor, bu sırada da soru sordukları çocuğun gücüne kuvvetine bakıyorlardı. Sıra ona geldiğinde askerle bir an göz göze geldi önce. Sonra onun vücudunu incelerken ona şu soruyu sordu asker:
-Eğer seni yanımıza alırsak ne yapacaksın bizim için?
-Kendim yükselip sizin gibi askerlere amir olacağım önce. Sonra da büyük devletimizin yükselmesi için varımı yoğumu ortaya koyacağım.
Bu sözlerin ağzından nasıl çıktığını bilemedi. Birden söyleyivermişti işte. Fakat şimdi korkudan tir tir titriyordu asker ona kızacak diye.
-Bak sen! Aferin sana. Akıllı bir çocuksun. Kırk yıl düşünsem böyle bir cevap alacağım aklıma gelmezdi. Vücudun da iyi maşallah. Seni alıyoruz.
“Seni alıyoruz” sözünü duyunca sevincinden ne yapacağını şaşırmıştı bir zamanlar çocuk olan Sokullu Mehmet Paşa. Şimdi sadrazamdı işte. Babasının isteğini yerine getirmişti. Hem kendisi yükselmiş, hem de koca Memalik-i Osman-ı Ali’yi yükseltmişti. Edirne’ye getirilmesinden sadrazam olmasına kadar devam eden hayat yolculuğunda ne kadar çok taşa denk gelmişti. Ama bu yolu bir kere bile düşmeden kat etmeyi başarmıştı. Bazen tökezlemişti, ama başarmıştı. Erdel’i ve Banat’ı o almıştı “devletlim” dediği Padişah Süleyman zamanında. Düzmece Mustafa denilen illeti de o defetmişti. Devletlisinin iki oğlu Selim’le Beyazıt’ın kavgalarında da o vardı. Biraz üzülmüştü Şehzade Beyazıt’ın idam edilmesine. Ama devletin devamlılığı için bu şarttı. Şehzade Selim kızı İsmihan Sultan’ı vermişti Sokullu’ya ödül olarak. Her görevi yerine getirmişti. Fakat bir görev daha vardı yerine getirilmeyen. Yalnız bir görev daha…
Tüm bunları hatırlarken o uzun ve ayrımlarla dolu yolun sonuna gelmişti galiba. Öyle hissediyordu. Kayınbiraderi Padişah Murat muhalif olmaya başlamıştı. Memalik-i Osman-ı Ali’nin tarihinde pek çok zaman padişahlar devlet adamlarını öldürtmüşlerdi. Bunun kendisi için yapılmasından korkuyordu Mehmet Paşa. Şehzade Beyazıt’ın öldürülmesi de böyle bir şeydi belki. Ama o devletin devamlılığı için, devletin parçalanmaması için öldürülmüştü. Kendisi devlete zeval verecek bir şey yapmamıştı. Hem korkusu ölmek değildi. O görevini tam olarak yerine getirmeden ölmekten korkuyordu.
Aklına yine o rüya geldi bu ölüm düşüncesinden sonra. Bu aralar garip bir rüya görüyordu sürekli. Rüyada bir adam konuşuyor, ama görünmüyordu. Adam hep “Yaşadığın dönemden beş yüz yıl sonrasındasın.” diye konuşmaya başlıyor ve devletin sadece Anadolu’dan ibaret bir ülkeye dönüştüğünü ve bu ülkenin çok büyük zorluklar yaşadığını anlatıyordu. Adam sefalet içinde yaşayan insanların da, hileli işler yaparak bolluk içinde yaşayan insanların da olduğunu söylüyordu. Adam bunun nedenini söyleyecek olurken Sokullu Mehmet Paşa kan ter içinde uyanıyordu her seferinde.
Çok düşündü. Neden rüyasındaki adam bunları söylüyordu? Acaba bunun nedeni Sokullu Paşa’nın ta kendisi miydi? Yoksa onun yüzünden mi ülke beş yüz yıl sonra adamın anlattığı duruma düşecekti? Eğer kendisiyse sebep, ne yapmıştı da devlet o hale gelmişti?
Uzun süre düşündükten sonra cevabı buldu. Don-Vulga kanalının açılmaması yani sadrazam olduğundan beri başaramadığı tek şeydi sebep. Don ve Vulga nehirlerini birleştiren kanalın açılmaması yüzünden beş yüz yıl sonra devlet o duruma düşmüştü rüyasında. Elbette tek sebep bu olamazdı. Ama…
Daha önce açmaya çalışmıştı bu kanalı kayınbabası Padişah Selim’in zamanında. Bu fikri Padişah Selim’e açtığında Selim biraz tereddütlü yaklaşmıştı.
-Padişahım, uzun yıllardır İran’la bir küser, bir barışırız. Çok uğraşmamıza rağmen İran’ı elimize geçiremedik.
-Evet, ne demek istersin?
-Padişahım, ben derim ki madem İran’ı alamıyoruz ve doğuya geçemiyoruz, Don ve Vulga nehirlerini birleştirip kuzeyden doğuya geçelim. Zira, doğu çok zengin.
-İyi de şu an bizim için Kıbrıs’ı fethetmek daha önemli değil mi Mehmet Paşa?
-Kıbrıs’ı fethetmek Akdeniz’de egemenliği ele geçirmek demek. Ama diğer bütün ülkeler doğuya akarken biz batıya akarsak, aslında ileriye değil geriye akıyoruz demektir. Yani Kıbrıs Seferi’nin zamanı değildir. Kesinlikle yapılmamalıdır Kıbrıs Seferi. Çünkü ondan önce Don-Vulga vardır.
-Peki. Yalnız bu iş gizli olmalı.
-Tamam padişahım. Siz hiç merak etmeyin. Allah devletimize zeval vermesin.
-Amin…
Sokullu Paşa bu işi gerçekleştirmek için Çerkez Kasım Paşa’yı görevlendirmişti. Fakat Sokullu’nun da Çerkez Kasım Paşa’nın da beklemediği bir şey olmuş, Ruslar sardırmış, dost zannedilen Kırım hanı da büyük devleti arkadan vurmuştu. Sonuçta, Don-Vulga kanalı tasarısı başarısızlığa uğramıştı.
İsmihan Sultan efendisi Sokullu Mehmet Paşa’ya çok bağlıydı. Onun bir dediğini iki etmezdi. Onun her zaman yoğun olduğunu bildiği için rahatsız etmez, sadece o istediği zaman yanına giderdi. Bir gün o yoğun çalışmalar arasında kendisini çağırdığını duydu. Hemen yanına gitti.
-İsmihan’ım.
-Buyrun efendim.
-Senle konuşmak istiyorum.
-Ne hakkında efendim?
Lafa nasıl gireceğini bilemeyen Sokullu bir an bocaladı. Sonra:
-İsmihan’ım, bu zamana kadar devletimi çok sevdim. Bundan sonra da çok seveceğim ve onun için elimden gelen her şeyi yapacağım.
-Bu şüphe götürmez bir şey efendim.
-Hatırlar mısın? Baban zamanında Don ve Vulga nehirlerini birleştirmeye çalışmış, fakat başaramamıştım
-Evet efendim. Hatırlıyorum.
-Uzun süredir garip bir rüya görüyorum. Rüyada bir adam bana devletimizin beş yüz yıl sonrasından bahsediyordu.
-Hayırdır inşallah efendim.
-Adam devletimizin sadece Anadolu’dan ibaret kaldığını anlatıyordu bana.
-Ama bu çok inanılmaz bir şey.
-Kaç gündür aynı rüyayı görüyorum İsmihan’ım. Sabahlara kadar neden bu adamın bu sözleri söylediğini düşündüm durdum. Sonradan aklıma Don-Vulga kanalı geldi. Bu kanalı açmalıyım İsmihan’ım. Yoksa gözüm açık gider.
-Efendim, madem bunu yapmayı çok istiyorsunuz, yapın. Siz ki devletimiz için birçok başarıya mührünüzü bastınız. Allah’ın izniyle bunu da başarırsınız. Allah’tan başka kim durabilir sizin önünüzde?
-Ağabeyin. Padişah Murat.
-Ağabeyim mi? O niye karşı çıksın ki efendim?
-Padişah Murat’ın bana karşı tutumunu bilmez gibi konuşursun.
-Haklısınız. Size karşı sert bir tutumu var ağabeyimin. Ama söz konusu devletin çıkarı olunca o sertliği bir kenara atacaktır.
-İnşallah.
Padişah Murat’ın huzuruna çıkarken heyecanlandı. “İnşallah İsmihan Sultan’ın dediği gibi olur.” diyerek huzuruna çıktı Murat’ın.
-Padişahım, sizinle önemli bir hususu konuşmam gerek.
İstemeyeceği bir şeyle karşılaşacağını anlayan Padişah Murat yüzünü ekşitti.
-Nedir o husus?
-Padişahım, bizim için doğuya açılmak çok önemli.
-Bu kesin bir şey paşa. Bu muydu husus? Bunu herkes biliyor zaten.
-Hayır padişahım, esas anlatmak istediğim bu değil. İran’ı alamıyoruz. Görünüşte bizim için doğuya açılan tek kapı İran. Ama eğer kuzeydeki Don ve Vulga nehirlerini birleştirirsek oradan da doğuya açılabiliriz. Bunu babanız Padişah Selim zamanında da denemiş, ama başarılı olamamıştım. Fakat şimdi bir daha denemek istiyorum.
-Bu saçmalık! Neden İran dururken kuzeyden daha zahmetli bir işe kalkışalım?
-Çünkü bir şekilde gene düğümlenecek İran’la ilişkilerimiz. Bunu biraz düşünün lütfen padişahım. Hemen yabana atılmayacak bir şey bu.
-Tamam, düşüneceğim.
“Tamam düşüneceğim.” demişti padişah pek umut vermeyen bir şekilde.
Sokullu Mehmet Paşa en azından “düşüneceğim.” dedirtmeyi başarmıştı. O padişahın hiçbir şekilde açık kapı bırakmayacağından korkuyordu. Ama bırakmıştı. İçi biraz olsun rahatlamıştı. Şimdi bekleyecekti. Padişahın düşünmesini bekleyecekti. Umutsuzluk içinde de olsa…
Bekledi. Bir ay padişahın düşünmesini bekledi. Daha da beklemeye razıydı. Fakat bir ay geçtiğinde bir haber geldi.
-İran Şahı Tahmasp öldü. İran karışıklık içinde.
Hemen padişahla görüşmeliydi. Muhtemelen padişah İran’ın bu zayıf zamanında yeni bir İran Seferi’ne çıkmayı isteyecekti. Onu engellemeliydi. Yoksa devlet rüyasındaki duruma gelebilirdi.
Padişahın huzuruna geldiğinde bu sefer yalnız değildi padişah. Tüm devlet adamlarını çağırmıştı. O zaman işinin daha da zor olduğunu anladı Sokullu.
-Padişahım, haberi duydunuz. Tahmasp ölmüş.
-Evet. Tam zamanıdır İran Seferi’nin.
-Hayır padişahım, zamanı değildir. Don ve Vulga nehirleri…
-Sen hala o saçma fikirde misin? Masraflı. Hem de zaman alır. Böyle bir fırsat kaçmaz. Hemen İran Seferi’ne çıkıyoruz.
-Ama olmaz. İran’dan yine eli boş döneceğiz. Barışı korumalıyız.
-Padişahım, sadrazamımız Sokullu Mehmet Paşa yorgunluktan olacak yanlış şeyler söylüyor, dedi padişahın yanındaki devlet adamlarından birisi. Onu sadrazamlığa layık görmüyor gibi söylemişti bu sözleri.
-Hayır, yanlış değil. Bu tamamıyla doğru. İran’ı alamayacağız.
-Şundan emin ol ki İran’ı alacağız. Hemen sefere çıkıyoruz. Her şey bitmiştir.
Sokullu kabul etmek zorunda kaldı. İran Seferi yapıldı ve yine başarısızlıkla sonuçlandı. Sokullu’nun dediği olmuştu. Buna kızan padişah hırsını Mehmet Paşa’nın amcazadesi Sokullu Mustafa Paşa’dan almıştı. Don-Vulga kanalı açılmalıydı. Ama olmamıştı işte. O adamı da hiç görmemişti rüyasında bir daha.
Kanalı açamamanın üzüntüsü amcazadesinin öldürülmesiyle birleşmiş ve bu üzüntülerle bir yıl geçmişti. Çökmüştü Mehmet Paşa. Ama yine de bütün gücüyle devletin yararına çalışıyordu.
Bir gün ikindi vakti bir divandaydı . Birden derviş görünümlü birisi içeri girdi. Sohbete o da katılacak zannedildi. Sokullu’ya yaklaştı ve elindeki hançeri olanca gücüyle Sokullu’nun vücuduna sapladı.
Ve işte artık ölüyordu Mehmet Paşa. Ölürken devletin devamlığına tek engelin Don-Vulga kanalının açılmamasının olmadığını biliyordu. Fakat yine de öldüğünde gözü sonuna kadar açıktı.



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Salyangoz
Cami Konuşur Mu?
Bir Rüya Tabiri
Bağbanın Üzüm Feryadı
Pazar
Cırcır Böceği Savaşı
Yağmur Sonu
Merdiven Basamakları
Bağbanın Haftalığı 25 Ekim - 31 Ekim (Sınamadan Sonra)
Fatma'nın Koşusu

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
130. Sone [Şiir]
Kirlenen Dünyanın Nefret Soluğu [Şiir]
Ben de İnsanım [Şiir]
Umut [Şiir]
İkinci Babama [Şiir]
Geceler [Şiir]
Doğu Yolu [Şiir]
İlah Amerika (!) [Şiir]
Felluce [Şiir]
Son Hükümdar [Şiir]


Özgür Yenigün kimdir?

Ne yaşarsam ya da yaşamak istersem onu yazarım.

Etkilendiği Yazarlar:
..............


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Özgür Yenigün, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.