..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Yanlış sayısız şekillere girebilir, doğru ise yalnız bir türlü olabilir. -Rouesseau
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Roman > Oluşum Romanı > Diren Yardımlı




25 Ocak 2004
Karanlığı Boyamak - Uğursuz Uğurböceği  
Diren Yardımlı
Bazı çocuklar geldikleri yere bela getirirler. Uğur onlardan biriydi. Sarı saçlı, mavi gözlü, koyu tenliydi. Cildinde garip garip beyaz lekeler vardı. Bu ona yirmi dört saat pismiş izlenimini veriyordu.


:CGHD:

Bazı çocuklar geldikleri yere bela getirirler. Uğur onlardan biriydi. Sarı saçlı, mavi gözlü, koyu tenliydi. Cildinde garip garip beyaz lekeler vardı. Bu ona yirmi dört saat pismiş izlenimini veriyordu. Bildiğim kadarıyla babasıyla ve yaşlı bir teyzesiyle birlikte bir çadırda (o sıralar göçmenler hâlâ çadırda kalıyordu) yaşıyordu. Daha doğrusu onlar çadırda yaşıyor, kendisi sabahtan akşama kadar sokaklarda sürtüyordu. Geldiğinin birinci haftası Kenan Evren caddesine çıkmış, hemencecik ünlenmişti. Herhangi bir şey yaptığı için değil, yalnızca sabahtan akşama kadar gezinip uzun uzun dükkanların içine baktığı, insanları dikizlediği ve çok basit olarak sarı saçlı, mavi gözlü ve koyu tenli olduğu için. Hiç çekinmeden kafasını bir dükkandan içeri uzatıp içersini uzun uzun inceliyor, sonra da hiçbir şey söylemeden kafasını geri çekip yoluna devam edebiliyordu. Kolunun altında her zaman uyduruk bir plastik top olurdu (genelde de patlak bir tane) ve saatlerce sıkılmadan bir apartmanın duvarına o topu tekmeleyip dururdu; yaptığı gürültünün hiç farkında olmadan. Birisi onu uyaracak olduğunda da hiçbir şey söylemeden alır topunu gider, biraz ilerdeki apartman duvarında sürdürürdü. Ama gitmeden önce son bir kez, öbürlerinden biraz daha sert olmasına dikkat ederek, son tekmeyi unutmazdı hiçbir zaman.
Bir hafta kadar bizim sokağımızın biraz aşağılarında topuyla bu şekilde oynadı. Apartmandan her çıkışımda görüyordum onu. O da beni fark etmişti ve benim çıktığımı görünce bir süre durup bana bakıyordu. İzleyen günlerde adım adım apartman sakinleri tarafından yukarı doğru kovuldu. Ta ki topu bizim duvara atmaya başlayana dek. Hâlâ kimseyle konuşmuyordu. Sonunda bir gün babam yemek için işten döndüğü sırada bu gürültüye dayanamadı ve camı açtı,
"Evladım, top oynamak için en uygun yeri seçtiğine emin misin?" diye sordu. Uğur kafasını kaldırıp bir süre baktı ona.
"Evet," dedi ve topu sektirmeye devam etti. Ben kaldırımın kenarında oturmuş konuşmalarını dinliyordum. Babam bana bakınca tanımadığımı belli etmek için omuz silktim. Babam camı kapadı. Uğur bana döndü.
"Baban mıydı?"
"I-hı," dedim başımı sallayarak. Bir süre daha bana baktı, topu birkaç kez daha duvarımıza vurduktan sonra kolunun altına alıp yoluna devam etti. Ertesi sabah yine geldi, ama bu kez elinde top yoktu. Erdem'le kaldırım kenarında oturmuş kağıt falı bakıyorduk.
"Topun nerede?" diye sordum.
"Herifin teki patlattı," dedi, umursamazca.
"Kim?" dedi Erdem.
"Şu ilerdeki kasap."
"N'apıyordun? Camına mı vuruyordun?" diye sordum.
"Yoo," dedi Uğur. "Önünden geçiyordum, durup dururken topu elimden aldı ve bıçağını sapladı. Sonra geri verdi bana."
"Manyak o," dedi Erdem. "Yerinde olsam uzak dururdum ondan."
Ama belli ki Uğur'a pek öyle gelmiyordu. O herhalde yaşamında bu tür şeylere alışıktı.
"Biz genelde lojmanlarda oynarız," dedim.
"Orada mı?" dedi, yolun karşı tarafına bakarak.
"Evet," dedim. "Sen de oynamak ister misin?"
"Almazlar ki beni içeri," dedi Uğur. "Orada bir sürü asker duruyor."
Erdem bana baktı, sonra Uğur'a döndü.
"Biz seni sokabiliriz ama," dedi ve ayağa kalktı. Bu kez Uğur meraklı gözlerle Erdem'e bakıyordu.
"Oradaki askerleri tanıyoruz," dedi, pantalonundaki tozları eliyle silkerek. "Hadi kalk, Mina!" Ayaklandım.
Yolun karşısına geçtik. Uğur bir tek benimle birlikte olsaydı büyük bir olasılıkla içeri giremezdik, ama Erdem ikimize göre de daha güvenilir bir izlenim veriyordu. Üzerinde kareli gömleği, yana taranmış saçlarıyla, tam tamına en sıkıcı halindeydi. O sırada Nuri Dede arabasını lojmanlara park etmiş, bizim girdiğimiz kapıdan çıkmak üzereydi. Askerlerle sessizce selamlaştı, sonra bizi gördü.
"Ohoo! Selam çocuklar," dedi hemen.
"Merhaba, Nuri Dede," dedim, en şirin sesimle. Erdem de kibarca selamlaştı onunla. Bu girmemizi daha da kolaylaştırdı. Erdem'le Uğur top oynadılar, ben yine kaldırım kenarına oturup lojman kantininden aldığım uyduruk çekirdeklerle oyalandım. Hava kararmaya başlayınca biz evimize dönmek üzere ayrıldık. Uğur, ilk defa buraya girebilmenin mutluluğuyla (ve büyük bir olasılıkla da bir daha giremeyeceği korkusuyla) bir süre daha kalmak istedi.
Ondan sonra Uğur ne zaman istese lojmanlara gidip top oynayabildi. Uzun bir süre de pek başka birşey yapmadı. Artık neredeyse her gün, bizim sokaktan lojmanlara baktığımda Uğur'u ve topunu görüyordum. Hep tek başına oynuyordu. Orada kendine bir duvar bulmuş, topu vurup vurup duruyordu. Ama sonra bir gün geldi ve bu işten sıkıldı ve bir sabah Erdem'le aşağı indiğimizde karşımızda duruyordu.
"Ne o? Yine mi topunu patlattılar?" dedi Erdem.
Birşey demedi. Erdem onu kırmış olduğunu fark etti.
"Bizim de bir topumuz var," dedi.
"Öyle mi?"
"Mina, koş getir."
Yukarı koşarak Erdem'in odasından eski ve gerçek futbol topunu aldım, aşağı indim.
"Bu gerçek futbol topu!" dedi Uğur topu görür görmez.
"Ne sanıyordun?" dedi Erdem, kendinden hoşnut. "Biz her yaz bununla maç yaparız." Bir süre topuna baktı, sonra onu Uğur'a attı. Uğur topu yakaladı, onu evirip çevirip bir süre inceledi. Mahallede top sahibi olmak bir ayrıcalıktı, saygınlık kazanmanın en kestirme yoluydu. Sanırım Erdem de saygınlığının büyük bir kısmını bu topa borçluydu. Aslında bu top şans eseri onun eline düşmüştü. Lojmanlardan son ayrılanın biz olduğumuz bir akşam, bir arabanın tekerleğine sıkışmış bir şekilde bulmuştuk onu. Büyük bir olasılıkla subay çocuklarından birine aitti. Onu ilk gören ben olmuştum, ama oradan çıkarıp alan Erdem'di. Ayrıca erkek olan da oydu. Ve de büyüğümüz olan. Erdem'e kalsa ertesi sabah araştırıp sahibine teslim edecektik topu, neyse ki bundan vazgeçirebilmiştim onu.
"Maç yapalım mı?" diye sordu Uğur, topu bir süre daha elinde tarttıktan sonra.
"Olabilir," dedi Erdem, dudağını bükerek. Fazla hevesli duyulmak istemiyordu. Benim de peşlerine takıldığımı görünce Uğur şaşırdı.
"Sen de mi oynayacaksın?" diye sordu.
"Ne var?" dedim.
"İyi oynuyor mu?" diye sordu Erdem'e. Erdem omuz silkti.
"İyi kalecidir," dedi.
"Umarım sert vuruşlara alışıksındır," dedi Uğur bana gülerek.
"Alışığım," dedim. "Abimin tek bildiği şey topa abanmaktır. Başka bişi bilmez."
Erdem bu söylediğimi duymazdan geldi, Uğur ise güldü. İlk defa güldüğünü duyuyordum.
O gün üçümüz akşama kadar lojmanlarda top oynadık. Uzunca bir süre kaleci ben oldum, ama sonunda bu işten iyice sıkılınca biraz gürültü patırtı ve kavga sonucunda kaleciliği bir sıraya bağlayabildik.
Ondan sonra Uğur hep bize takılmaya başladı. Erdem'le sanırım yaşıttılar ve bambaşka iki tip olmalarına karşın iyi geçiniyorlardı. Bir süre sonra sabahları Uğur kapımızı çalmaya başladı. Gelemeyeceğimiz zamanlarda da hiç olmazsa topumuzu vermemizi isterdi. O bizi bir üçlü olarak görüyordu. Başta Erdem topu vermeye karşıydı, ama hayır diyemediği için her defasında topla birlikte kendisi de çıkıyordu. O zamanlar beni yanına almıyordu. Birkaç kez kapıyı ben açmış ve Erdem'in ortada olmadığını gördüğümde topu ona gizlice vermiş, iki saat içinde mutlaka getirmesini ve merdivenlerin altına saklamasını söylemiştim. Ona yaptığım bu kıyak hoşuna gitmişti ve sanırım bundan sonra beni de daha çok sever oldu. Yine de bir kız olduğum için ve sanırım ondan birkaç yaş daha küçük olduğum için hiçbir zaman beni dengi olarak görmüyordu. Ve benimle daha iyi geçinmesine karşın, kendini Erdem'le daha yakın görüyor, gerçek arkadaşı olarak ona bakıyordu.
Ama Uğur'un mahalledeki öbür çocuklarla arası iyi değildi-ne göçmenleriyle, ne de sıradanlarıyla. Göçmen çocuklarından çok farklıydı; onların aksine bir göçmen olduğunun hiç de farkında değildi. Ne onların gösterdiği duyarlılığı gösteriyor, ne de onların gibi akşamları topluca eve gidişlerine katılıyordu. Ama bana kalırsa en önemlisi... nasıl desem, onlar gibi saf değildi. Göçmenlerin yüzlerinde hep bir şaşkınlık, bir tür korku olurdu. Uğur daha... bizim gibiydi. Genelde diğer göçmenler gittikten sonra bir süre bizimle oturuyordu.
Babam daha geçen gün duvarına top vuran çocukla arkadaş olduğumuzu görünce bize sorgulayıcı bir bakış attı. Ama birşey demedi. Çünkü tek yaptığımızın gündüzleri lojmanlarda top oynamak, akşamları da evin önündeki kaldırımda oturup sohbet etmek olduğunu biliyordu.
Bir akşam annem sofrada,
"Çocuklar, yarın şeker bayramı," dedi.  "Ne yapmayı düşünüyorsunuz?"
"Şeker toplamayı," dedim.
"Sen de mi?" diye sordu babam Erdem'e.
Erdem gülümsedi.
"Yok, hayır... ben bu yıl yapmayacağım bunu."
"Aaa..! Olmaz öyle!" diye atladım. O güne dek hep birlikte kapı kapı gezmiştik.
"Mina, on dört yaşındayım," dedi Erdem.
"Kardeşini yalnız başına mı göndereceksin?"
"O da büyüdü artık..." dedi Erdem.
"Olmaz ama..." dedi annem.
İyi, bir bu eksikti. Şimdi beni de göndermeyeceklerdi.
"Uğur'la gezerler," dedi Erdem.
"Uğur on üç yaşında," dedim.
"Ama belki de ağabeyin kadar gururlu değildir," dedi babam bana göz kırparak.
"Ben gururlu değilim," diye hemen kendini savundu Erdem. Babamın onu böyle hafife alması hoşuna gitmiyordu. Gururunu incitiyordu.
"Hıı... emin ol değilsin!" dedim.
"Değilim."
"Sırf gururundan insanlardan şeker istemekten korkuyorsun."
"Hayır, bunun onunla ilgisi yok."
"Ödün patlıyor."
"Mina, kapa çeneni. Yapacak daha önemli işlerim var yarın."
"Ne gibi, sorabilir miyim?"
"Sana ne."
"Biliyorum, yok çünkü."
"Nerden biliyorsun?"
"Olsaydı anlatırdın... önemli şeyleri hep anlatırsın."
Umutsuz bir savaş olduğunu fark ettim.
"İyi, tamam, ne halin varsa gör," dedim. "Ben de yalnız gezerim. Tanıdığım bir sürü tip var burada. Hem yanımda senin gibi kart bir tip olmayınca belki daha çok şeker toplayabilirim."
Babamla annem güldüler.
"O zaman yalnız git," dedi Erdem.
Konuşmalar böyle ikimiz arasındaki bir sürtüşmeye dönüşünce annemle babamın bizim için karar verme şansları kalmıyordu. O yüzden bazen, zor birşey isteyecek olsak, özellikle kendi aramızda o sırada bir sürtüşme yaratıyor, önce annemleri susturuyorduk.

...

Ertesi gün mahallede buluştuğumuzda kendi içimizde bir karar aldık: toplanan tüm şekerleri öğleden sonra hurda Dodge'ın önünde oturup paylaşacaktık. Toplam sekiz kişiydik, dördümüz göçmen, dördümüz sıradan.
"Saat ikide burada buluşuyoruz," dedi göçmenlerin en büyüğü olan Özcan. Özcan hep Gülnur ve Gülnur'un kardeşiyle birlikte gelirdi buraya. Sanırım onların ağabeylik rollerini o üstlenmişti. Çok gereği varmış gibi... hem belki böyle bir sorumluluğu olmasaydı daha çekilir bir tip olurdu. Gururlu mu gururlu, karamsar mı karamsardı. Bir göçmen olmanın en büyük acısını sanırım o çekiyordu. Bana kalırsa tamamiyle gereksiz olarak. İstese Uğur gibi de bakabilirdi her şeye-hiçbir şeye bakmayarak. Ama yok, o hesap yapar, kitap yapar, ve durmadan göçmenlerin kötü durumda olduğundan şikayet ederdi.
"Kardeşimi de alıyım mı?" diye sordu Gülnur ona.
"Alma," dedi Özcan, sanki gerçek ağabisiymiş gibi.
"Ama onunla birlikte daha fazla toplardık. Çok tatlı..." dedim ve bücürün yanağını muncukladım.
"Olabilir, ama tatsız birşeyler yaşarsa kardeşiyle birlikte daha zor baş eder."
"Ne gibi tatsız şeyler?" diye sordu Erdal.
Özcan birşey demedi.
Ben önce bizim apartmana daldım ve neredeyse her daireden birkaç şeker koparabildim. Sonra eve döndüm ve ganimetimi yatağıma boşalttım. Bu kadar dolu ellerle kapı aşındırmak ayıp olurdu. Sonra bir yan apartmana girdim, ardından da Kenan Evren caddesini boydan boya gezerek tüm dükkanlardan birşeyler aldım. Tek girmemeye dikkat ettiğim yer kasaptı, oysa önünden geçerken şişko kasabın masasında büyük bir sepet dolusu şekerleme görmüştüm. Sırf Nuri Dede'den altı tane oldukça lüks şeker alabildim. Dediğine göre bunları özellikle benim için saklamıştı. Tek başına tüm tanıdıklarımı dolaştım ve ondan da da fazla tanımadığım bir sürü tipin kapısını çaldım. Saat ikiye doğru eve çıkıp daha önce topladıklarımı alıp hurda Dodge'un yolunu tuttum. Saat ikiyi on geçe Dodge'ın önündeydim. Henüz kimse gelmemişti. Arabanın içine oturup beklemeye koyuldum. İlk gelen Uğur oldu. Beni görünce gülümsedi.
"Kaç tane oldu?" diye sordum.
Uğur ceplerindeki şekerlemeleri bir daha saydı,
"On üç," dedi. "Senin?"
"Ben çok topladım," dedim. Hepsini kaldırıma boşalttım ve saydım. "Kırk üç."
"Oha! Nasıl başardın bunu?"
"Önce bizim apartmandan bir sürü topladım, sonra yan apartmana girdim. Sonra da Kenan Evren caddesini gezdim."
"Ben de orada gezdim, ama neredeyse kimse birşey vermedi."
"Tipini beğenmemişlerdir," dedim.
"Ben de onların tipini beğenmedim," dedi.
O sırada Erdal yanımıza oturmuş sessizce ceplerini boşaltıyordu. Konuşmamızı duymuş, Uğur'u inceliyordu.
"Dua et de seni kapı dışarı etmemişler, bu kılık kıyafetle!" dedi.
"Sen kaç topladın ki?" diye sordum.
Erdal teker teker şekerleri ortaya attı.
"Otuz üç," dedi.
Sonra Gülnur geldi. Yorgun görünüyordu. Ama mutluydu. İyi bir gün geçirmiş olmalıydı. Kız ceplerini boşaltınca ondan on sekiz çikolata, bir tane de lolipop çıktı. En son da Özcan geldi. Yüzü mutsuz görünüyordu.
"O kasabı tanıyan var mı?" diye sordu ilk iş olarak.
"Var," dedi Uğur. "Sadece hayvanları değil, topları da kesiyor."
Güldüm.
"Ondan uzak dursaydın," dedi Erdal.
"Önünde koskoca bir sepet vardı. Sepeti gördüğümü bile bile bana yok dedi!"
"Sanırım hiçbirimiz ona uğramadık," dedi Erdal. "O garip bir adam."
"Eli kana bulanmış," dedim.
"Ne demek istiyorsun?" diye sordu Uğur merakla.
"Herif kasap. Bütün gün hayvan cesetleriyle uğraşıyor."
"Ama tarlası da var," dedi Uğur.
"Tarlası mı?" dedim.
"Aşağıdaki büyük buğday tarlası onun. Bilmiyor muydun? Bu yıl tüm hasatını göçmenlere verecekmiş."
"O zaman oradaki baraka da ona ait," dedim.
"Baraka mı?" dedi Gülnur.
"Aşağıda, ormanın içinde ufak bir baraka var. Hemen o tarlanın dibinde. Sen onu nereden tanıyorsun?" diye sordum Uğur'a.
"O buraya gelen ilaçların, yemeklerin falan dağıtımından sorumlu. Çadırlardaki herkes tanır onu. Gıcık bir tiptir ama kimse ses çıkaramaz. Babam da ona yardımcı olur."
"Sen kaç topladın Mina?" diye Erdal bana döndü. "Kırk üç," dedim.
Derin bir sessizlik oldu.
"Herhalde çok tanıdığın var..." dedi Gülnur.
"Çok," diye yalan söyledim. "Ayrıca ben bir sürü kapıdan dilencilik yaptım durdum bütün gün."
"İşin eğlencesi de bu..." dedi Gülnur.
"Bence herkes kendi bulduğunu yesin," dedi Özcan, soğukça.
Bir sessizlik oldu.
"Niye öyle diyorsun ki?" dedi Erdal.
"Sonuçta herkesin hakkı bulduğu kadar," dedi.
"Ben kırk üç tane yiyemem ki," dedim.
Özcan donuk gözlerle bana baktı, sonra aniden kalktı, Gülnur'u da elinden tutup kaldırdı. Birkaç adım yürüdükten sonra "O zaman köpeklere verirsin!" diye bağırdı bana ve çekti gitti.
Herkes dumura uğramış bir şekilde kaldı orada.
"Niye öyle dedi ki?" dedi Uğur hiçbir şey anlamadan.
"Kendini aşağılanmış hissetti," dedi Erdal.
Uğur bir süre düşündü.
"N'olmuş? Zaten aşağılık."
Ama Erdal ondan sonra bir daha bu mahallede görünmedi. Ne de Gülnur. Ne de kardeşi.

 


.Eleştiriler & Yorumlar

:: Tükenmemiş...
Gönderen: nida / istanbul
27 Ocak 2004
Hani turnusol kağıdının renk değiştirdiği acemi çevrimlerde, daha bir sağlam basmaya zorlarken adımlarımı, yine değişik bir köşebaşında sensin!!! Sen daha bir aşırı kavgalıyken şeytanla, susma vaktimin geldiğinin hesabının telaşında aynaya bakmadan sokağa attım kendimi. Senin köpeğine inat güzel değildi ismi. Arap! Değil yaklaşmak şampiyon olmak lazımdı, köşeyi ısırıksız geçmek için. Bizim oyunumuz buydu... Arap'ı geçmek... Arapları sevmediğimizden değil, ciddi bir görünüm eksisi olmasındandı, korkaklığımız. Siyah, uzun çeneli bir surat ve inci gibi popomda izler... Düşünmesi bile kabus. Şansın eksi bir. Paralanmış bir popo, ısırılmış bir kalça... Dolu etlerin mıknatısı çekiyor dişleri. "kalem elinde ise Muşka" Hani bir zaman tüneli... Olur da filmin aktörü sıyrık alır kurşundan ve dahası çok belalardan. Ölmez... Arabı aşmak zor ve kasvetliydi. Gözlerinin üstüne avuç içini değdirene kadar "deydirene" kurbanlık bir çoban kuzusu kadar çok daha anlamlı gfözleri sıçrar yüzünüze. Ki çocukluk düşlerimizi tırsmaz belediye güçleri... Uzatmaya güç..? Eleştiri; kişilerin söyleşileri konuyu bölüyor. Kişileri damdan düşmüşcesine sunmak yerine, tanıt. en senle yaşamadım ki! Kim, kim? E, tamam güzel bir roman, olur... Her çevirdiğin sayfada ayrı bir roman başlar. Dedi Erdal,,, bu anlatım tarzı anlama ve seri okumayı kısıtlıyor. Ne mi olmalı, kelin ilacı. Erhan çek elini dedi ve kızdı geçmişine.... Ve bir virgül uğruna okurken duraklatma beni. Ama buda şeytanın bir tılsımı olsa gerek, ayrıntılarda boğmak insanı. Dil ve parmak sürçmezdem ötürü özür. Saygılar.




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın oluşum romanı kümesinde bulunan diğer yazıları...
Karanlığı Boyamak - GİRİŞ
Karanlığı Boyamak - Gizemli Bir Irk
Karanlığı Boyamak - Çiğdem'in Tarihi
Karanlığı Boyamak - 'Elveda Mina!'
Karanlığı Boyamak - Okul İzlenimleri
Karanlığı Boyamak - Eve Bilgisayar Geliyor
Karanlığı Boyamak - Muşka'nın Uyanışı
Karanlığı Boyamak - Hırsız Mina
Karanlığı Boyamak - Büyük Tartışma
Karanlığı Boyamak - Muşka'nın Koşusu

Yazarın roman ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Lusifer'in Lambası - 6. Bölüm - Gecenin Karanlığında
Lusifer'in Lambası - 7. Bölüm - Oyun Mühendisleri
Lusifer'in Lambası - 1. Bölüm - Onursuz Bir Ölüm
Lusifer'in Lambası - Başlarken - Onursuz Bir Yaşam
Lusifer'in Lambası - 2. Bölüm - Beceriksiz Bir Ölüm
Lusifer'in Lambası - 5. Bölüm - Terapistin Tesellisi
Lusifer'in Lambası - 4. Bölüm - Modern Bir Ruhun İtirafları
Lusifer'in Lambası - 3. Bölüm - Bir Kahramanın Ölümü

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Ne Varsa Gördüm [Şiir]
Yansıma [Şiir]
Olanaksız [Şiir]
Kimse Kimseyi Görmedi [Şiir]
Sevgi - Başka Bir Deyişle [Deneme]
Sigortacı [Deneme]
Momo ve Duman Adamlar [Eleştiri]
Tolstoy ve Anna Karenina [Eleştiri]
Bülbülü Öldürmek [Eleştiri]
Bir Devlet İdeolojisi Olarak Kemalizm [Eleştiri]


Diren Yardımlı kimdir?

Geçenlerde kapıma bir satıcı geldi. Sigorta poliçeleri satan gencecik bir tüccar. Yaşamımı sahiplenecek biri olsun mu diye sordu bana. Yoksa sahipsiz, yerle gök arasında başı boş bir şekilde oraya buraya sürüklenmesini mi istiyordum. İkna edici duyuldu, ben de satmaya karar verdim. Böyle kimseye hayrı yoktu. Ve yaşamım böylece yerle gök arasında gezinmekten. . . onun deyişiyle sürüklemekten bir anda çıkıverdi. Artık toplumda bir yeri olan birşey olmuştu.

Etkilendiği Yazarlar:
Dostoyevski, Howard Fast, Björk, Harper Lee, Betty Smith, John Steinbeck, Ingvar Ambjörnsen, Michael Ende


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Diren Yardımlı, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.