..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
"...öyküyü yazan bilge, beşinci ya da altıncı göbekten kral torunu olduğumu ortaya çıkaracak şekilde belirleyebilir soyumu." -Cervantes, Don Quijote
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > İnceleme > Yazarlar ve Yapıtlar > M.NİHAT MALKOÇ




13 Haziran 2019
Muhteşem Bir Mâziyi Muhteşem Bir İstikbale Bağlayan Köprü: Cemil Meriç  
M.NİHAT MALKOÇ
Bu Ülke'nin hakkı teslim edilmemiş ve tam anlamıyla anlaşılamamış aydınlarındandır Cemil Meriç… O, yaygın olarak Cemil Meriç olarak bilinse de isminin önünde bir de "Hüseyin" vardır. Meriç kuru sloganların değil, hakikatin adamıdır. Sağın ve solun zaaflarını ve sığlıklarını ortaya çıkararak, arkasına bakmadan eleştiren bu kıymetli fikir adamı, yaşadığı süre içerisinde görmezlikten gelinmiştir hep... Zira onun eleştirilerini ve harbi düşüncelerini hiçbir kesim taşıyamamıştır. Çünkü o, zamana ve zemine bakmadan yaşadığımız asrın tahlilini yapmıştır. Yeri gelmiş övmüş, yeri gelmiş yerden yere vurmuş bu çağın soylularını…


:ABF:
M. NİHAT MALKOÇ

     Bu Ülke'nin hakkı teslim edilmemiş ve tam anlamıyla anlaşılamamış aydınlarındandır Cemil Meriç… O, yaygın olarak Cemil Meriç olarak bilinse de isminin önünde bir de "Hüseyin" vardır. Meriç kuru sloganların değil, hakikatin adamıdır. Sağın ve solun zaaflarını ve sığlıklarını ortaya çıkararak, arkasına bakmadan eleştiren bu kıymetli fikir adamı, yaşadığı süre içerisinde görmezlikten gelinmiştir hep... Zira onun eleştirilerini ve harbi düşüncelerini hiçbir kesim taşıyamamıştır. Çünkü o, zamana ve zemine bakmadan yaşadığımız asrın tahlilini yapmıştır. Yeri gelmiş övmüş, yeri gelmiş yerden yere vurmuş bu çağın soylularını…

     Cemil Meriç, sanki okumak ve düşünmek için gelmiştir dünyaya. Onun kitaplardan uzak bir anı olmamıştır. Doğunun ve Batının, klasik olarak tabir edebileceğimiz temel eserlerini okumuş, karşılaştırmış, iç dünyasında muhakeme etmiştir. Onun günleri kütüphane köşelerinde geçmiştir. En büyük sermayesi gözleri olan bu büyük mütefekkirimiz ne acıdır ki otuz sekiz yaşındayken gözlerini kaybetmiştir. Okuma aşkıyla dolup taşan böyle bir insanın kör olması tek kelimeyle felaketti. Artık kendi başına okuyamayacaktı. Çok sevdiği kitaplarla arasına ikinci şahıslar girecekti. Nitekim öyle de oldu. Görme yetisini kaybettikten sonra kızı Ümit Meriç ona yardımcı oldu her zaman. Babasının istediği kitapları ona okudu. Gözlerini yitirdikten sonra büyük bir boşluğun içine düştü Cemil Meriç… Bu ağır yükü taşımakta çok zorlandı. Bunalımın eşiğinden döndü. Yine her zamanki gibi çıkış noktasını kitaplarda buldu.

     Cemil Meriç, gözlerini kaybetse de ölünceye dek idrakini ve tefekkür kudretini kaybetmemiştir. O talihsiz vakadan sonra kızı Ümit Meriç onun gören gözü, tutan eli olmuştur. Kendisini okuyanlar, sevenler ve takip edenler bilirler ki o, asıl eserlerini âmâ olduktan sonra vermiştir. Eğer Ümit Hanım gibi hayırlı bir evladı olmasaydı kütüphanelerimiz o muhteşem Cemil Meriç külliyatından mahrum kalacaktı. Sırf bu nedenle bu ülkenin aydın insanları Ümit Meriç’e vefa ve şükran borçludur. Gecesini gündüzünü babasına ayıran, onun düşüncelerini yazıya geçiren, gerektiğinde tashih eden, hayatta tutunacak hiçbir dalı kalmamışken tek tutar dalı olan, adeta onun için yaşayan, bu yüzden de babası vefat etmeden evlenmeyen bu hayırlı evladı bizler de şükranla anıyoruz. Kendisine Allah’tan uzun ömür diliyoruz. Bu güzel insan, bugün sosyoloji ilmine çok büyük katkılarda bulunmuş, bu alanda profesörlük mertebesine yükselmiştir. Fakat inançlarından asla taviz vermemiştir. Attığı her adımda büyük mütefekkir Cemil Meriç’in kızı olduğunu aklından çıkarmamıştır.

     Türk felsefe ve fikir hayatının köşe taşlarının en mühimlerinden saydığım Meriç, gururlu, onurlu ve minnetsiz bir insandı. O kendi iç dünyasında, şahsî ifadesiyle fildişi kulede, yaşamayı tercih etti. Buna mecburdu belki de… Zira onun kalem oynattığı zamanlarda fikir ahlâkı ve namusu büyük ölçüde rafa kaldırılmıştı. Oysa o, fikrin çilesini çeken, doğruları eğilip bükülmeden terennüm eden bir düşünce sevdalısıydı. Okumaktan, yazmaktan ve fikir üretmekten büyük haz alan ve bunları anasır-ı erbaa derecesinde vazgeçilmez gören Üstad Meriç, yaşamanın manasını bunlarda görmüş, bu yönde geleceğe yürümüştür. Kör olduktan sonra iç dünyası daha da zenginleşmiş, yoğunlaşmıştır. Dış dünyanın aldatıcı, göz boyayıcı, idraki sınırlayıcı kabalıklarını görmeyince iç dünyasına daha çok eğilir olmuştur. Basiret ve feraset aynasını ruh dünyasına tutunca hakikatlere vakıf olması daha da kolaylaşmıştır.

     Cemil Meriç, Türk düşünce hayatına çok şeyler katmıştır. Her şeyden evvel tek taraflı düşünmeyi, Doğunun kıymet hükümlerini derinlemesine irdelemeden mutlak kabul etmeyi, Batıyı gözü kapalı bir şekilde reddetmeyi meziyet sayanların karşısında sağlam bir duvar gibi durmuştur. Ona göre Doğu da, Batı da mutlak doğruların dayanağı değildir. Bu iki dünyayı iyi okumak, analiz ve senteze tabi tutmak lazımdır. Hadiselere sadece milliyet ve din penceresinden baktığımızda kanaatlerimiz mutlak doğrulardan uzaklaştıkça uzaklaşır. İlahî hakikatler ve Kur’anî hükümler dışında her şey sorgulanabilir, sorgulanmalıdır. Düşünce heybemizde ne varsa abur cubur zihnimize yedirmemeliyiz. Sorgulamadan yargılamamalıyız.

Cemil Meriç başarılı bir mütefekkir olmasının yanında çok usta bir çevirmendir. O, bizlere Batı ve Hint düşüncesinin ufuklarını ardına kadar açmıştır. Ömrünün çok mühim bir kısmını Batı’yı anlamak için geçirmiştir. Bazılarının içlerinden “Batıyı anlamak için o kadar zaman harcamaya ne gerek var. Batı kendini cam fanus içinde muhafaza eden, kendi dışında hiçbir değere ciddi gözle bakmayan yalancı bir dünyadır” dediğini duyar gibiyim. Oysa Batının kendisini algılayışı ne kadar sakatsa bizim Batıya bu dar çerçeveden bakışımız da o derece tutarsız ve sakattır. Onun içindir ki ne onlar bizi anlayabiliyor, ne biz onları anlayabiliyoruz. Körün fili tarif etmesi misali neresine tutuyorsak fili ondan ibaret bir varlık olarak algılıyoruz. Demek ki doğru anlamak için önyargısız olarak yola çıkmak gerekir.

     Batıyı anlamak için bu farklı dünyayı öz kaynaklarından okumak lazımdır. Bunun için de İngilizce veya Fransızca bilmek gerekir. Cemil Meriç, Fransızcayı, çeviriler yapacak kadar bilirdi. Fransız kültürünü, edebiyatını ve felsefesini çok iyi bilen Meriç, belli aşamalardan geçtikten sonra Doğu felsefesine de vakıf olmuştur. Onun İbni Haldun’u tanıması ve anlaması Doğuya ait kanaatlerinde köklü değişikliklerin oluşmasını beraberinde getirmiştir. Zamanı ve mekânı aşan düşünceleri İbni Haldun’un satır aralarında bulan ve bunları Batı felsefesinin ana nüveleriyle sentezleyip harmanlayan Cemil Meriç, yepyeni ufuklar açmıştır düşünce dünyamıza. Tarih felsefesi alanında birikimlerini bu büyük Doğu mütefekkirine borçlu olan Meriç, her kaynaktan beslenmiş ve emsalsiz sentezler oluşturmuştur.

Düşünce dünyamıza bir güneş gibi doğan Meriç’in muhafazakâr kesimden geniş bir okur kitlesi vardı. Bunun dışındaki kitleler ona hep mesafeli durmayı tercih etmiştir. O, tabir caizse bir mektepti. Bu mektepte okuyan ve aydın diplomasını alanlar hayata çok daha geniş çerçeveden bakabilen insanlar oluvermişlerdir. Onlarda fikrî ve amelî taassubun zerresini göremezsiniz. Düşüncelerinde açıklığı ve dürüstçe nazar etmeyi esas alan bu fikir kutbunun okuyucu kitlesi geniş olsa da ahbap kitlesi o derece geniş değildi. Zira onun düşünce ahlâkına vakıf olanlar, açık sözlülüğünü ve eleştiride sınır tanımadığını çok iyi bilirlerdi. Bu yüzden siyasetten de uzak kalmıştır. Çünkü siyasette birilerinin adamı olma, işlerin yürümesi için gerektiğinde yalan söyleme, eğilip bükülme mubah sayılmaktadır. Onun meşrebi bunları kaldıracak genişlikte değildir. Onda insanî perestişin en küçük emarelerini bile göremezsiniz. O getirisi, götürüsü ne olursa olsun daima doğru bildiği yolda gitmeyi yeğlemiştir. Hiçbir dönemde zamana uymamıştır. Bu konuda şöyle der: “Düşünce adamı bir zümrenin emir kulu değildir. Hiçbir merkezden talimat almaz. Bir partiye bağlı olmayabilir. Ama tarihe angajedir. Yani vatandaş olarak vazifeleri vardır: Belli savaşları kabul etmesi, belli tehlikeleri göze alması lazımdır. Bir devrin şuuru olmak zorundadır o. Başlıca vazifesi: Bütün hakikatleri yoklamak, bütün yalanların maskesini yırtmak, kalabalığa doğruyu göstermek…”

Cemil Meriç’in düşünce ve felsefe dünyasını izah ederken onu nereye koyacağımızı şaşırırız. Bir zamanlar, hatta bu zamanlar bile, sağ sol diye insanları iki ayrı mutlak sınıfın içine dâhil edenler Cemil Meriç’i de bu sınıflara sokmaya çalışmış fakat hangisine girmesi gerektiğine bir türlü karar verememişlerdir. Çünkü bazı söylemleriyle ‘sağ’ diye adı koyulmuş sınıfa çatmış, bazı söylemlerinde de ‘sol’un manifestolarını yırtıp parçalamıştır. Fakat gün gelmiş solun insan merkezli dünya tasavvurunu sahiplenmiş, gün gelmiş, inanan kesimlerin manevî kıymetlere mutlak sadakatleri karşısında takdirlerini dile getirmiştir. Nasıl düşünürse düşünsün, hangi cenahtan olursa olsun fertlerin keskin çizgilerle ‘sağ’ ve ‘sol’ diye vasıflandırılmalarını tasvip etmemiştir. Bununla ilgili olarak söyledikleri manidardır:

“Sol-sağ... Çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit… Toplum yapımızla herhangi bir ilgisi olmayan iki yabancı… Sol’un halk vicdanında yarattığı tedailer: casusluk, darağaçları, Moskova; Sağ’ın, müphem, sevimsiz, sinsi bir iki hayal… Hıristiyan Avrupa’nın bu habis kelimelerinden bize ne? Bu maskeli haydutları hafızalarımızdan kovmak ve kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak her namuslu yazarın vicdan borcu…”

Bundan yirmi yıl evvel(13 Haziran 1987’de) aramızdan ayrılan, Karacaahmet mezarlığında ebedî istirahatgâhına çekilen, ardında onlarca eser bırakan Cemil Meriç; bu toprağın fikir sigortasıdır. Fikir namusunun ne kadar mühim bir değer olduğunu, düşüncelere saygı ölçüleriyle geniş bir perspektiften bakmanın algılamayı kolaylaştırdığını bizler ondan öğrendik. Bu ülkede sağı, solu ve gerçek yolu anlamak isteyenlerin Cemil Meriç’in rahle-i tedrisatından geçmeleri şarttır. Çünkü o, bu iğreti kesimlere bakılması gereken noktadan bakmış, kendini bunların öte yanında bir münzevi olarak saymıştır. Bu ülkenin aydınlarının, aydın adaylarının, vatanseverliği ve sağduyuyu ana eksen kabul edenlerin onun eserlerinden soluklanması şarttır. Bu Ülke’yi, Jurnal’i, Mağaradakiler’i okumayanın aydın diye vitrinlerde boy göstermesi, tafra satması aldanış ve sığlıktan başka bir şey değildir.

İnsanların fikir taassubuyla hareket ettiğini, az düşünüp çok konuştuğunu, fikirlerin çilesinin çekilmediğini, basiret fukaralığının had safhaya ulaştığını gören Cemil Meriç, yaşadığı toplumdan gittikçe uzaklaşmış, hiç tasvip etmediği halde fildişi kulesine kapanmıştır. Bu çok arzu duyarak yaptığı bir eylem değildir. Vasat idraklerin üstün idrak, üstün idraklerin vasat olarak algılandığı bir cemiyette kuru kuruya çene çalmaktansa namusla bir kenara çekilmek, onun yaygın tabiriyle fildişi kuleye kapanmak daha tutarlı bir davranıştır. O, fildişi kulesinde boş durmamış, cemiyetin irfanı ve ihyası için düşünce çarkını işletmiştir. Onun toplumla mesafeli oluşu fikir dünyasının onlardan kopuk olduğu anlamına gelmez hiçbir zaman... O, daima Türk milletinin tefekkür ve anlama merakını diri tutmanın mücadelesini vermiştir. Şayet o merak sönerse beyindeki esaret zincirleri daha da güçlü bir hâl alır.

Toplumdan soyutlanma, yalnızlık ve kenarda duruş Meriç’in kişisel tercihiydi. Fakat onun bu noktaya gelişinin biriken sebepleri inkâr edilemez şüphesiz... Gerçi şairlerin, yazarların ve mütefekkirlerin yalnızlığı, verimliliğini de beraberinde getirir. Şuurlu bir okuyucu için bu bir kazançtır kanaatimce. Lakin işi küsme noktasına getirince ve topyekûn köprüleri atınca fikir akışı sekteye uğrar. Demek ki bunun da ölçüsünü iyi koymak gerekir. Doğunun dağınıklığı ve Batının inkırazı üzerinde isabetli teşhislerde bulunan ve çözüm önerileri getiren Cemil Meriç’i fildişi kulesine mahkûm eden zamanın aydın(cık)ları, bunu iyi niyetle yapmadılar. Fakat onların şer niyetle yaptıklarından hayır doğdu neticede…

Cemil Meriç’i düşünce dünyasında bir yere koyamayan insanlar böyle bir durum karşısında hayal kırıklıklarını saklayabilmiş değiller. Muhafazakârı, da, marksisti de, ateisti de, hümanisti de, modernisti de, liberali de, geleneğe tutunanı da ondan okkalı şamar yemiştir. Şamarı yiyen ondan uzak durmuş, şamarın nedenini düşünmeden nefret oklarını yanından eksik etmemiştir. Oysa onu anlamaya, reddin sebeplerini kavramaya çalışsalardı hiçbiri bataklıklarda debelenerek zaman kaybetmezdi. Meriç’i arafta yolunu şaşıran bir yolcu olarak göstermek isteyenler olmuşsa da bu onun hayatıyla ve eserlerinde işlediği dünya görüşüyle uyumlu bir tez değildir. O, yolunu bulmuş bulmasına, fakat uzun ve tali yollarla dolu yolculuğunda düşüncesini ve kanaatlerini zenginleştirmenin, somutlaştırmanın, delillendirmenin gayretini diri tutmuştur. Fikirlerini ince eleklerden geçirerek adeta süzmüştür. Kalan artıkları öze bulaştırmadan derhal bertaraf etmiştir. Onun sırça sarayları her zaman kütüphaneler ve kitapların gizli dünyası olmuştur.

Cemil Meriç’i anlamak için yapılması gereken en kestirme ve en doğru iş onun kitaplarında uzun ve meşakkatli bir yolculuğa çıkmaktır. Meşakkatli diyorum, çünkü onun eserlerini bir roman gibi okursanız satır aralarındaki düşünce rezervlerini fark edemezsiniz. Onun sadık müritleri(okuyucuları), hocalarından aldıkları ilhamı büyük bir özenle ipeklere sararak kitlelerin idrakine sunarlar. Belki bekledikleri çoğunluğa erişemezler ama ulaştıkları bir kişi de olsa bu zaman içerisinde halka halka genişleyerek toplumun hafızası olma yolunda ilerler. Onun satır aralarına gömdüğü altın hükmündeki fikirler uyanık ve kadirşinas okuyucuların dikkatlerinden kaçmayacaktır. Bu düşünce şövalyesi, çağın idrakine giydirilen deli gömleklerini üzerinden atmış, okuyucularını da bu konuda uyanık olmaya çağırmıştır. İyi ki Cemil Meriç gibi bir fikir abidemiz var. O varsa hezeyanlar vız gelir bize…



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın yazarlar ve yapıtlar kümesinde bulunan diğer yazıları...
Gevheri'nin Hayatı ve Şiirleri
Yusuf Has Hacip'in Şâirlere Bakışı
Trabzonlu Edebiyat Tarihçisi Nihat Sami Banarlı
M. Nihat Malkoç "Sevgini En İyi Sen Anlat" Şiir Yarışmasında Türkiye Birincisi Oldu
Kanunî'nin Şâirliği
Zevrakî"nin Kırıldı Gönül Sazı
Tarihi Sevdiren Adam: Yavuz Bahadıroğlu
Hüseyin Albayrak'ın Kaleminden "Trabzon'un Fethi"
"Gülün Vedası" Yahut Bahattin Yıldız'ın Şahadeti
Altın Kuşağın Son Yıldızı: Vüs"at O. Bener

Yazarın İnceleme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Arif Nihat Asya'nın Doğumunun 100. Yılı
Vatan Sevgisi İmandandır
Veremle Savaş
Okul ve Hapishane
Memleket Havası ve Köprübaşı Tv Sitesi
Bir On Kasım Sabahı
Yapraklar Dökülür Kasımlarda!..
İlköğretim Okulları ve 100 Temel Eser
Sabrın Sonu Selâmet
Öğretmenler Günü

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Tutumlu Ol Çocuğum [Şiir]
Halep'e Kelepçe [Şiir]
Yerli Malı Kullanın [Şiir]
İfrit İle Karınca (Manzum Masal) [Şiir]
Çanakkale Geçilmez [Şiir]
Sevgi Çınarı [Şiir]
Madur Dağı Güzellemesi [Şiir]
Başöğretmen Atatürk [Şiir]
Atatürk Öldüğünde… [Şiir]
Sevgi Köprüleri [Şiir]


M.NİHAT MALKOÇ kimdir?

NİHAT MALKOÇ’UN BİYOGRAFİSİ Beş çocuklu bir ailenin en küçük ferdi olarak 1970 senesinin 1 Haziran’ında Trabzon’un Köprübaşı ilçesine bağlı Gündoğan Köyü’nde hayata “Merhaba” dedi. İlkokulu komşu köy olan Güneşli Köyü’nde okudu. Orta ve lise öğrenimini Köprübaşı Lisesi’nde tamamladı. En büyük emeli iyi bir hukukçu olmaktı. Lise son sınıfta girdiği üniversite imtihanında KTÜ/Fatih Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü’nü kazandı. Dersaneye gitme imkânı ve zaman kaybına tahammülü olmadığı için kazandığı fakülteyle yetindi. 1992 yılında okulu bitirdi. İlk göz ağrısı olarak nitelediği Gümüşhane’de beş yıla yakın öğretmenlik yaptı. Her geçen gün öğretmenliği daha çok sevdi. Artık öğretmenliği bir tutku olarak görüyor. Vatan borcunu İstanbul’da Kara Kuvvetleri Lisan Okulu’nda Yedek Subay Öğretmen olarak onurla yerine getirdi. Bu peygamber ocağında yüzlerce yabancı subaya güzel Türkçe’mizi öğretti. Ankara’da girdiği sınavı kazanarak Akçaabat Anadolu İmam-Hatip Lisesi’ne Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni olarak atandı. Burada iki yıl görev yaptı. Daha sonra girdiği yazılı ve sözlü imtihanı kazanarak Türkî Cumhuriyetlerden Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’a,üç yıl görev yapmak üzere, öğretmen olarak gönderildi. Burada Mahdumkulu Türkmen Devlet Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde ve İlâhiyat Lisesi’nde Türk Dili öğretmeni olarak çalıştı. Yine Aşkabat’ta Türkçe Öğretim Merkezi’nde(TÖMER) bir yıl boyunca değişik milletlerden kişilere Türkçe’yi sevdirerek öğretti. Şu anda Akçaabat’a bağlı Derecik İlköğretim Okulu’nda görev yapmaktadır. Bugüne kadar,en büyüğünden en küçüğüne kadar onlarca dergi ve gazetede fikrî,edebî,felsefî ve kültürel konularda yüzlerce yazı ve şiir yazdı. Bu yayın organlarından Türk Edebiyatı,Türk Dili,Bizim Çocuk,Çınar,Bizim Azerbaycan,Anadolunun Sesi,Üniversitelinin Sesi,Türkiye,Bizim Okul,Şenliğin Sesi,İnsanlığa Çağrı,Yeni Sesleniş,Gençliğin Sesi gibi dergilerde;Türksesi,Demokrat Gümüşhane,Kuşakkaya,Ortadoğu,Yeni Mesaj,Hergün,Candaş,Edebiyat,Bolu Üçtepe,Akçaabat Yeni Haber,Karadeniz Olay,Hizmet gibi gazetelerde yıllardan beri deneme,makale,fıkra ve şiirler yazmaktadır. “Bizim Okul” isimli kültür,sanat ve edebiyat dergisinin Yazı İşleri Müdürlüğü’nü yaptı. Kültürel organizasyonların çoğunda aktif olarak görev aldı. Sevgi,Dostluk ve Kardeşlik konulu şiir yarışmasında birincilik,Trabzon Belediyesi’nin düzenlediği Çevre ile ilgili yarışmada birincilik,yine aynı belediyenin düzenlediği “İki binli Yıllara Doğru Trabzon” konulu makale yarışmasında mansiyon,Akçaabat Belediyesi’nin değişik zamanlarda organize ettiği şiir yarışmalarında birincilik,ikincilik,üçüncülük ödülleri kazandı. Karadeniz Yazarlar Birliği kurucularındandır. Halen bu birliğin üyesidir. Bunların yanında elinin altındaki öğrencilere rehberlik ederek ve bizzat örnek olarak,onların da pek çok kültürel yarışmada ödüller almasına zemin hazırlamıştır. İkisi kız,biri erkek olmak üzere üç çocuk babasıdır.

Etkilendiği Yazarlar:
Necip Fazıl Kısakürek,Mehmet Akif Ersoy,Yahya Kemal Beyatlı


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © M.NİHAT MALKOÇ, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.